ANKARA (QHA) -

Ölümünün 79. yıldönümünde saygı,sevgi ve özlemle andığımız, Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü daha iyi anlamak ve anlatmak için, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü dolayısıyla Başkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Evrim Gürtunca ile konuştuk.

QHA muhabirine konuşan Gürtunca şunları kaydetti:

“Bu yıl, Atatürk’ün ebediyete intikalinin 79. yıldönümü. Öncelikle kendisini rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Atatürk’ü layıkıyla tanımanın ve Türk milleti için ne ifade ettiğini anlamanın en iyi yolu, onun söylev ve demeçlerini okumak ve üzerinde düşünmektir. Zaten kendisi de, “beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir” demiştir. Bilindiği gibi UNESCO, 1981 yılını, Atatürk’ün 100. Doğum yıldönümü olması sebebiyle, Atatürk yılı olarak ilan etmişti. Atatürk, uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş, gelecek kuşaklara örnek olacak; eğitim, bilim ve kültür alanlarında olağanüstü bir devrimci olarak tanımlanmıştı. Aynı zamanda, ulusal mücadele ve çağdaşlaşma lideri olan Atatürk’ün evrensel nitelikleri ortaya konmuştu. Buradan yola çıktığımızda, Atatürk’ün, Türk milletini muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için gösterdiği çabalar ve bu yolda attığı adımlar üzerinde durmak gerekir. Öncelikle, Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğunu söyleyerek, egemenliği saltanattan alıp millete vermiş ve Cumhuriyetin ilanından sonra, Türk milletinin kalkınması için birçok adım atmıştır. Bir milletin kalkınmasında en önemli araç olan eğitime layıkıyla önem vermiş ve daha Milli Mücadele döneminde, Sakarya Muharebesine hazırlanırken, cepheden bir günlüğüne Ankara’ya gelerek Maarif Kongresini toplamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra ise, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Yeni Türk alfabesinin kabulü, millet mektepleriyle başlatılan okuma yazma seferberliği, mesleki ve teknik eğitim okullarının açılması, yurtdışından eğitim uzmanları getirilerek onların bilgi ve tecrübelerine başvurulması, Hukuk fakültesinin açılması gibi atılımlarla Türk milletinin eğitim alanında ilerlemesi için çok çaba göstermiştir. Hatta TBMM açılış konuşmalarında dahi eğitimle ilgili yapılan ve yapılması planlanan düzenlemelerden söz etmiştir. Türkiye’nin eğitim ve öğretim yapısının her anlamıyla milli bir nitelikte olacağını söyleyerek, devletin eğitim faaliyetlerine önem vermesi gerektiğini vurgulamıştır. “Türk çocukları atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” sözüyle de, Türk tarihine büyük önem verdiğini göstermiş ve Türk çocuklarının milli tarih bilinciyle yetiştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu konuya atfettiği önemi, Türk Tarih Kurumunu kurarak göstermiştir. Buna bağlı olarak Türkçenin tarihsel köklerinin araştırılması için Türk Dil Kurumunu kurmuştur. “Türkçe düşünmek, Türkçe konuşmak ve Türkçe davranmak esastır” sözleriyle,  Türk diline verdiği önemi vurgulamıştır. Tabii bu atılımların hepsinin ulus-devlet olmanın esaslarından olduğu unutulmamalıdır. Zira Atatürk, Türk milletinin karakterinin yüksek olduğunu, Türk milletinin çalışkan ve zeki olduğunu ve Türk milletinin milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bildiğini vurgulamaktadır.

Atatürk gerçekten ileri görüşlü bir liderdir. Bunun yanında, iyi bir dinleyici ve iyi bir gözlemcidir. Konuşurken karşısındakinin gözlerinin içine bakarak ve empati kurarak dinlemesi onun liderlik sırlarındandır. Duygusal zekâsı, etkili bir halk önderi olmak açısından temel önem taşır. Bilim ve aklın yanında sezgisel anlayışın gücüne de önem verir. Fakat onu farklı yapan ve birçok yazı ve konuşmalarında sıklıkla kullandığı 3 terim, ilgi çekicidir. His, dimağ ve vicdan. Atatürk hakkında araştırma yapan George Gawrych’in bir tespitidir bu ve terimleri şöyle açıklar:

His, Atatürk’ün zihni ile kalbini iliştiren insani duygudur. Duygular ise insan ruhunun ayrılmaz parçasıdır ve bir lider olarak Atatürk, kendi duygularıyla başkalarının duygularını, duygusal zeka ile birleştirmeyi başarmıştır.

Dimağ, insanların bilişsel etkinlikleri anlamına gelir. Atatürk’ün kullandığı şekliye dimağ, zihin kelimesi ile karşılanabileceği gibi, akıl ve mantık kavramları ile de açıklanabilir.

Vicdan, Atatürk’ün kullandığı şekliyle, bireylerin ve toplumun, iyiyle kötüyü ayırt edebilmesini sağlayan manevi bir pusuladır. Atatürk, hem kişisel hem de ulusal vicdandan söz eder. Fazilet ve ahlakı vicdanla ilişkilendirir. İşte, birbiriyle sürekli etkileşim halinde olan bu his, dimağ, vicdan üçlüsünün bir araya gelerek oluşturduğu etki, Atatürk’ü farklı kılar.

Bu özellikleriyle Atatürk, 1905 yılında, imparatorluktan, bir Türk devleti çıkarmayı kafasına koymuştur. Kafasına koyduğu ulus devletin kuruluş ve gelişim sürecinde, Türk milletinin ilerlemesi ve çağı yakalaması adına yaptığı bütün atılımları, ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak adına yaptığını vurgulamıştır. Türk milletine hak ettiği değeri verdiği ve Türk milletini “yüksek bir insan toplumu” olarak tanımladığı için Türk milleti Atatürk’ü çok sever.

Atatürk, diğer liderlerden farklıdır. Gerçekçidir, meselenin özüne inen bir liderdir, iyi bir dinleyicidir, iletişime önem verir, sorunu iyi tanımlar, çözüm odaklıdır, gözlemcidir, her konuyu iyice muhakeme eder, hedefe yöneliktir, kararlıdır, insana değer verir, yaptığı işe inanır ve ikna yeteneği kuvvetlidir. Bu özellikleriyle, büyük bir asker ve devlet adamı olmuştur. Onun bu özelliklerini özümseyerek hayatına devam eden bir kişinin insan ilişkilerinde ve meslek hayatında başarılı olmaması mümkün değildir.”

 

QHA