ANKARA (QHA) -

Türklük ve Türkiye sevgisiyle bilinen ve 20'inci yüzyılın en önemli edebiyatçılarından biri olan Kazak şair Mağcan Cumabay, doğumunun 125'inci yılında münasebetiyle 19 Şubat’ta Ankara’da düzenlenen bir programla Gazi Üniversitesi’nde anıldı.

Programa Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekulı, Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov ve Gazi Üniversitesi Rektörü İbrahim Uslan katıldı.

Yalçın Topçu açılış konuşmasında, “25 Haziran 1893 de dünyaya gelen Türk-İslam dünyasının bu aziz şehidinin bu yıl doğumunun 125’inci yılıdır. Türk-İslam dünyasının şehidi ve rol modeli Mağcan Cumabay’ın, Türk-İslam dünyası ile tekrar buluşmasına vesile olan ve her yıl Mağcan Cumabay adına ödüller verilmesine vesile olan aksakalımız NursultanNazarbayev’i saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. TÜRKSOY’a, değerli Düsen Kaseinov Bey’e ve ekibine, bizi Türk-İslam dünyasının bu aziz şehidini ve Kazak Türk Edebiyatı’nın 20. asrın başındaki yıldızını, bu önemli şairini bu vesile Türkiye’deki öz kardeşlerine hatırlattığı için teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Topçu konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: 

“Mağcan Cumabay Kazak Türklerinin tarihe geçmiş en önemli bağımsızlık mücadelesi olan ‘Alaş Orda’ hareketinde önemli görevlerde bulunmuştur. Eserleri ile Kazak Türklerinin Sovyetleşmesine engel olmaya çalışmış, ata yurtlarına ve bağımsızlıklarına sahip çıkmalarının gerekliliğini savunmuştur. Milleti Türk, yurdu Türkistan, hedefi ise İsmail Gaspıralı gibi Türk Dünyasında dilde, fikirde, işte birlik düşüncesi olmuştur.”

 

“Dönemin Rus Edebiyatçıları ona ‘Kazakların Puşkin’i’ demişleridir”

“O dönemin Rus Edebiyatçıları fikirlerini beğenmese de edebi tarzından dolayı ona ‘Kazak’ların Puşkin’i’ demişlerdir. Yazdığı eserler ve fikirleri Stalin yönetimini rahatsız etmiş, kendisine ve gönüldaşlarına yasaklar, tehditler ve zulümler başlatılmıştır. Fakat bu şerefli şehit vakur duruşunu hiç bozmamış ve dilinden şu sözler dökülmüştür: ’Ne göreceksem Alaş için görürüm, öleceksem de vatan için ölürüm.’ 1930'da Sürgüne gönderilen ama bir gün olsun vatan sevgisinden ödün vermeyen Türk Dünyasının şehidi Mağcan Cumabay. 1936'da hapisten çıkar ama KGB peşini bırakmaz. Stalin hükümeti, davasından vazgeçmeyen bu şerefli Kazak Türküne akla hayale gelmeyecek zulüm ve işkenceler yapar. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı'nda kardeşleri ile savaşarakşehadeti arzulayan aziz şehidimiz Mağcan Cumabay 1938 yılında Müslüman ve Türk düşmanı katil diktatör Stalin tarafından daha 45 yaşındayken kurşuna dizilerek şehit edilir.”

Kurtuluş Savaşı’na sesleniş: Uzaktaki kardeşim

“Mağcan Cumabay Çanakkale ve Kurtuluş Savaşımız zamanında, bizden uzakta kalmış bir kardeşimiz olarak elinden geleni yapmış, bir yandan şiirleri ile kardeşlerine

‘Uzakta ağır azap çeken kardeşim,

Kurumuş lale gibi solan kardeşim,

Düşman kuşatmasının tam ortasında,

Göl gibi gözyaşı döken kardeşim’ diye seslenirken diğer yandan da zor şartlar altında adeta kapı kapı dolaşarak topladığı yardımları Kurtuluş Savaşına bir katkı olsun diye Moskova’daki Türk elçiliğine teslim etmiştir. Mağcan Cumabay şehidimizi, medeniyet coğrafyamızın her bir köşesinde Allah için, millet için, vatan için, bayrak için, namus için, özgürlük, için canını feda eden bütün şehitlerimizle birlikte rahmet, minnet ve şükran’la anıyorum. Rabbimizden bizleri de şefaatlerine nail etmesini diliyorum.”

“Terörle mücadelede uygulanan yaptırımlar Fırat’ın katillerine de uygulanmıştır”

20 Şubat 2015 tarihinde Ege Üniversitesi’nde çıkan kavgada öldürülen Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nu da anan ve bu olayının hiçbir zaman unutulmayacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, “Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun Ege Üniversitesi’nde profesyonel katil PKK teröristlerince katledilmesi olayı devletimizce terörle mücadele konusunda atılan kararlı adımlar, uygulanan yaptırımlar ile sonuca kavuşacak katiller hesabını devlete verecek. Bu hususta hukukun gereğini yapan YÖK Denetim kuruluna ve başkanına teşekkür ederim" şeklinde konuştu.

Adana’da bir ilköğretim okulunda kurulan kütüphane için Kültür Bakanlığı zamanında kitap desteğinde bulunduğunu, yeni açılan kütüphaneye ‘Fırat Yılmaz Çakıroğlu’ adının verilmesinin kendisini çok duygulandırdığını ifade eden Topçu, “Kütüphanenin kurulmasında emeği geçen arkadaşımızın bana yazdığı mektup ve öğrencilerin fotoğrafları bizleri çok duygulandırdı. Hukukun tahakkuk etmesi, o katile müebbet hapis cezası verilmesi, üniversite yönetimine yargı yolunun açılması gibi gelişmeler  Fırat’ımızı geri getiremez belki ama hukukunun korunması olası faciaları önler ve katiller için caydırıcı olur. Fırat’ımız artık binlerce gencimizin rol modelidir.Onun vatan, millet, bayrak ve devlet için canını verip şehit olduğu değerler milyonların ülküsü ve ilkesidir onu milyonlar kıyamete kadar kalbinde yaşatacaktır. Mekanı cennettir inşallah peygamberimizin meclisinde Hz.Hüseyin'le beraberdir şehidimiz inşallah" ifadelerini kullandı.

 

“Mağcan ve Çakıroğlu gibi rol modellerimiz zaferlerimizin teminatıdır”

“Mağcan gibi rol modellerimiz ve beş bin yıllık şeref ve şanla dolu tarihimiz, bugün karşı karşıya kaldığımız bu küresel terör sarmalından Allah’ın yardımıyla zaferle çıkacağımızın teminatıdır." diyen Topçu ayrıca: "Devlet-millet elele, güvenliğimiz ve istiklalimiz için BM’nin 51. maddesi gereği, askerimiz Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak ve orada yaşayan kardeşlerimizi terör örgütlerinin zulmünden kurtarmak, aynı zamanda da güvenliği barışı, adaleti sağlamak için Zeytin Dalı Harekatı’nı yürütmeye devam etmektedir. Sivil hassasiyetli bu şerefli mücadelemizde, müttefiklerimizden, dostlarımızdan, müttefikliğin ve dostluğun gereğini bekler, düşmanlarımızında şunu bilmelerini isteriz: ‘Kürşat’ın narası ile indik Tanrı dağından, Ruhumuzu kandırdık Orhun’un kaynağından, Bu kaynaktan içenlerin yürekleri tunç olur. Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur’ ” dizeleriyle konuşmasını sonlandırdı.

QHA