KİEV (QHA) -

Kırım Tatar kökenli Ukraynalı yönetmen Ahtem Seytablayev Kıtım Tatar halkının tarihinin trajik bir olayını, 1944 Sürgününü anlatan Haytarma filmi gösterime çıktıktan sonra ünlü oldu. Film Kırım’ın kültürel, sosyal ve siyasi hayatının önemli olaylarından biri oldu. Daha sonra bu film sayesinde Ukraynalılar da Kırım Tatarlarını daha yakından tanıma şansına sahip oldu. Haytarma filmi kırktan fazla ülkede gösterildi.

Ancak Ahtem Seytablayev sadece Haytarma filmiyle tanınmıyor. O sanat kariyeri boyunca sinema ve tiyatroda yüzlerce rol oynadı, pek çok kez yönetmenlik yaptı ve televizyon projelerine el attı. Şu an “Onun Kalbi” isimli film üzerinde çalışıyor ve Ukrayna Donetsk Havalimanı savunucuları olan Cyborgları konu alan filmin çekimlerine hazırlanıyor. Kendi halkı ve Ukrayna için olabildiğince çok şey yapmak istediği için Seytablayev her yere ve her şeye yetişebiliyor. Sürgün deneyimini yaşadıktan sonra o Vatana dönüşün belirli bir coğrafi noktaya dönmek olmadığını, anayurduna dönmek için neler yapmaya hazır olduğunu anlamaktan ibaret olduğunu fark etti.

Ukrayna’nın doğusunda bulunan Donbas bölgesinde askeri çatışma başladıktan sonra Ahtem Seytablayev defalarca meslektaşlarıyla birlikte askerlere moral vermek için cephe hattını ziyaret etti. Kendisi ayrıca Ukrain dili öğreniyor ve röportajı sırasında da sadece Ukraince konuşmaya çalışıyor. Bu, devlet dilini öğrenmemek için bahaneler uyduran Ukraynalı yetkililere ve gençlerin aslına neyi örnek alması gerektiğini de gösteriyor.

Kırım Tatar yönetmen ve oyuncu Ahtem Seytablayev Kırım Haber Ajansı (QHA) için verdiği röportajda Kırım’ı işgalden kurtarmak için yürütülmesi gereken enformasyon stratejisini ne şekilde gördüğünü, gelecekteki planlarını ve diğer şeyler hakkında konuştu.

 

QHA: Sayın Seytablayev, Kırım’ın işgalinin yıldönümü yaklaşıyor. Rus işgalciler kirli çizmelerini Kırım topraklarına bastığından beri üç yıl geçti. Siz şahsen Ukrayna’nın kaybettiği toprakları için savaşmaya devam ettiğini hissediyor musunuz?

Cumhurbaşkanının bu yönde çok çalıştığını görüyorum, belirli bir devlet politikası mevcut. Ancak, Kırım konusunun Ukrayna vatandaşları için önemini kaybetmeye başladığı hissi beni rahatsız ediyor. Çoğu insanın savaştan, Kırım’ın ve Donbas bölgelerinin işgalinden, fiyatların yükselmesinden ve bu tür konulardan bıktığını anlıyorum. Ancak bu neyle karşılaştırdığımıza bağlı. Mesela bir anne, Allah korusun tek bir oğlunu Vatanını savunurken kaybediyorsa sen de o sırada bir konuşmada birilerin kötü haberlerden bıktığını, mücadele etmekten sıkıldığını duyuyorsan bunlar kabul edilemez. Bu şekilde sadece savaş ve işgalden hiçbir şekilde etkilenmeyen insanlar konuşabilir.

QHA: Hala Rusya’da konser veren Ukraynalı sanatçılara ne demeli?

İşgalci ülkeye gidip konser vermekten ve orada para kazanmaktan utanmayan Ukraynalı sanatçılar standart bir cümle söylüyorlar: ”Sanat siyasetin dışında”. Onların bakımından böyle olabilir. Ancak gerçek ise bambaşka, bu alçaklık ve kirli bir iş.

 

QHA: Sizce, Kırım’ı işgalden kurtarmak için devlet politikasında neler eksik?

Medya araçları hakkında konuşursak, merkezi ve diğer televizyon kanallarının belirli bir politika yürütebileceği bir enformasyon stratejimiz eksik. Bunda ticaretin etken olduğunu anlıyorum. Ancak devlet, aydınlatıcı, eğitici fonksiyona sahip olan programları üretsinler diye kanalları motive edebilir. Örneğin Kırım’ı neden geri almalıyız, orada yaşananları anlatmak için veya işgal edilen topraklarda yaşayanlar için haberleri aktarabilimek için. Kırım sakinleri, onları unutmadığımızı ve onları Kremlin işgalinden kurtarmak için elimizden gelen her şeyi yaptığımızı anlamalılar. Ayrıca bu programlar çeşitli yönlerde olmalı, tarihi, güncel, gelecek hakkında düşünceler vs.

 

QHA: Büyük çocuklarınız Kırım’da yaşadığı için işgal konusu sizin için daha da güncel. Çocuklarınızla ne kadar sık görüşebiliyorsunuz?

Çocuklar Kırım’da anneleriyle yaşıyor. Buraya, Kiev’e de sık sık geliyorlar ve biz görüşüyoruz. Ben tabii ki her normal insan gibi çocuklarımın yanımda olmasını istiyorum. Ancak şimdilik bu imkansız. Kızım Nazlı Yönetmenlik Bölümünü bitirdi, oyunculuk tecrübesi de var 20’den fazla filmde rol aldı.

 

QHA: Şu an “Onun Kalbi” filmi üzerindeki çalışmalarınızın son aşamalardasınız. İzleyiciler filmin bu isimle çıkacağını bekliyor. Ancak yakın zaman önce filmin isminin değiştirileceği hakkında konuşuldu…

Galiba filmin adını değiştireceğiz ve filmin adı “Saide” olacak ana karakterin adı.

 

QHA: Bu değişik neden yapılıyor?

Filmin “Onun Kalbi” adını senarist Nikolay Rıbalka önerdi. Bu isim gerçekten güzel. Ancak bana göre “Saide” daha net. İsminde bir mesaj var. Ve filmin kimin hakkında ve neler hakkında olacağını gösteriyor. Ayrıca bu Saide Arifova ve hayati tehlikeye aldırmadan, insanları kurtaran herkesin anısına övgüdür. Kırım’da 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudileri kurtaran birçok Kırım Tatarı kadın vardı.

QHA: Yönetmen Ahmet Sarıhalil, Kırım Tatarlarının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu hakkında belgesel çekti. Siz de Kırımoğlu hakkında film çekmek istediğinizi söylemiştiniz? Sizin filminiz nasıl olacak?

Eğer böyle bir film çekmeye kalkışırsam bu yol hikayesi tarzında olacak, Mustafa aganın hayatından bir günü, 2 Mayıs 2014'ü yani işgalcilerin ona Kırım’a girişi yasakladıkları günü anlatacak. Dramaturji açısından konuşursak ben bunun bir klasik dram olmasını planlıyorum. Şimdilik bunlar sadece benim düşüncelerim, çünkü önümüzdeki sene için planlarım belli. Ancak bu filmi çekmeyi de hayal ediyorum.

 

QHA: Kiev’deki “Kırım Evi” kültür alanının müdürlüğü görevine adaylığınızı koydunuz. Neden bu kararı aldınız?

Eğer ben sadece Kırım Tatarlarına değil, kendini Ukrayna vatandaşları olarak gören ve şu an işgal edilen yarımadada yaşayan insanlara bir şekilde yararlı olabileceksem, neden bunu yapmayım? Bana göre “Kırım Evi” bizim için hayal ettiğimiz çeşitli milletlerin yaşadığı Kırım’ın modeli haline gelmeli. Erken yaşlardan başlayarak bize birbirimizi anlamaya ve tanımaya yardım eden öncelikle belirli bir kültür stratejisi olmalı. Kendi amacımı ilk önce bu yönde görüyorum. “Kırım Evi” bizim dönmek ve yaşamak istediğimiz Kırım’ın modeli olmalıdır.

“Kırım Evi” konuşmaların, tartışmalarının düzenlendiği, kültürel ve sosyal aktivistlerin, kanaat önderlerinin davet edildiği bir kültür merkezi olmalı. Şimdiden neden “Kırım Tatar Milli Özerklik” kavramında korkulacak bir şeyin olmadığını anlatmak gerekiyor. Ve Kırım’ın sübvanse edilen bölgeden devlet bütçesine katkı sağlayan bölgeye dönüşebileceği ispat edilmeli.

 

QHA: Eğer istediğiniz olur ve “Kırım Evi” müdürlüğü görevi sizin olursa, orada nasıl bir takımla çalışmaya başlayacaksınız?

Çok güçlü bir takım olmalı. Hayal ettiğimiz her şeyi hayata geçirebilecek bir takım. Ben bir yere geldikten sonra  kendi çıkarları için insanları işten çıkaran insanlardan değilim…

Sanat topluluklarıyla çalışma konusunda büyük deneyimim var. Farklı duygular ve karakterlere sahip insanlarla çalışma deneyimim var. Bu görev bana emanet edilirse profesyonel ve iyi çalışan insanları görevlerinde bırakmak için çalışmalar yapacağım. Ondan sonrasını görürüz…

QHA: Sizin çalışma grafiğiniz çok yoğun, yönetmenlik işi, sinema rolleri, televizyon projeleri... “Kırım Evi”nde çalışmak için zaman ayırabilecek misiniz?

Evet, ben çok meşgulüm. Bu konu ile ilgili tüm suçlamaları ben iltifat olarak algılıyorum. Eğer tüm işleri yüzde yüz yapmak için zaman ayıramayacak duruma gelirsem, istifa veren ilk insan olacağım.

 

QHA: Bazı siyasetçiler son olayların çerçevesinde Donbas’ın sadece Kırım’ı tamamen teslim ettikten sonra serbest bırakılabileceğini söylüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kendi ailelerini teslim etsinler.

 

QHA: Siyasi güçler sizi kendi taraflarına çekmeye çalıştılar mı?

A.S: Davet etmişlerdi, birçok kez. Ancak ben her zaman reddediyorum, çünkü kendimi hiçbirinde görmüyorum. Benim siyasi gücüm; Ukrayna ve Kırım.

Olga Volınets

QHA