ESKİŞEHİR (QHA) -

Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi ve Osmangazi Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Cengiz Dağcı Sempozyumu, bugün 16 Mayıs Salı günü törenle başladı.

İki gün sürecek olup 60 bildirinin sunulacağı Cengiz Dağcı Sempozyumu'nun açılış konuşmasını düzenleme ve bilim Kurulu başkanı Prof. Dr. İbrahim Şahin yaptı.

Etkinlikte Kırım'dan yedi kişilik bir bilim heyetinin de katıldığı aktarıldı. Prof. Dr. İsmail Kerim heyet adına teşekkür konuşması yaptı.

Yapımcılığını Neşe Sarısoy Karatay'ın yönetmenliğini de Kırım Tatar Milli Meclisi Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay'ın yaptığı Cengiz Dağcı belgeselinin gösteriminden sonra Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zafer Asım Kaplancıklı, Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen ve Eskişehir Valisi Azmi Çelik; Cengiz Dağcı, Kırım ve Kırım Türklerinin kaderi hakkında konuşmalar yaparak katılanlara başarılar diledi.

Vali Azmi Çelik, açılış konuşmasında şu sözleri kaydetti:

“Öncelikle sempozyum vesilesiyle aramızda bulunan tüm kıymetli bilim insanlarımıza hoş geldiniz diyorum.
 
Cengiz Dağcı, II. Dünya Savaşı’nı her yönüyle yaşamış, 1940 yılında ayrılmak zorunda kaldığı vatanı Kırım’ı eserleriyle yaşatan, her Türk gibi doğup büyüdüğü topraklara aşk derecesinde sevdalı birisidir.
 
Cengiz Dağcı, büyük bir ileri görüşlülükle eserlerini Anadolu Türkçesi ile yazmış; bu sayede bütün Türk dünyasına hitap etme gücünü kullanmıştır. O olmasaydı ne bizler, ne de dünya Kırım'ı bu kadar yakından tanıyamazdık. Bugün herkes için Kırım denince akla Cengiz DAĞCI, Cengiz DAĞCI denince de Kırım gelir.
 
Cengiz DAĞCI dolu dolu 22 yıl yaşayabildiği vatanından uzakta geçirdiği 69 yıl boyunca Kırım - Tatar Türklerinin sesi olmuştur. Savaş ve esaret yıllarıyla beraber ömrünün büyük bir bölümünü gurbette geçiren, vatan hasretini çok güçlü duygularla milyonlarla paylaşan; bir daha gidemediği, göremediği, havasını soluyup, suyunu içemediği toprakları romanlarında yaşatmıştır. Rus mezalimi altında ezilen, en doğal hakları ellerinden alınıp vatanlarında yaşamalarına dahi izin verilmeyen insanlarının dramını ne bir eksik ne de fazla anlatmıştır.
 
Sözlerime bu duygu ve düşüncelerle son verirken son olarak şunu ifade etmek istiyorum:
 
Ortak kültür mirasımızın en önemli şahsiyetlerinden biri olan Cengiz DAĞCI, her zaman saygı ve sevgiyle hatırlanacak, seçkin eserleriyle aramızda yaşamaya devam edecektir. 69 yıl sonra, vefatının ardından kavuştuğu vatanında huzur içinde uyusun.
 
Ebediyete kadar…”

Osmangazi Üniversitesi Rektörü Hasan Gönen ise şu konuşmayı yaptı:

"Cengiz Dağcı’nın özel oluşu, onun ve mensup olduğu milletin yaşadıklarından kaynaklanmaktadır. 1919 yılının Mart ayında Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğan Dağcı, 1774 Küçük Kaynarca anlaşmasından beri büyük acılar çekmiş bir milletin evladıdır. 

Çocukluğundan itibaren sürgünlere şahit olan Dağcı, bir Sovyet vatandaşı olarak 1938 yılında İkinci Dünya Savaşı’na katılmış, önce Sovyet cephesinde Almanlara karşı savaşmış, daha sonra Almanlara esir düşmüş ve esir kamplarında defalarca ölümle yüz yüze gelmiştir. 

Nihayet savaşın son senelerinde Avrupa’ya geçen Dağcı, 1946 yılında İsmet İnönü hükümeti Türkiye’ye iltica talebini kabul etmediği için İngiltere’ye iltica etmek zorunda kalmış ve ömrünün sonuna kadar bir İngiliz vatandaşı olarak yaşamıştır. O yüzden romanlarının asıl malzemesi hem kendisinin hem de mensup olduğu milletin yaşadıklarıdır. Onun roman kahramanları bu sebeple hayali kahramanlar değildir. Dağcı gerçek kahramanları ve gerçek olayları anlatır. 
Hayali olaylardan ve hayali kahramanlardan ziyade gerçekleri anlatan Dağcı’nın romanları, sadece bir edebiyat eseri değildir; aynı zamanda bir tarih, bir coğrafya kitabıdır. 

Milletlerin tarihinde kültürün taşıyıcısı olarak dilin ve edebiyatın özel bir yeri vardır. Dil edebiyat eserleri vasıtasıyla, kültürü sadece gelecek nesillere taşımakla kalmaz aynı zamanda unutulmaktan kurtarır. 

Kırım Tatarları, tarihleri boyunca birçok kere yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Son olarak İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda 18 Mayıs 1944 tarihinde tren vagonlarına doldurularak Sibirya’ya ve Özbekistan çöllerine sürülen Kırım halkının hikâyesi bir insanlık trajedisidir. 

İlk romanı Korkunç Yıllar’dan başlayarak hemen hemen bütün romanlarında Kırım coğrafyasının ve Kırım Tatarlarının hikâyesini anlatan Dağcı’da edebiyat sadece bir vasıtadır. Çünkü edebiyat eserleri istenirse, bir tarih veya coğrafya kitabının fonksiyonlarını da taşıyabilir. 

Dağcı’nın doğduğu coğrafya ve mensup olduğu millet, biraz tarih bilen herkesin hatırlayabileceği gibi, son iki yüzyılda sık sık yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. O yüzden Cengiz Dağcı, kendi yaşadıklarını anlatırken aslında vatanını ve tarihini anlatmaktadır. Kırım Tatarlarının tarihi, kültürü ve coğrafyası söz konusu romanların asıl kahramanlarıdır. Kırım coğrafyasına ait Türkçe yer isimlerini, Kırım Tatarlarının gelenek ve göreneklerini, türkülerini ve ağıtlarını, destanlarını ve efsanelerini onun romanlarında bulmak mümkündür. Görülüyor ki Dağcı, yok edilmek istenen bir kültürün destanını yazmıştır. 

18 Mayıs 1944’te hayvan vagonlarına doldurularak Sibirya’ya ve Özbekistan çöllerine sürülen Kırım Tatarlarının sadece kendileri değil tarihleri ve kültürleri de yok edilmek istenmiştir. 

Ancak Dağcı’nın romanları sayesindedir ki Kırım Türkü’nün tarihi ve kültürü artık sonsuza kadar yaşayacaktır. Onun hayatını ve eserlerini özel kılan bu destansı diriliş hikâyesidir. Kendi milletinin trajedisini anlatırken tarihini ve kültürünü de ebedileştiren bu büyük romancı 2011 yılının Eylül ayında Londra’da vefat etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın gayretleriyle cenazesi Londra’dan İstanbul’a getirilmiş; oradan da ana ve ata yurdu Kırım’a götürülmüştür. Vatanından uzakta geçirdiği 69 yılın ardından çocukluğunu geçirdiği Kızıltaş köyüne defnedilmiş olması, aslında hepimizin gözleri önünde cereyan eden ilahi bir lütuf, bir mucizedir. 

Hayatından ve eserlerinden kısaca söz ettiğim gençliğimizin kahramanlarından bu büyük romancının adına düzenlenen bu sempozyuma katkıda bulunmuş olmaktan üniversitem adına onur duyduğu hepinizin huzurunda ifade etmek istiyorum."

QHA