PARTİZANI (QHA) -

Akim Ablâkimov, 1929 yılında Kırım’ın Sudak bölgesindeki Taraktaş köyünde doğdu. 88 yaşındaki Ablâkimov, anılarını paylaşmanın çok acı verici olduğunu ifade etti.
 
Röportajın hazırlanması sırasında Akim Ablâkimov’un sürgün hakkında ve vatandan uzakta yaşam hattında hatırladığı her şeyi kaydettiği not defteri bize çok yardımcı oldu. Bu defteri gözbebeği gibi koruyor. Defterdeki yazıların hepsini okuyamadık, sadece o korkunç 18 Mayıs 1944 tarihi ile ilgili anıları içeren ilk sayfaları okuduk…

O gün (18 Mayıs 1944) Akim Ağa evinde değildi. Nenesi Alime ile birlikte Kutlak (Veseloye) köyünde misafirliğe gitti. Kırım Tatarlarının gece ortasında evlerinden sürgün edildiğini öğrenince evlerine dönmek istediler, ama askerler buna izin vermedi.
 
“Vatan hainleri olarak masum insanları vagondan dışarı atıyorlardı…”

- Bugün gibi hatırlıyorum: o gün hafif yağmur vardı. Bizi Kefe’ye getirdiler, orada hayvanların taşındığı katarlar bekliyordu. Getirildiğimiz araçlar arka arkaya vagonlara yanaştı ve hepimiz vagonların içine atıldık. Nereye gittiğimizi bilmiyorum…
 
Vagonda herkes ağlıyordu. Aç durumda ve üşüyerek trende giriyorduk.
 
Tren durdu. Bir kişi bir demir parçası bularak bir şeyler kavurmaya ve pişirmeye çalıştı, bir tüm ekmek yapıldı… Zaporijya geçildikten sonra artık kimse hiçbir şey vermedi.
 
Orta Asya’ya giderken yolda insanlar öldü. Yaşlı kadınlar öldü. Onları demir yoluna attılar. Vagon 2-3 dakika duruyordu. Çok acele ediyordu.
 
Varış noktasına kadar 1 ay gittik, orada ise masum insanları vatan hainleri olarak vagonlardan dışarı attılar, Özbekler ise bizi seyretti…

Anlattığı sırada Akim Ağa kalbi acıyor, ama konuşmasına devam edeceğini söylüyor. 
 
Nenesiyle birlikte Akim Ablâkimov, Özbekistan’ın Semerkant bölgesine, annesi ise başka bir trenle Andican bölgesinde sürgün edildi. 1946 yılında dedesi de ninesiyle kendisine kavuştu fakat sonraki kış vefat etti. Bundan az bir zaman sonra ise Akim Ablâkimov’un nenesi de öldü. Akim Ablâkimov 1947 yılına kadar tek başına kaldı. Bu anıları dile getirirken Akim Ağa göz yaşlarını tutamıyor. 

- İlk yıllarda çok zordu. Bir şeftali için bile öldürüyorlardı… Yiyecek bir şey yoktu. Özbeklere işçi olarak çalıştım, inek çobanlığını yapmam gerekiyordu. Onlarla yaşadım, onlar beni besledi. Açlıktan ölmedim.

Bir süre sonra Akim Ablâkimov’un babası kendisini buluyor. Babası Moskova bölgesinde Tula şehrinde çalışıyordu. Daha sonra Andican bölgesindeki annesi ve 4 kardeşini bulmak istediler.

- Vagonun çatısında, hırsızlar gibi gittiğimizi çok iyi hatırlıyorum. Bir ara haydutlar bizi trenden atmak istedi. Ben vagonunun borusunu tuttum, ağlıyorum, babamın ise çizmelerini çıkarıyorlar, bıçakla tehdit ediyorlar. 3 kişiydiler. Biz korkuyoruz, bizi itseler trenden düşeceğiz.

Akim Ağa ve babası ailesini bulmayı başardı. Darlıkta olsa da hep birlikte yaşadılar. Babası petrol madeninde, kendisi inşaata çalışmaya başlıyor. Yavaş yavaş yaşamları düzene girdi. Ancak sürgün edilen tüm Kırım Tatarları gibi Kırım’ı unutmadılar.
 
“Her milletin kendi köşesi var, bizimkisi Kırım”
 
1989 yılında Ablâlimovlar ailesi yarımadaya dönmeye ve orada iskan olmaya çalıştı. Ama Sovyet yönetimi, Kırım’ın köklü halkının vatanına dönememesi için elinden geleni yapmaya devam ediyordu. Akim Ağa’nın ailesi yarımadanın dışında kendine ev bulmak zorunda kaldı. Bu şekilde Partizanı kabasına (Herson ili Geniçesk ilçesi) yerleşiyorlar. Ama burada da tekrar zorluklarla karşılaşıyorlar. Ailelerin kayda geçirmesi reddediliyordu ve evlerine her akşam gelen polis memurları aileyi dışarı atmakla tehdit ediyordu.

- Çocukları kasten bir alt sınıfa yerleştiriyorlardı. Örneğin çocuk, 4. sınıfta olmak gerekiyorsa 3. sınıfa sokuyorlardı. Okullarca olaylar çıkıyordu. Çocuklar piyoner olmalarına izin verilmediği için ağlıyorlardı.

Evlerinde ancak Akim Ağa’nın çalıştığı kolhoz (tarım üretim kooperatifi) yönetimi ilgilenince ikamet kaydını yapabildiler. Bundan sonra birçok kez Kırım’a giderek vatanda ev satın alma çabalarına rağmen her seferinde yarımadadan kovuluyordu…
 
Söyleşinin sonuna doğru Akim Ağa çok üzgün görünüyordu. Anılarını anlatması zordu, ama konuşmaya devam etmeye kararlıydı.
 
Kırım’a dönmek isteyip istemediği ve Kırım’ın kendisi için ne anlama geldiği ile ilgili geleneksel olan son sorularımızı soruyoruz.

- Tabii ki dönmek istiyorum. Kırım bizim vatanımız. Bizim hayatımız. Her milletin kendi köşesi, doğduğu toprağı var. Bizim de var. Bu Kırım’dır. Şimdi ise Kırım’da ne olduğunu anlamıyorum. Aklım almıyor. Orada sakin bir yaşam sürmek istiyorum, başkalarının da orada yaşamasını istiyorum. Allah hepimize Kırım’da yaşamayı nasip etsin.


Soyleşi: Nastya Belova

QHA