ANKARA (QHA) -

Irak Türkmen Cephesi lideri Erşad Salihi, Kerkük’te büyüyen krizi görüşmek üzere Ankara’ya geldi.

Salihi, görüşmelerinin ardından Al Jazeera'nin sorularını yanıtladı. İşte o röportajdan çarpıcı bölümler:

Tam sizin bayrak krizini görüşmek üzere Ankara’da bulunduğunuz sırada Kerkük’ten bir haber geldi. Kerkük İl Meclisi’nde de vilayetin IKBY’ye ilhakı için referanduma gidilmesi kararı alındı. Ne diyeceksiniz bu kararla ilgili?

Alınan kararlar yasal değil. Kerkük hassas bir bölgedir. Tek taraflı idare edilmesi kesinlikle uygun değil. Karar, vilayet meclisinde Türkmenler ve Araplar boykot ettiği sırada alındığı için de geçersizdir. Hem de Kerkük İl Meclisi, 2010’da çıkarılan İller Yasası 21. maddesine göre kendi başına kanun çıkarma yetkisine sahip değil, Bağdat bu yasalara itiraz edebilir. Bu sebeple kararları bağlayıcı değil. Bu yasaya göre illerin il meclislerinin yetkileri olur. Ancak 2005’te Kerkük’te seçim olmadığı için bu meclis yetkisizdir. Kerkük’ün özel durumundan dolayı kanunda bu belirtilmiştir.

Türkmenlerin atacağı adımlara gelirsek, öncelikle anayasaya aykırı bir hareket olduğu için Federal Anayasa Mahkemesi’ne gitme yolunuz açık. Ancak Bağdat merkezli bu kurumların ne kadar etkili ve bağlayıcı olduğu ortada. Başka bir adımınız olacak mı?

Biz kesinlikle sürekli yasal yolları denedik. Ancak bunlar Kürt partiler tarafından hiçbir şekilde uygulanmadı. Kendileri bir ihtilal şeklinde Kerkük’te bir olay yaratmak istediler. Peşmerge gücüyle, askeri güçleriyle bu ortamı burada arattılar. Demek ki kanuna, hukuka imanları yok. Yanlarında birkaç kişi görünce zannediyorlar ki artık her şey bitti, silah zoruyla gerilim yaratıyorlar.

Biz hep söylüyoruz. Gelecek nesillerin birbirlerinin kanını dökmesine izin vermesinler. İnsan öldürmek bir suçtur. Maalesef Kürt liderleri Kürt toplumunun geleceğini daha çok tehlikeye atıyorlar. Ellerinde olan kazanımlarını da kaybedecekler.

Hukuki yollar var, uluslararası taraflar var. Bunların hepsi istinfaz ettikten [denendikten] sonra, hiçbiri olmazsa zorla bu memleketin aidiyetini bir yere bağlamak çok kötü olur.

Bölgede Türkmen ve Kürt öğrenciler arasında bazı gerginlikler yaşandı. Siz de bunun üzerine ‘silahlar konuşur’ ifadelerini kullandınız. Bölgedeki Türkmenler silahlanıyor mu, silahlı olan gruplar güçlendiriliyor mu?

Türkmenlerin silahlı teşkilatları Peşmerge gibi değil. Kendilerine ait olan bir silahlı güçleri vardır. Türkmen Haşdi Şâbisi de dün tehdit etti Kürt siyasetçileri. ‘Türkmenlerin üzerine giderseniz bizi karşınızda görürsünüz’ dedi.

Haşdi Şâbi’ye gelecektim. Şu an Türkmenlerin işbirliği yapabileceği en etkili güç Haşdi Şâbi grupları...

Şart değil. Onlar hükümete bağlı olan bir güç. Türkmenlerin kendisinin de, Irak Türkmen Cephesi’nin de kendisine ait gücü vardır.

Bu dediğiniz silahlı güçleri büyütme, daha fazla kuvvetlendirme hazırlığınız var mı?

Güçlendirmeye ve hükümet içinde resmileştirmeye çalışıyoruz.

Türkiye bu çalışmaların neresinde?

Yeri geldiği zaman herkesten destek talep ederiz. Ama şu anda Türkmenler kendi bölgelerinde kendi güvenliklerini yasal bir şekilde korumak için her yola başvurmaktadır.

Bayrak krizi sonrası en büyük desteği gördüğünüz Ankara’dasınız. Dün Başbakan Yıldırım’la görüştünüz. Türkiye’den somut anlamda hangi adımları bekliyorsunuz?

Irak’ın toprak bütünlüğü, Türkiye için de önemlidir. Son Başika olaylarının yarattığı Bağdat-Ankara krizi bence geçicidir. Türkiye bazı hususlarda kararlıdır, güvenlik açısından o bölgeye gittiler. Biz Türkiye’nin sadece Türkmenlerin değil herkesin yanında olmasını isteriz. Ama bizim de yanımızda kesinlikle olmasını talep ettik. Çünkü ne olursa olsun Şiilerin İran’ı varsa, Sünnilerin Körfez ülkeleri varsa, Kürtlerin Amerika’sı varsa, Türkmenlerin de Türkiye'si olmasından şüphe etmemek lazım.

Bizim topraklarımızı biz öyle kolaycasına terk etmiş olursak gelen nesillerimiz topraksız kalır. Bir milletin toprağı yoksa gelecekte hiçbir şeyi olmaz. O yüzden Türkiye’de yaşayan Türkmenlere tavsiye ederim, toprağınız bağlıdır, çocuklarınızın geleceğidir. Kendi rahatınız için Türkiye’ye gelmeyin, oralarda mukavemet etmek zamanı gelmiştir.

“Sincar’daki olayların Kerkük’le ilişkisi var”

Ankara’dan Sincar’a yönelik bir operasyon yapılabileceği sinyalleri geliyor. Bunları da son bayrak kriziyle iç içe değerlendirebilir miyiz?

Sincar daha uluslararası bir meseledir. Suriye’yi, PKK’yı, PYD’yi ilgilendiren bir meseledir. Bunların hepsi birbiriyle ilgilidir. Kesinlikle bunu göz ardı etmemek lazım. Sincar’daki olayların mutlaka ama mutlaka Kerkük’le, Tuzhurmatu’yla ilişkisi vardır. O yüzden orada güçlü olmamız gerekmektedir. Silah, ekonomi, insan, kültür alanında Türkmenler kendilerini hazırlamalıdır.

Böyle bir durumda Sincar’da, bayrak krizine rağmen o bölgede PKK ile çatışan KDP ile işbirliği de olabilir mi?

Biz toprağımızı korumak için her şeye hazırız. Kürt bölgelerinde istediklerini yapabilirler ama Türkmen bölgelerinde bizim de söyleyeceklerimiz olur.

“Bayrak krizi, DAEŞ’in son hesaplaşması neticesidir”

Kerkük’te IKBY bayrağının dalgalandırılması tam da Barzani’nin referandum ve bağımsızlık açıklamaları sırasında, KYB’nin elini güçlendirmek için yaptığı bir hareket oldu. IŞİD sonrası Irak ordusu oradan çekilmişti, Peşmerge vardı. KYB bölgede zaten fiilen kontrolü elinde bulunduruyordu. Sizce neden şimdi böyle bir adım atıldı?

Biz öyle görüyoruz ki Ortadoğu bölgesinde projeler devam ediyor. Önce Suriye’de bir gerginlik yaşatıldı ve neticesinde Suriye bölünmeye ve terör örgütlerinin barındırılmasına sebep oldu. Suriye bitmeden DAEŞ bu sefer Irak’ı hedef aldı.

Şimdi DAEŞ’in projesi de hem Suriye hem Irak’ı hem de komşu ülkeleri etkilemek. Artık DAEŞ son aşamalarına geliyor. Özellikle Musul operasyonları başladıktan sonra. DAEŞ sonrası neler yaşanacak? Bayrak krizi, DAEŞ’in son hesaplaşması neticesinde yeni bir krizin yaratılması meselesidir.

Musul operasyonu sona ererken tüm tarafların konumu belli olacak, Kürtler de Kerkük’teki konumlarını ortaya koymak için böyle bir adım attı diyorsunuz.

Kesinlikle böyle. Özellikle Irak ordusu Musul’da savaşırken, Telafer kurtarılmazken bu işlerin olması kesinlikle sıradan bir olay değil. O yüzden Kerkük sorunu gündeme geldi. Kerkük sorunu Ortadoğu’nun hassas nabzıdır. Kimsenin bundan kaçışı olmayacak.

Arap ülkelerinin bu kadar sessiz kalması da yanlış. Kerkük Irak’ın içinde herhangi bir bölünmeye sebep olursa bu kesinlikle Arap ülkelerini de etkiler. Suudi Arabistan, Ürdün gibi ülkeler kendisini uzak tutmamalıdır. Arap Ligi’nin rolü olması önemlidir. Kerkük sadece Türkmenleri ilgilendiren bir mesele değil. Herkes bu hususta tavrını koymalıdır.

Türkmenlerin arasında farklı görüşler var mı? İran’a yakın Türkmen gruplar olduğunu biliyoruz örneğin, onların pozisyonu nedir?

Ben bütün sorumluluğu taşıyarak bunu söylüyorum. Irak’ın içinde en birbirine bağlı olan taraf Türkmenlerdir. Ama birileri sürekli dışarıda Türkmenleri bölünmüş göstermek istiyor. Benim şimdi söylediklerimin aynısını Şii Türkmen milletvekilleri de söyler. Onların da ağzından konuşurum, Türkmen stratejisi birdir.

Evet, bizim içimizde İran’a yakın olan taraflar var, Türkiye’ye yakın olan taraflar var. Ama bu, birbirine hiçbir şekilde tezat olmayan bir durum. Bizim stratejik bir konumumuz var. Kerkük sorunu, Tuzhurmatu’nun, Telafer’in geleceği... İran ile Türkiye de bu konuda hemfikirdir.

“KYB emrivaki yaptı”

Bu durum birbiriyle çatışan farklı Kürt gruplarla daha farklı bazı sorunları olan Türkmen grupları bir araya getiriyor, uzlaşma yoluna götürüyor gibi duruyor... Türkmenleri konuştuk. Kürtler açısından baktığımızda PKK ve KYB bölgede aktif. KDP ile PKK arasında başka bölgelerde, Sincar’da çatışmalar oluyor... Sizce ciddi ayrılıklar yaşayan Kürt gruplar arasında, Kerkük konusundaki bu işbirliği ne kadar yürüyebilir?

Kürtler hayatta birleşmezler. İradeleri başkalarının elinde olduğundan dolayı o iradeye göre hareket ederler. Belki de bir emrivaki siyasetini KYB diğer grupların üzerinde gerçekleştirdi. Gelecekte bu zengin Kerkük’ün petrolü üzerine neler yaparlar, Allah korusun, bölgeyi kan gölüne döndürürler.

Kerkük petrolleri konusuna gelmişken, biliyoruz ki KYB, KDP ve Bağdat arasında Kerkük petrolleriyle ilgili bir anlaşmazlık çıktı. KYB ile Bağdat arasında bir takım anlaşmalar yapıldı, hemen ardından bayrak krizi geldi. Petrol konusunda her tarafı memnun edecek bağlayıcı bir anlaşma yapılırsa sizce geri adım atarlar mı?

Kesinlikle önceden petrol krizini başlattılar, kendilerini orada hâkim göstermek istediler. Bağdat’a meydan okudular. Bağdat’ın da zayıflığı bunlara daha çok fırsat tanımış oldu. Bunlar kuyuları da paylaşmak isterler yoksa.

“İran’ın KDP’ye karşı KYB’yi güçlendirme niyeti olabilir”

Bağdat’ın güçsüzlüğü KYB’nin elinin güçlenmesine sebep oldu dediniz. Bağdat’ın Tahran kontrolünde olduğunu, KYB’nin İran’a yakınlığını da biliyoruz. Tahran’dan yapılan açıklama da sadece bayrak dikilmesinin anayasaya aykırı olduğunu vurguluyor. Tüm bunları göz önünde bulundurarak, KYB’nin attığı bu adımın arkasında İran olabilir mi?

İran öyle bir şey yapmış olursa kendisi de zarar görecek bunu görmesi lâzım. KDP’ye karşı KYB’yi güçlendirme niyeti olabilir. KDP için bir tuzak da olabilir. Özellikle Türkiye ile aralarına bir mesafe koydurup gelecekte KDP’yi zayıf bir konuma getirmek, artık yanında Türkiye’yi de görmeyeceği bir konuma getirmek için olabilir. O zaman belki bazı bölgeler, özellikle Sincar PKK’nın kontrolüne girebilir. Bunun içinde bazı oyunlar da vardır. KDP buna çok dikkat etmeliydi ama bence öyle bir şekilde düşünmediler. Duygusallıkla davrandılar.

Bu durum olumlu bir şekilde seyreden Irak Türkmen Cephesi - KDP ilişkilerini nasıl etkiledi?

Bizim ilişkimiz herkesle eşit mesafedeydi. Sadece Barzani’yle değil KYB ile de iyi ilişki içindeydik. Çünkü bizim bölgelerimiz, Kerkük, Tuzhurmatu, Diyala daha çok KYB kontrolündedir. Biz herkesle de bu ilişkiyi devam ettirmek istedik. Bu sebeple tüm partileri ziyaret ettik, hukuki ve siyasi açıdan bütün iyi niyetimizi gösterdik. Karşı taraftan bunu görmediğimiz takdirde bazı Kürt partilerin niyetlerinin kötü olduğunu ve bu bölgede DAEŞ sonrası yeni bir gerilim noktası yaratmak istediğini düşünüyoruz.

KYB’yi mi kastediyorsunuz?

Kesinlikle.

 

QHA