BEYRUT (QHA) -

4 Kasım tarihinde bulunduğu Suudi Arabistan'da istifasını açıklayarak büyük bir politik kriz yaratan Lübnan Başbakanı Saad Hariri, bugün, 18 Kasım'da Riyad'dan Fransa'ya doğru gitmek üzere havalimanında olduğunu açıkladı.

Hariri'nin beklenmedik istifası Lübnan'da olası bir siyasi kargaşa ve istikrarsızlık ortamını tetikleyebileceği endişesiyle bölgede endişeyle karşılanmıştı. Suudiler'in baskısı sonucu istifa ettiği düşünülen Hariri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un davetini geri çevirmeyerek, başkent Paris'e doğru yola çıktı. Erken saatlerde sosyal medya platformu Twitter'daki sayfasında yaptığı açıklamada  "Havalimanına doğru gidiyorum." şeklinde konuşmuştu. 

Hariri'nin lideri olduğu "Gelecek Hareketi" milletvekili Okab Sakr, Fransa'yı ziyaretinin ardından Lübnan'a dönmeden önce Hariri'nin kısa bir Arap ülkeleri turu gerçekleştireceğini öne sürdü. Öte yandan Daha önce Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Hariri'nin Suudiler tarafından alıkonulduğunu kaydederek, bunun doğrudan Lübnan'ı hedef alan bir saldırganlık olduğun yönünde sert bir çıkışta bulunmuştu. Buna rağmen Hariri'nin Fransa seyahatini memnuniyetle karşıladığını beyan eden Avn, "Başbakan Hariri'nin hükümetle ilgili bir sonraki adıma karar vermem için Paris'ten dönmesini bekliyorum." şeklinde konuştu.

Uzmanlar, İran müttefiki Hizbullah'ın Lübnan'da artan etkisinin Suudiler ve İsrail'i endişelendirdiği ve bu kapsamda her geçen gün daha da yakınlaşan iki ülkenin, Lübnan'ın istikrarsızlaştırılması yönünde yeni hamleler gerçekleştirdiği görüşündeler. Bu anlamda Hariri'nin istifasını doğrudan Suudi Arabistan'ın talimatıyla açıkladığı düşünülüyor.

FRANSA VE HARİRİ

Saad Hariri'nin, uzun yıllar boyunca Fransa'da yaşaması nedeniyle bu ülkeyle özel bir bağı bulunuyor. Babası Refik Hariri'nin de, Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile yakın arkadaş olduğu biliniyordu. Diğer yandan Birinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle Osmanlı'ya ait topraklar olan Suriye ve Lübnan önce İngiliz daha sonra ise Fransız işgal güçleri tarafından ele geçirilmişti.

1920'lerde Milletler Cemiyeti, yaklaşık 20 yıl sürecek bir kararla her iki ülkeyi Fransa mandasına vermeyi uygun gördü. Söz konusu 20 yıllık süre içerisinde özellikle Lübnan'da güçlü bir Fransız etkisi hissedildi ve bu açıdan Fransa'nın Lübnan'a karşı halen devam eden özel bir ilgisi bulunuyor.

QHA