ANKARA (QHA) -

Rusya'daki devlet başkanlığı seçimlerinin galibi Vladimir Putin olurken, Alman basınında da söz konusu seçimler gündeme oturdu.

DW Rusça yayınlar sorumlusu Ingo Mannteufel, bu sonucun Rusya ve Batı için ne anlama geldiğini yayımlanan yorum yazısında değerlendirdi.

DW Rusça yayınlar sorumlusu Ingo Mannteufel’in konu hakkındaki yorum yazısının tam metni şu şekilde:

“Vladimir Putin'in bir kez daha Rusya'nın devlet başkanlığına seçilmesi bir sürpriz değil. Sözde seçimlerde başka bir sonuç elde edilmesi hiçbir şekilde beklenmiyordu zaten. Kremlin, Rusya'daki tüm siyasi süreçleri kontrol ediyor ve bu merasimin sonucunu da tesadüfe bırakmadı.

O yüzden Putin'e verildiği söylenen yüzde 70'i aşkın oyu  değerlendirmek de zor. Birçok Rus elbette ona oy verdi. Putin'in halk arasındaki popülerliği su götürmez. Bunun nedeni de yıllardır Kremlin'in, merkezden güdümlü medyada başka siyasetçilerin boy göstermesini ve ün kazanmasını engellemiş olması. Bu yalnızca ünlü Putin muhalifi Aleksey Navalni gibi üzerinde baskı uygulanan gerçek siyasi muhalefet için değil, Başbakan Medvedev gibi, Putin'n kendi çevresinden kişiler için de geçerli. Putin'in iktidarı elinde tutmasının önemli kaynaklarından biri, güvenlik kurumları aracılığıyla uygulanan baskıların yanı sıra Putin'in medyada merkezden kontrollü bir biçimde alternatifsiz lider olarak resmediliyor olması.

Rusya'da siyasi yarış yok

Rusya'da gerçek bir siyasi yarış olmadığı sürece, bu tür sahte seçimlerin duyurulan sonuçları hiçbir anlam taşımıyor. Ortada siyasi bir rekabet varmış gibi yapılıyor, sahneleniyor. Seçime girmesine izin verilen diğer adayların hiçbir gerçek şansı yoktu. Başlangıçta bu kişilerin seçime yalnızca aday sayısını artırmak için girmeleri planlanmıştı ve bu görevi de yerine getirdiler.

Kremlin bu zayıflığın farkındaydı ve seçim sonucunun Putin'in devlet başkanı olarak resmi teyidinden daha fazlası olması için çalıştı. Tercihen yüzde 70 civarında, yüksek bir katılım oranıyla bezenmiş, Putin'e yüzde 70'i aşkın destek, Putin'in meşruiyetiyle ilgili olası şüpheleri bertaraf etmek için etkileyici bir sonuç olarak sunulacaktı. Tabii böylesine bir sayı oyununa yalnızca naif kişiler inanır. Bunu da en iyi Kremlin'deki siyasi stratejistler biliyor. Çünkü arzulanan seçim sonucuyla ilgili birçok katakulli, manipülasyon ve sahtecilik orada düşünülüp planlandı.

Putin'in tehlikeli rotası

Peki Putin Rusya'yı gelecek yıllarda nereye götürecek? NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in açıkladığı üzere, Batı'da Rusya'nın benimsediği kestirilemez ve agresif dış politikadan korkuluyor. Eski Rus ajanı Skripal'in İngiltere'de askeri bir zehirli maddeyle zehirlenmesi, Putin'in Batı'yla gerginliğin daha da tırmanmasına izin vermeye hazır olduğunu ortaya koydu.

Kremlin, yayılmacı ve agresif dış politikasıyla Rus halkının dikkatini içerisinde bulunduğu ızdıraptan başka bir yöne çekmek istiyor. Yalnızca son altı yıl, ülke için her hâlükarda kayıp yıllardı: Gayrisafi yurt içi hasıla yalnızca mütevazı biçimde arttı. Dünya ekonomisinin lokomotifleri, özellikle de Çin olmak üzere ABD, Japonya ve AB ile ekonomik ve teknolojik mesafe arttı. Ruslar, ceplerindeki gerçek kazancın düştüğünü hissediyor. Gelgelelim Kremlin güdümlü propaganda makinesi, ekonomik ve toplumsal durağanlığın arkasındaki yerel nedenleri Batı karşıtı retorik ve sözde askeri büyüklüğün duyurulmasıyla bastırıyor.

Putin, gelecek görev süresinde de rotasını değiştirmeyecek. Çünkü ekonomi ve idarede gerçek refomlara gidilmesi, kaçınılmaz olarak Putin'in iktidarının sorgulanmasına yol açacak. Bu yüzden Putin'den ancak imitasyon reformlar beklenebilir. Son ulusa sesleniş konuşmasında dile getirdiği gibi Putin, daha ziyade şu ana kadarki siyaseti sürdürecek ve devletin silahlanma programları ile yeni silahlar hakkında konuşacak. Putin Rusyası konusundaki yanılsama ve aldatmacaların zamanı çoktan geçti.”

Ingo Mannteufel

 

QHA