KİEV (QHA) 16 MAYIS 2018 -

Bu sene 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nün 74. yıl dönümü kaydediliyor. Büyük zorluklara katlanarak anavatanları Kırım’a dönen Kırım Tatarları, Rusya yarımadayı işgal ettikten sonra yine anavatanlarını terk etmek zorunda bırakılıyorlar. Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) İlmi Ümerov QHA’ya kendi ailesinin hikayesini anlattırdı.

 

Doğduğu andan itibaren, kendimi hatırladığımdan beri, ailede Sürgün hakkında konuşuluyordu. Anne, babam veya akrabalarımın Kırım’ı hatırlamadıkları bir gün olmuyordu. Aktivist bir ailede büyüdüm, bu yüzden vatana dönme arzusu her zaman konuşuluyordu. Kesinlikle döneceğimizi biliyorduk.

 

Sürgün sırasında meydana gelen olaylar hakkında bir sürü kitap yazılabilirdi. Babam 18 yaşındaydı, annem 10. Sürgünden bir süre önce savaşa çağırılmayan gençleri zorunlu olarak emekçi ordusuna alıp götürmüşlerdi. Yani yetişkin erkekler savaşta, gençler emekçi orduda, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar ise sürgün edildi. Sürgün edilirken babam ailesinin götürüldüğü vagonunu kaybetti. İnsanlar yük vagonlarında götürülüyordu ve sadece kısa duraklar sırasında su ve yemek bulma fırsatları vardı. Bu tür durakların birinde babam büyük ihtimal yiyecek bir şey ararken kendi vagonundan fazla uzaklaştı. Tren hareket etti o başka bir vagona atladı. Sıradaki istasyonda babamı bir tarafa, ailesini başka tarafa gönderdiler. Babam Semerkand bölgesine, ailesi ise Fergana bölgesine gönderildi. Bu bölgeler bir birine baya uzak. Uzun yıllar boyunca onlarda birbirlerini arama fırsatı bile olmadı. Sadece yıllar sonra bir araya geldiler.

 

Sürgünden sonra 12 yıl boyunca Kırım Tatarları için sokağa çıkma yasağı ve özel denetim rejimi uygulanıyordu. Sadece 1956’dan sonra bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme şansları oldu; insanlar aralarında iletişim kurmaya bir birlerini bulmaya başladılar. Yaklaşık o yıllarda milli hareket aktivistleri ortaya çıkmaya başladı. Onlar halkının haklarını geri alma ve vatanlarına dönme fikirlerini taşıyan yerli liderlerdi. Benim anne babam ve amcam aktivistlerdi, dolayısıyla Özbekistan’da kök salma düşüncesi bizim için gündemde değildi. İlk fırsatta oradan gideceğimizi iyi biliyorduk.

 

 

BABAM SOVYET REJİMİNDEN NEFRET EDİYORDU

Babam Semerkand bölgesinde Dargom kanalında inşa edilen Hidroelektrik Santralinde (HES) çalışıyordu marangoz ustabaşıydı. Dargom HES’te sürgün edilen insanlar çalışıyordu, yani Kırım Tatarları. Babamın ekibi çok iyi çalışıyordu. Bir gün işten eve giderken yolda talaş yığınının içinde yatıp uyuyan bir Özbeği buldu. Babam ona acıdı yaşadığı yurda getirip ısıttı ve ona kendi ekibinde iş verdi. 1949’da Dargom HES kullanıma açıldığı zaman , Taşkent’ten en iyi çalışanlarını ödüllendirme emiri geldi. En iyi çalışan olarak babam aday gösterildi. Ancak Taşkent’ten sürgün edilen birine ödül verilemeyeceği bildirildi. Orada da çalışan ve sürgün edilmeyen tek babamın bir kaç ay önce bulduğu Özbek vardı. İşte bu Özbeğe madalya verildi... Babam zaten Sovyetler yönetiminden nefret ediyordu, ve bu olaydan sonra tamamen umudunu kaybetti. İşini bıraktı sürücü olarak çalışmaya başladı. Bir kere çalıştığı devlet arabasıyla bir aile için özel olarak odun getirdi. Biri bunu ihbar etti ve 1949’da babama 13 yıl hapis cezası verildi. 2-3 sene Türkmenistan’da geçirdikten sonra, Kuzey Kutbundaki kampa gönderildi. 1953 yılında affı çıktı. Ancak serbest bırakılamadı. Babam kampın müdüründen nefret ediyordu. 1953 yılın ilkbaharında çok kar yağmıştı. Çalışmalar iptal edildi, barakalar arasında ise karın içinden geçişler açıldı. Böyle geçişlerin birinde babam kamp müdürüne rastladı; onu dövdü ve karın içine gömdü. Kar eriyene kadar kamptan ayrılacağını düşünüyordu. Ancak müdür hayatta kaldı ve bir sonraki gün babamı tutukladılar ve cinayet girişimi için 8 yıl hapis cezası verdiler. 1956’da yine af çıktı. Hapisteyken babam akrabalarını buldu ve serbest bırakıldıktan sonra akrabaların yanına döndü. Aynı sene evlendi 1957’de ben doğdum.

 

 

Bana göre, Sürgün olmasaydı Kırım Tatar halkının kaderi Rusya topraklarında yaşayan halkların kaderinden pek farklı olmayacaktı. Onlar şu an ana dilleri için, ana dilinde eğitim, kültürleri için mücadele ediyorlar. Yani bunun (sürgünün) iyi olduğunu düşünmüyorum. Tabi halkın yarısı hayatını kaybetmezdi. Resmi sonuçlara göre Sürgünün ilk iki senesinde Kırım tatarlarının yüzde 46’sının hayatını kaybetti. Ancak Sovyet Birliği’nde bizi iyi bir gelecek beklemiyordu diye düşünüyorum.

 

1988'DE KIRIM'A DÖNDÜK

Bizim ailemiz 1988’de Kırım’a geri döndü. Anne babamın yarımadaya girme ilk girişimleri başarısız olmuştu. O zaman onlar Krasnodar bölgesine yerleşti. Ben o sırada üniversitede okuyordum stajımı bitirdikten sonra 1984 yılında onların yanına taşındım. O zaman evli ve iki çocukluydum. 1988’de Kırım’a ilk önce erkek kardeşlerim, sonra anne babam ve en son ben taşındım. Aralık 1988’de hepimiz Kırım’daydık; üç nesili ele alırsak Kırım’da yaşamayan akrabamız kalmamıştı. 2014’ten sonra ise yine yeğenlerim ve kızımla ben vatanımızın dışında yaşamak zorundayız.

 

KIRIM TATARLARI KIRIM'IN DIŞINA İTİLİYOR

Şu an Kırım Tatarları Kırım’ın dışına itiliyorlar. Rusya Federasyonu çok saldırgan davranıyor. Kırım’da aslında Kırım Tatarlarına karşı askeri terör yürütülüyor. Binlerce baskın, arama, gözaltına almalar, tutuklamalar yapılıyor. İdari ve cezai davalar açılıyor, insanlar kaçırılıyor. 16 kişinin kayıp hala berede oldukları belli değil. Onların kaçırıldığı hakkında bilgiler var, güvenlik kameralarının video görüntüleri. Bazı insanlar için neredeyse her gün yapılan mahkemeler artık hayat tarzına dönüştü. Kırım’daki Rus işgalci yönetiminin politikası Kırım Tatarlarının ve Ukrayna yanlısı insanların yarımadanın dışına itilmesine yönelik. Bu Rus emperyalizm politikasının devamı ve onun en çirkin biçimdeki tezahürüdür. Çünkü onun amacı sadakat elde etmek. Bu da sevgi ve saygı yada korku aracılığıyla sağlanabilir. Bu durumda sevgi olmuyor. Kırım Tatarları ezici çoğunlukla  Rusya’nın Kırım’daki egemenliğini desteklemiyor. Bu seçimlerden de görülüyor; yarımadada üç kere seçimler yapıldı ve Kırım Tatarları onları üç kere görmezden geldi. Protestomuzu sergileme yollar git gide azalıyor. Yarımadada baskılar birkaç amaçla yapılıyor; birinci insanları susturmak ve Rusya’yı desteklemediklerini söylemelerini durdurmak için korkutmak , ikinci Kırım Tatarlarını Kırım’ı terk etmeyi zorlamak. Onların yerine aktif şekilde yeni nüfus getiriliyor. Tahminlere göre şu an yarımadada 500 ile 800 bin arası yeni gelen var. Kırım’ı ise 50-60 bin kişi terk etti, bunların yarısı Kırım Tatarları.

 

 

KIRIM'IN STATÜSÜ İLE İLGİLİ DEĞİŞİKLİKLER UKRAYNA ANAYASASINA EKLENMELİ

Geri dönmek evin kapısını açmak evine girmek ve yaşamaya devam etmek demek. Yarım senedir ben Kırım’ım dışında yaşıyorum, ancak bunun uzun süre devam edeceği fikrine alışamıyorum. İlk fırsatta geri döneceğim ve orada yaşayacağım.

 

Kendi haklarımızı geri kazanmak için yürüttüğümüz mücadele, Ukrayna sınırları içinde Kırım Tatar Milli Özerkliğinin oluşturulması şu an ilk planda. Kırım’ın yasa dışı olarak Rusya’nın yönetimi altında olmasına rağmen, onun işgalden kurtulmasını beklemeden Ukrayna Parlamentosu bu kararı kabul etmeli ve Ukrayna Anayasası’ndaki Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin statüsü değiştirilmeli. Bu, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü yeniden sağlama mücadelesinde ek bir argüman olacak. 23 senedir fiili olarak vatanına dönen Kırım Tatar halkının siyasi hakları geri verilmedi. Şu an Ukrayna bu adımı atarsa, Kırım’ı geri alma mücadelesi konusunda Ukrayna yeni argüman elde edecek ve uluslararası arenadaki pozisyonları daha fazla güçlenmiş olacak.

QHA