KİEV (QHA) -

26 Şubat tarihinde Rusya’nın Ukrayna’ya karşı silahlı saldırısını başlatmasının 3. yılı doluyor. 2014 yılında 26 Şubat’ı 27 Şubat’a bağlayan gece, Rusya’nın özel kuvetleri Kırım Özerk Cumhuriyeti’ndeki devlet kurumlarının binalarını ele geçirdi. Bu saldırı eyleminden sonra meydana gelen ve Rus silahlarının namlusu altında gerçekleştirilen oylama ve sözde referandumlar kuşkusuz yasa dışıydı.
 
Ne Ukrayna ne de dünya toplumu, uluslararası hukukun bu kaba ihlalini kabul etti. Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi düzeyinde işgali ve Rusya tarafından işgal edilen Kırım’da sistematik insan hakları ihlallerini kınayan kararlar kabul edildi.
 
İşgal şartlarında en çok baskı ve aşağılamaya uğrayanların başını Vatanları yine elinden alınan Kırım’ın yerli halkı Kırım Tatarları çekti. 2014 yılına kadar Ukrayna’nın merkez yönetimi ve Kırım Tatarları arasındaki ilişkiler karmaşık olmasına rağmen Rus silahlı saldırısı başladığında yarımadanın köklü sakinleri iradelerinin gücünü gösterdi.

Kırım Tatarları, Rusya'nın dillerini, kültürlerini ve tarihini yok ederek Kırım’ı topyekûn Ruslaştırmaya yönelik yeni, tarihteki üçüncü uğraşısını kabul etmedi, etmeyecek.


 
Kırım Tatarları, Türklere kardeş bir halk. Türkiye’de çoğu zaman “Kırım Türkleri” veya “Kırımlı” olarak adlandırılıyorlar. Türkiye, teknik yardım projeleri kurarak, okul, kültür merkezleri, kütüphaneler ve cami inşaatlarını finanse ederek her zaman Kırım Tatarlarına yardım etmiştir. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti, Rusya’nın Kırım’ı işgaline de kayıtsız kalamadı. 2008-2016 yıllarında Ukrayna’nın Türkiye Büyükelçisi Sergey Korsunskiy, işte o günlerin olaylarına tanık oldu.


 
Sergey Vladimiroviç, Rusya’nın Kırım’daki saldırısına Türkiye’nin ilk tepkisi nasıldı?
 

Sergey Korsunskiy: 2014 yılının olaylarını çok iyi hatırlıyorum. Ankara’da Akmescit’te gerçekleştirilen uluslararası hukukun ihlalini, silahsız insanların Rus işgalciler karşısında direnişlerini, Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu’nda haysiyetsiz silahların namlusu altında yapılan oylamayı ve sözde referandumu büyük endişe ile takip ediyorduk. Tabii ki bu sözde referandumun hiçbir hukuki sonucu yoktu.


 
“Rus propagandasının büyük ölçekli taarruzuna rağmen amacımıza ulaştık…”
 
O durumda yapmamız gereken ve yapabileceğimiz şey, Türkiye yönetimini Ukrayna’da meydana gelen gerçek olaylar hakkında bilgilendirmek, Kırım Tatar halkının liderleri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Refat Çubarov’un Türkiye yönetimi ile görüşmeler düzenlemesine yardımcı olmak, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün kararlı şekilde desteklenmesi üzerinde ısrar etmekti.
 
İşgalin ilk günlerinde Türkiye’deki Kırım Tatar diasporasının aktif üyelerinden, Kırım Gelişim Vakfı Başkanı Ümit Şilit ile birlikte, büyükelçilikte Türkiye’nin neredeyse tüm önde gelen medyaları, televizyon kanalları, haber ajansları ve gazete mensuplarının katıldığı bir basın toplantısı düzenledik. Ardından Türkiye’nin Ukrayna’yı desteklemesinde net tutumunu sağlamlaştırmak amacıyla onlarca demeç, konuşma, üniversite ve siyaset merkezlerinden hükümet üyelerine kadar farklı düzeylerde görüşmeler yapıldı. Rus propagandasının büyük ölçekli taarruzuna rağmen bu amaca ulaşıldı. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun aktif yardımı sayesinde o günlerde Kiev’i ziyaret eden ilk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu oldu.
 
Bildiğiniz gibi, Türkiye başlangıçtan beri ve günümüze kadar Kırım’ın yasa dışı olarak işgal edildiği, Kırım’ın Ukrayna’nın olduğunu, Kırım Tatarlarına karşı baskıların ve haklarının ihlallerine son verilmesi gerektiği hedeflerinden ibaret kararlı tutumunu sürdürüyor. Bu konuların Ukrayna ve Türkiye'nin yanı sıra Türkiye ile Rusya arasında da ele alındığını biliyorum.

Ukrayna, Kırım Tatarlarının devletçiliğini bağlamak için daha fazla eylemde bulunsaydı, örneğin, zamanında Kırım Tatarlarına Kırım’da ulusal özerklik kurma imkanı sağlasaydı, Kırım’ın işgalinin gerçekleştirilmemiş olacağına dair fikirler var.
 
Dürüstçe söylemeliyim ki, 2008 yılında Türkiye’ye gelmeden önce Kırım Tatar halkının sorunlarını günümüzde olduğu kadar derin bir şekilde anlayamıyordum. 2009 yılının ilkbaharında 18 Mayıs Kırım Tatar sürün kurbanlarını anma günü yaklaştığında büyükelçilikteki meslektaşlarım, o gün Kırım Tatar diasporasının, Türkiye’nin farklı şehirlerindeki dernek yöneticilerinin, büyükelçiliğin önüne matem simgesi olarak siyah çelenk bıraktığını, ama hiçbir ortak etkinliğin düzenlenmediğini anlattı. O zaman tüm Kırım Tatar teşkilatlarının liderlerine mektup yazarak onları büyükelçiliğe davet ettim.
 
Onlar büyükelçiliğe geldiklerinde, henüz hayatta olan muhteşem bir insan Ahmet İhsan Kırımlı, oğlu Bilkent Üniversitesi'nden Hakan Kırımlı ve yerel Kırım Tatar teşkilatlarının yöneticileri ile tanıştım. İlk görüşmeye 7 veya 8 kişi katılmıştı, ikinci görüşmeye 20, üçüncü görüşmeye ise 30’dan fazla kişi katılmıştı, daha sonra Ankara’da her yıl düzenlenen anma mitinglerinde görüşmüştük.
 
Konumuza dönersek, meslektaşlarımın Ukrayna’ya yönelik eleştirilerine cevaben Ahmet Kırımlı, “Ukrayna bize evimizi iade etti, Kırım’a dönmeye davet etti. Biz bu ülkeyi, bu halkı desteklemeliyiz” diye kaydetti. Bu bilge bir insan ile tanışabildiğimden ötürü çok mutluyum. Ahmet Kırımlı vefat ettiğinde TBMM’de onun için tören düzenlenmişti.
 
O zamandan beri Türkiye’deki Kırım Tatar teşkilatları ile ilişkilerimizi dost ve ortaklar olarak kurduk.

Ama bir şeyi daha itiraf etmeliyim, önceki yönetim (Ukrayna yönetimi) döneminde Kiev’den Kırım Tatarlarına kapsamlı yardımların yapılmak istenmediğine ilişkin sinyaller aldığımız doğrudur. Örneğin, Kırım Tatar halkına yardım bahsi üzerinden yarımadanın “İslamlaşacağına” dair korkular dile getiriliyordu. Kahramanca davrandığımızı söylemek istemiyorum, ama biz kendimize göre davrandık ve Kırım Tatarlarına yönelik olarak, Kırım’daki TİKA üzerinden teknik yardım projelerinin hayata geçirilmesine yardımcı olduk. 2010 yılında Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Kiev'in yanı sıra Kırım’ı da ziyaret etmesini destekledik. Ziyarette kendisine eşlik ettim. Kırım Özerk Cumhuriyeti yönetimine, Türkiye’nin Kırım Tatarlarını desteklediğini göstermek çok önemliydi. Anladığım kadarıyla, bu bir Türk Dışişleri Bakanı’nın Kırım’a gerçekleştirdiği ilk ziyaretti.
 
Ukrayna’da gerçekleştirilen Onur Devrimi’nden (Euromeydan Olayları) sonra her şey değişti ve Ukrayna’nın yeni Cumhurbaşkanı ve Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatarlarının idari bölgesel özerklik hakları bağlamında "yerli halk" olarak tanınmalarını destekledi.

“Yanukoviç döneminde Kırım Tatarlarıyla oyun oynanıyordu…”
 
Kuşkusuz, bunların hepsinin daha önce gerçekleştirilmesi gerekiyordu, ama Viktor Yanukoviç (eski Ukrayna Cumhubaşkanı) döneminde Kırım Tatarları sadece seçmen unsuru olarak ele alınıyordu, onlarla oyun oynanıyordu. Hiçbir büyük projeyi gerçekleştirmelerine izin verilmiyordu. O dönemde Kırım yönetiminin Kırım Tatarlarına yönelik açıklamaları dikkate alınırsa Kırım Tatar kuruluşları tarafından büyükelçiliğe ilişkin bir güvensizlik söz konusuydu. Kırım Tatarlarının Ukrayna halkının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve elimizden gelene kadar onlara yardım etmeye hazır olduğumuzu kanıtlamak için günden güne yerel teşkilatlarla çalıştık.
 
Ankara’da Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu konu alan ve Haytarma filminin çeşitli yerlerde gösterilmesi kararının bile kabul edilmesinin ne kadar zor olduğunu hatırlıyorum. Büyükelçilikte düzenli olarak Kırım Tatar kültürü etkinlikleri düzenleniyordu. Birçok kez ziyaret ettiğim Eskişehir Kırım Tatar Derneği ile çok iyi ilişkiler kurdum. Kırım Türkleri Derneği Genel Merkezi’nden Kırım Tatarlarının da katıldığı Ankara’daki Ukrayna-Türkiye Dostluk Derneği yeniden faaliyetlerine başladı. Günümüzde bu çok açık ve anlaşılır olarak görünüyor, ama önceki yönetim döneminde her şey başka şekilde görünüyordu. Birçok kez kendi inisiyatifimizle Türkiye Dışişleri Bakanlığı, TİKA, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı yöneticileri ile teknik yardım projelerinin çeşitliliği ve finansman hacminin genişletilmesi imkanlarını görüştük.
 
2012 yılında büyükelçiliğin aktif desteğiyle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirdi. Recep Tayyip Erdoğan, 2,5 günlük Ukrayna ziyaretinin 1,5 gününü Kırım’da geçirdi. O zaman Yalta Avrupa Stratejisi konferansının açılış töreninde konuşma yapmıştı, Sivastopol (Akyar) yakınındaki Türk şehitliğini ziyaret etmişti ve şehitliğin güzel bir durumda bulunuyor olmasından çok etkilenmişti. Belbek havaalanında Recep Tayyip Erdoğan ve danışmanları, Kırım’ın o dönemki yönetimiyle, Kırım Tatar halkının liderleri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Refat Çubarov ile görüşmüştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi, ziyaretten çok memnun kalmıştı ve organize ettiğimiz için teşekkür etmişlerdi. Bu verebileceğim örneklerden sadece biridir.

Kırım Tatar teşkilatlarıyla yıllarca süren ortak çabalarımız, günümüzde Rusya ile aktif işbirliğine rağmen Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve Kırım Tatarlarını desteklemeye devam ettiğinin, Kırım’ın işgalini tanımadığının güvencesi oldu.
 
Devam edecek…

QHA