ANKARA (QHA) -

- Kerkük'teki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kerkük’teki son gelişmeleri olumlu değerlendiriyorum. Türkiye bu konuda daha çok şey yapabilirdi. Kerkük’te olan problemi Kerkük Türkleri tek başlarına çözmeye çalışıyorlar haklılar da, Kerkük Türklerinin silahlanması gerekiyor. Türkiye bu konuda hem silahlandırma hem de oradaki askerlerin eğitilmesi konusunda üzerine düşeni yapması gerekiyor. Kuzey Suriye’deki oluşuma bakın arkalarında kendilerinden bir devlet olmadığı halde küçük bir grup bugün devlet yapısına ulaşabilmektedir.  Kerkük Türkleri için de bu yapılmalıdır.

- Kerkük işgal altındaki Türk yurtları için umut olur mu?

İşgal altındaki Türk toprakları için umut her zaman var. Önemli olan oradaki Türklerin uyanık olması ve Türkiye’nin doğru politikalarla burada yaşamayan Türkler için en doğru olanı yapması gerekir. Ben dünyadaki hiçbir Türk’ten umutsuz değilim. Bazen Türkiye engelleyici çalışmalar bile yapmıştır. Mesela Irak Türklerine yerinizde oturun silahlanmayın gibi çalışmalar bile yapmıştır

- Kimlik hasarı ne anlama geliyor?

Kimlik hasarı eski Sovyetler birliğinin ve Çin’nin yaptıkları. İnsanlara Türk olduklarını unutturmaya çalışıyorlar. 1917 döneminde başlayan Sovyet iktidarı boyunca  “Siz Türk değilsiniz, Türk sadece Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlardır. Dili Türkçe olanlar Türk’tür. Siz Özbeksiniz, siz Tatarsınız gibi bir propaganda yapılmıştır.” Bugün de oradaki Türklere  sorduğunuz zaman size böyle derler. Mesela sözlüklerini açın Türk kelimesine bakın karşısında Anadolu’da yaşayan insanlar yazar. Bu durumda siz bir Özbek aydınına siz Türksünüz dediğiniz zaman size itiraz ediyor.  Bunu bilip oradaki insanlara buna göre yanaşmak lazım.  Buralarda insanlar hep yabancı güçlerin yüzünden böyle der oldu, fakat Türkiye’de insanlara direk kendi yönetimimiz bunu yaptı. İnsanlar Türk’üm demeye çekinir hale geldi. Atatürk’ün her konuşmasında dikkat edin Türklüğe bir vurgusu var.

- İsmail Bey Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde ve işte birlik" sözünü günümüze uyarlayabilir miyiz?

Aslında kendiliğinden bu dediğiniz söz şu an yapılıyor. Oradaki ve buradaki yöneticilere rağmen hala yürüyor özellikle 1990’dan itibaren bağımsız Türk devletleri ortaya çıktığından beri bu söz kendiliğinden bir şekilde ilerliyor. Şu anda bunun çok faydası var ileride de bunun daha çok faydasını göreceğiz.  Dilde birlik de bir şekilde işliyor, 4.5 milyonluk Kırgızistan’da yarım milyon insan Türkçe biliyor. Azerbaycan’da da bir şekilde ilerliyor. Durum bu halde bile böyleyken biz de elimizden geleni yaparsak daha da hızlı ilerler.

Öncelikle devlete düşer. Devlet öncelikle Türk olduğunu benimsemeli. Bu devleti yönetenler Türk olduklarını benimsemeli. Daha sonra bütün eğitim sistemini  özellikle ilk ve orta öğretimi milli bilinci oluşturmak üzere kurmalı.  Bunun için Türkçülük, Turancılık, milliyetçilik diye kitaplara yazmaya, bağırmaya gerek yok.  Zaten siz bunu yaparsanız bu bilinç kendiliğinden oluşturulur. Fransa’da nasyonalizm diye kimse bağırmıyor. Ama Fransa’da bütün çocuklar kendilerine ben Fransızım diyor. Atatürk döneminde bu eğitim sağlanıyordu fakat o dönemden beri bu yapılmıyor.

- Kırım'da yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kırım’daki son durumda Türkiye üzerine düşen görevi burada da tam olarak yapmadı. Bu iş bağırıp çağırmakla olmaz. Bu işgal olmadan önce, Kırım’daki Türklere aklınıza gelebilecek her türlü yardım yapılsaydı. Ruslar oraya gittiğinde ciddi bir direnç ile karşılanabilirdi. Bundan sonra da yapılabilir. Kırım Türkleri Türkiye’de de çok değerli insanlardır. Buradaki insanlarında ciddi bir şekilde teşkilatlanması lazım. 

QHA