KİEV (QHA) -

İşgalden sonra ilk kez Kırım’da bulunan Ünlü Rus insan hakları savunucusu ve muhalif Aleksandr Podrabinek, yarımadada hakim olan baskıcı atmosfer, iktidardakilerin kanunsuzluk, keyfilik ve dokunulmazlık seviyesi karşısında şaşkınlığa uğradı.

İşgalcilerin keyfi davranışlarını Aleksandr Podrabinek QHA’ya verdiği demecin 2. bölümünde anlattı.

QHA: 70’li yıllarda Siz, SSCB’de çok sık kullanılan zorunlu psikiyatri olaylarının kanıtlarını topluyordunuz ve daha sonra tüm belgeler “Cezalandırıcı Tıp” kitabınıza girdi. Siz, totaliter toplumda akıl hastanelerinin kullanılması konusunda bir nevi uzman oldunuz artık.

Soruşturma sırasında İlmi Ümerov’a yapılan zorunlu ekspertizi, sağlıklı insanların zorla akıl hastanelerine kapatıldığı Sovyet dönemiyle karşılaştırmak mümkün mü?

Aleksandr Podrabinek: Bunun aynı düzenin bir olgusu olduğuna dair genel görüşü desteklemiyorum çünkü adli psikiyatrik muayene ön soruşturmanın seçeneklerinden biri. Soruşturma görevlisi, dışarıdan veya hastanede adli psikiyatrik muayene yapılmasına karar verebilir. En başından beri bunun devamının olmayacağından emindim. Ben daha çok FSB (Rusya Federal Güvenlik Servisi) soruşturma görevlisi Skripka’nın Ümerov’dan inatçılığı için intikam aldığı kanısındayım. Diyelim o Ümerov’a ayakta ekspertiz olacağını, yani kendi rızasıyla geleceğini söyledi, İlmi ise kendi rızasıyla bu sirkte yer almayacağını söyledi. Soruşturma görevlisi de “böyle inatsan seni zorla oraya tıkarız” dedi. İşte onun intikamı buydu.

Ona tabii orada tedavi uygulamadılar, hekimler herhangi oradanöroleptik enjeksiyonlar yapmadı, ona iyi davrandılar.

Şunu kaydetmem gerekir ki, bugün doktorlar psikiyatriyi siyasi amaçlarla kullanmakla suçlanmaktan korkuyorlar. Onların bu konuda Sovyet zamanında çok ağızları yandı ve şimdi bundan uzak duruyor ve temkinli davranıyorlar. Bugünkü durum onlara siyasi baskıdan uzak durma imkanı veriyor.

Ama bu, cezalandırıcı tıbbın günümüz yaşamına geri dönmeyeceği anlamına gelmiyor. O, diğer baskı mekanizmaları gibi dönebilir. Ama bugünkü durum onun gelişmesi için elverişli değil.

QHA: Siz ilk kez Kırım Tatarlarını savunuyorsunuz anladığım kadarıyla?

Aleksandr Podrabinek: Mahkeme davası kastediliyorsa evet. Daha önce Kırım Tatarlarının davalarında yer almamıştım, oysa savunucu olarak katılmama izin verildiğinde Moskova’daki diğer davalarda yer alıyordum.

İlmi Ümerov, kadim dostum ve bu davada yer almam gerektiğini düşündüm.

QHA: İlmi ağa ile nasıl tanıştınız?

Aleksandr Podrabinek: 80’li yıllarda Kırım Tatar halkının Kırım’a dönüşü başladığında, daha doğrusu Moskova’da 1987 yılındaki toplu eylem sırasında arkadaş olduk. Eylem organizasyonunda aktif yer almıştım, Kırım Tatar girişim grubu üyesiydim. Ve ben bu grupta Kırım Tatarı olmayan tek kişiydim.

Daha sonra Kırım Tatarlarının vatana dönüşü başladı, ama önce Kuban’a, daha sonra Kırım’a. Bu da böyle dramatik olaylarla birlikte gelişti... Ve birçok Kırım Tatarıyla tanıştım, arkadaşlık kurdum ve hala görüşüyorum. Memnuniyetle Kırım’a giderdim, taki Rusya girene kadar. İlhaktan sonra Kırım’a ilk ziyaretimi gerçekleştirdim.

QHA: Siz Ümerov’la mitingde mi tanıştınız?

Aleksandr Podrabinek: O zaman mitinglere genellikle kardeşi Bekir Ümerov katılırdı ve onun aracılığıyla İlmi ile tanış oldum. Hangi koşulda tanıştığımızı hatırlamıyorum, ama daha sonra da ilişkileri koparmadık.

QHA: Sovyet zamanı ile kıyaslandığında Kırım’da bugün bağımsız insan hakları faaliyetleri ile ilgili genel durum nasıl?

Aleksandr Podrabinek: Günümüz Rus durumu, ve özellikle Kırım’daki durum ile Sovyetler’deki durum tamamen farklı şeyler. Onlar kıyaslanamaz. Sadece Rus adaletinin ne olduğunu, baskı uygulamalarının ne olduğunu ve Sovyet uygulamalarına ne kadar benzediği söylenebilir. Aralarında büyük farklar var, çünkü şimdi Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi zor zamanlar değil.  

Ama ülkenin insan hakları alanındaki ana eğilimi Sovyet baskıcı uygulamalara yönelik. Her geçen yıl ve ay, hatta hafta Rusya’da genel olarak durum kötüleşiyor.

Kırım’daki durum, diğer Rus bölgelerindekine göre daha kötü, çünkü Kırım’a Kremlin tarafından büyük dikkat veriliyor. Çünkü bu topraklar, birçok imkanın olduğu demokratik Ukrayna zamanlarını hatırlıyor, Rusya her türlü özgürlük filizlerini ezmeye çalışıyor.

QHA: Kremlin bağımsız insan hakları teşkilatlarını “yabancı ajan” ilan ederek kapatıyor. Bu listeye “Memorial”, “Açık Rusya” ve diğer teşkilatlar girdi. Rus yönetimi her türlü bağımsız insan hakları hareketlerini kökünden mi yok etmeye çalışıyor?

Aleksandr Podrabinek: Yönetim, herşeyi kendi kontrolünde tutmaya çalışıyor, o aslında totalitarizme doğru eğiliyor. Bugünkü devlet yönetimi için bu en doğal yönetim şeklidir, onlar bu şekilde mümkün olduğunun farkında, başka türlü nasıl olabileceğini pek tasavvur edemiyorlar. Onlar demokrasinin işlediğini pek iyi tasavvur edemiyorlar. Nedir bu? Nasıl mekanizmaları var?  Onlar sadece yönetim hiyerarşisi ile emir ve onun yerine getirilmesini anlıyorlar. Bu nedenle herşeyi kontrolleri altında tutmaları gerektiğini düşünüyorlar: iş, kültür, bilim, din ve elbette kar amacı gütmeyen kamu kuruluşları. Bu kuruluşlar halk arasında çok popüler, çünkü onlar halka yakın ve onun sorunlarıyla yaşıyorlar, bu sebeple yönetim onların faaliyetlerini sıkı şekilde kontrol etmeye çalışıyor.

Rus yönetimi havuç ve sopa ilkesine dayanarak hareket ediyor. Bir taraftan onları baskılarla, yabancı ajan statüleriyle, televizyonda onlara çamur atarak korkutmaya çalışıyor, diğer taraftan onlara hibe vererek, onları İnsan Hakları Konseyi, Kamu Odası’na alarak satın almaya çalışıyor. Ve bazıları kanarak oraya gidiyor. Böyle bir havuç ve sopa politikası sivil toplum kuruluşlarının giderek yozlaşmasına yol açıyor: onlar büyük baskılar sonucu ya kapanıyor ve güçsüz hale geliyorlar ya da Kremlin’e boyun eğiyorlar ki bu durumda onların sadece adı kalıyor.

QHA: Ama “Memorial” ayakta duruyor?

Aleksandr Podrabinek: Evet, sallanıyor, ama ayakta duruyorlar. Memorial’ın bazı projeleri devletten finansman alsa da, ki bu pek iyi değil çünkü yönetime bağlı oluyorlar, yine de ayakta kalmayı başarıyorlar.

Kremlin insan hakları teşkilatlarının hiç olmamasını da istemiyor. Onlar, insan hakları savunucularının bütünüyle yönetime itaat etmesini ve yönetimi yönetimin kendisinin izin verdiği kadar eleştirmesini istiyorlar.

QHA: Rus işgalinden sonra Kırım’da ne gibi değişmeler gördünüz?

Aleksandr Podrabinek: Belki bu subjektif  ama orada çok baskıcı bir atmosfer sezdim. Eski özgürlük ve güven yok. Biliyor musunuz, farklı ülkelere geliyorsun ve kendini farklı hissediyorsun. Batı Avrupa’ya geliyorsun ve güvende, özgür dünyada olduğunu hissediyorsun. Kiev’e geliyorum ve burada kendimi konforlu hissediyorum. Kırım’a geldiğimde sürekli tehlike hissediyorum, orada her adımda, Moskova’da bile olmadığı kadar Putin’le ilgili bilbordlar görüyorum. Bu da keyif katmıyor.

QHA: Orada eski tanıdıklarla görüşmüşsünüzdür ve onlar “Rus” Kırım’ı hakkında ilginç çok şey anlatmışlardır?

Aleksandr Podrabinek: Herkes inliyor... Belki birileri daha iyi yaşamaya başlamıştır, çünkü büyük emeklilik maaşları almaya başladılar. Ama en önemlisi bu değil, çünkü o atmosfer sadece insanların zenginliğinden oluşmuyor. Daha önemli şeyler var: atmosfer, özgürlük, bağımsızlık.

Şirketlerine, evlerine el konulan birkaç işadamıyla görüştüm. Bu, Rusya’da son 17 yıl devamında başarıyla uygulanıyordu. Kırım için bu biraz yeni, orada koparılabilecek çok lokma var... Ve orada hemen bunların üzerine atladılar. İnsanların şirketlerine el konulduğu ve millileştirildiği ile ilgili binlerce olay anlatıldı bana. Ne sebeple? Neden? Hak yok hukuk yok.  Hakkın olmaması belki de böyle bir olayın cereyan etmesinden daha çok can sıkıyor.

Mahkeme yoluyla, şirketin insana değil devlete ya da  diğer işadamına ait olması gerektiğini kanıtlayarak insanın şirketine el koymak mümkün. Ya da sadece gelip, mühürlemek ve şirketin artık o insana ait olmadığını yazarak el koymak mümkün. İşte böyle bir karar, insanları şirketin artık olmadığı gerçeğinden belki de daha çok yaralıyor.

QHA: Siz sadece Kırım Tatarı İlmi Ümerov’un savunucusu değil, Rus işgalinden sonra yarımadada sahte davalar, aramalar, insanların kaçırılması şeklinde tüm Kırım Tatar halkının haklarının ihlal edilmesinin tanığı oldunuz. Siz, insan hakları savunucusu ve muhalif olarak Kırım’ın yerli halkının hak ve özgürlükleri ihlal edildiği durumlarda neler yapmayı önerirdiniz?

Aleksandr Podrabinek: Yönetim, Kırım Tatarlarına karşı diğer bağımsız proje ve başlangıçlara karşı nasıl davranıyorsa öyle davranıyor. Çünkü onlar herşeyi kontrol etmeye çalışıyorlar. Onlar memnuniyetle Kırım Tatar Milli Hareketi ve liderlerini kontrol ederlerdi. Onlar Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile anlaşmaya ve Meclis’in paralel yapılarını oluşturmaya çalıştılar. Müftülükle belirli başarı elde ettiler. Onlar tabii ki Kırım Tatarlarıyla ilgili her inisiyatife el atmaya çalışıyorlar. Bunu başaramıyorlarsa demek ki bunu engelleyecek ve bu inisiyatif ve olaylarla bağlantılı herkese baskı uygulayacaklardır.

Anlaşamadıkları ve ihanete ikna edemedikleri için insanları öldürecek, kaçıracak, yargılayacaklardır. Yani her türlü yöntemi kullanacaklardır.

Bu durumda ne yapmak gerekiyor? Sanırım bu durumda Sovyet döneminde ne yapıldıysa onu yapmak kalıyor: şiddete dayanmayan mücadele, çünkü şiddete dayalı için ne güç ne de imkan var.

Gazete ve kitaplar yayınlamak, internette yazmak, eylem ve gösterilere katılmak, ve güç ve kararlılığı yettiği kadar aktif şekilde kamu faaliyetlerini desteklemek. Buna siyasi tutukluları desteklemek, Rusya ve yurtdışında kamuyounu uyandırmak da dahil. Toplumu, Kırım’ın ilhakı ile ilgili durumun çözülmesi ve siyasi tutukluların savunulması amacıyla Rus yönetimini etkilemeye çağırmaya çalışmak.

İlmi Ümerov’un yapmaya çalıştığı tam da bu. O, Batının dikkatini durumun dayanılmazlığına ve Kırım’ın Ukrayna’ya iade edilmesi gerektiğine çekmek gerektiğini söyledi.

QHA: Günümüzde kaç Ukraynalı siyasi tutuklu Rus hapishanelerinde bulunuyor?

Aleksandr Podrabinek: Kaç Ukraynalının Rus hapishanelerinde tutulduğunu söylemek imkansız, çünkü Rusya’da Ukraynalı çok. Daha çok büyük davaları biliyoruz: Ümerov, Çiygöz, Sentsov. Ama sadece Ukraynalı oldukları için hapse atılan çok insan var. Rus yönetimi her zaman bir bahane bulur. Rusya’da korkmadan kimin elinden şirketini alabilirsin? Tabii ki Ukraynalının. Neden? Çünkü o Ukraynalı. Orada doğrudan siyasi bileşen yok gibi ama böyle bir arka plan var. Kırım’da evinin çatısına Ukrayna bayrağı astığı için Ukraynalıyı hapsettiler (Vladimir Baluh). Bu siyasi eylem mi? Eğer bunun için hapse atıyorlarsa demek ki siyasi eylem. Düşününce, Rusya’nın büyükelçilikler düzeyinde diplomatik ilişkileri sürdürdüğü devletin bayrağı, ne var bunda. Neden bayrak asılmasın ki? Ama demek ki bu yapılamaz.

Ya da kütüphaneye geldiği zaman çoğu kez Rusya yanlısı politika yürüten Moskova’daki Ukrain kütüphanesinin müdürü Natalya Şarina. Ama daha sonra onlar onlar Ukrain kütüphanesinin varlığının hiç iyi olmadığına ve kapatılması gerektiğine karar verdiler. Aldı ve mahküm ettiler, oysa o hiç Rus rejimi karşıtı değil.

 

 

 

 

QHA