KİEV (QHA) -

Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Euromeydan olaylarından sonra Ukrayna’nın güçsüzlüğünden yararlandığını ve “leziz pay” olarak gördüğü Kırım’ı kapmaya karar verdiğini ifade etti.

 

 

Kırım Tatar Milli Meclisi QHA’ya verdiği demeçte 26 Şubat’tan sonra Kırım’da meydana gelen olayları anlattı. (Röportajın ilk kısmını bu bağlantıdan okuyabilirsiniz: http://qha.com.ua/tr/roportajlar/cubarov-quot-2014-te-kirim-parlamentosu-ayrilikciligin-merkezi-oldu-quot/153106/).

 

QHA: Zamanında, ertesi sabah (27 Şubat sabahı) SBU’dan (Ukrayna istihbaratı) Gennadiy Kalaçev’in sizi arayarak Kırım Parlamento binasının Rus özel timi tarafından ele geçirildiğini bildirdiğini söylemiştiniz. Bu habere şaşırdınız mı? Olayların bu şekilde gelişeceğini beklemiyor muydunuz?

Refat Çubarov: Evet, o gün sabah 04.40’ta aradı, telefona cevap vermeden telefondaki saate baktım. Gennadiy, Kırım Parlamentosu ve Bakanlar Kurulu binalarına kimliği belirsiz kişilerin girdiğini ve işgal ettiğini söyledi. O zaman kendisine neden beni aradığını, ne yapması gerektiğini bilmek zorunda olduğunu söyledim. Buna cevaben ne yapması gerektiğini bildiğini, sadece insanları sokaklara çıkarmak istememiz halinde bu insanların binalara çok sayıda silahla girdiğini bilmemiz için bizi uyarmak amacıyla aradığını söyledi. Ve çantalarının boyutu gözönünde bulundurulursa onların yanında modern atış silahları olduğunu da belirtti.

Hemen ATR televizyonu çalışanlarını aradım. Belli bir süre sonra televizyonda parlamento ve Bakanlar Kurulu binalarının kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından işgal edildiğini ve insanların mümkün olduğunca ihtiyatlı olmaları gerektiğini bildiren altyazı geçiyordu. 

Kalaçev’in telefonundan 10 dakika sonra beni Aksyonov aradı. Bana, idari binaları kimin işgal ettiğini bilip bilmediğimi ve onların benim insanlarım olup olmadığını sordu. Ben bunu kimin yaptığını bilmediğimi söyledim. Hala onun bu sorusunun samimi olduğunu ve gerçekten de o insanların kim olduğunu bilmediğini düşünüyorum. O zaman Aksyonov, binaların Kırım Tatarları tarafından işgal edildiğinden emindi.

Bizim hakkımızda çok önyargıları vardı ve yapabileceğimizden fazla şeyler düşünüyorlardı, ancak biz asla böyle eylemlere başvurmadık ve asla silahımız olmadı.

Dahası biz asla başka bir devlete karşı kendimizi savunmamızı gerektirecek koşulların oluşabileceğini düşünmüyorduk.

O zaman idari binaların Ruslar tarafından işgal edildiğinden emin değildim. Daha sonra beni tekrar aradılar ve Akmescit’in etrafında üç Rus zırhlı aracının durduğunu söylediler. Ben de kim olduklarını ve orada ne amaçla durduklarını öğrenmelerini istedim. Saat 8’den sonra beni tekrar aradılar ve Rus zırhlı araçlarının arızalandığını söylediler. Güya Rus askerleri, Kiev’deki kargaşa nedeniyle yoğun nöbet tutma imkanına sahip olmadıkları için Sivastopol’deki (Akyar) üsse gitme emri almış ve Gvardeyskoye’den yola çıkmış ve araçlar arızalandığı için beklemek zorunda kalmışlar. İşte bundan sonra hem oradakilerin hem binaları işgal edenlerin Ruslar olduğunu anladım.

 

QHA: 26 Şubat günü Kırım Parlamentosu'nda kalınmalı ve hiçbir yere gidilmemeliydi diye düşündünüz mü hiç? 

Refat Çubarov: O zaman her şeyi doğru yaptığımızı şimdi daha iyi anlıyorum. Neden olduğunu anlatayım. 26 Şubat günü Kırım’ın sivil toplumu Kırım Tatar Milli Meclisi’nin çağrısı üzerine toplandı. Mitingde büyük çoğunluğu Kırım Tatarları oluşturmasına rağmen orada Ruslar ve Ukrainler de vardı.

O zaman sivil toplum, kendileri için yasa dışı yollar açmak amacıyla milletvekillerini referandumu ve diğer açıklamaları oylamaya zorlayan gri montlu ve örme şapkalı şüpheli şahısların baskısıyla yapılan Kırım Parlamentosunun olağanüstü oturumuna izin vermemişti. Çünkü Ukrayna Anayasasında bunlar öngörülmemişti, uluslararası toplum için ise bu güya Kırım’ın bir devletten diğer bir devlete geçiş meselesini çözmeye yönelik yasal bir yol olarak lanse ediliyordu.

O meydanda gün boyu duran bu 13-15 bin insan Putin’in Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılmasına yönelik güya yasal planını baltaladı. O günün gecesi diğer senaryoyu, B planını hayata geçirmekten başka çaresi yoktu.

B planı ise, stratejik yapıları işgal eden silahlı adamlardı. İşgaller iki binadan başladı ama 27 Şubat günü boyunca neredeyse iki saat içinde, özellikle öğleden sonra yapılan oturumdan sonra bu bela tüm Kırım şehirlerine dağıldı. Ve Kırım’da 2013 Aralık ayından 2014 Ocak ayına kadar Kırım’da kurulmuş olan paramiliter teşkilatlar, sözde Kırım özsavunması hemen ortaya çıkmaya başladı. Önceden, aynı dönemde Kırım’a Rusya Baş İstihbarat İdaresi (GRU-Askeri İstihbarat) görevlileri de gönderilmişti. 

Eğer o gece parlamento önünde kalsaydık bu, ellerinde bir silah bile olmayan savunmasız insanların toplu katliamına dönüşürdü. Bu kadar saf olmaya ve orada kalarak birşeyleri kazanacağımızı düşünmeye lüzum yok. Lazım olan şey ise Kırım’da olan ve sadece silahlarını değil, devletini, sınırlarını ve yapılarını savunma yetkisine sahip Ukrayna silahlı kuvvetlerinin onbinlerce görevlisi, yüzbinlerce polis görevlisi, 5-6 binden fazla Ukrayna Güvenlik Servisi görevlisiydi. Kırım’da nasıl bir ordu vardı düşünebiliyor musunuz?

Olan en korkunç şey ise, 26 Şubat bir gün boyu dayanan binlerce insanın cesareti kolluk kuvvetleri ve askeri yönetimin ihaneti ile hiçe indirildi. Ayrıca yürütme organları tarafından da ihanet vardı, çünkü Başbakan bakanları ya da valileri toplamadı. Sadece sabah binaya geldi ve, “Onlarla görüşme gerçekleştirmeyi denedim, fakat silahlı kişiler hiçbir şey söylemiyorlar, sadece benimle konuşacak yetkiliyi beklemem gerektiğini söylediler” dedi.

Bir soru doğuyor: merkezde herhangi bir binada Ukrain ve Kırım Tatar sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile toplantı düzenlenemez miydi? Bizi takip edebilecek albay ve generallere örnek olmak için Kiev’e müracaat etmek gerekiyordu. 26 Şubat akşamı kazandığımız ve devletimizi koruduğumuzdan emindik. Ve ben bu duygumu orada olan birçok insanla paylaştım. Herkes benimle hemfikirdi.

 

QHA: Eğer Ukrayna hükümeti o zaman Kırım’a asker soksaydı Ukrayna Putin’in senaryosunu değiştirebilir miydi?

Refat Çubarov: Belli ki o zaman hem sivil toplum hem askerlerin farklı davranış seçenekleri vardı, fakat meydana gelenler seçildi. Artık bugün analiz ederek Ukrayna devletinin Putin’in blöfüne kandığını söyleyebiliyoruz. Hatırlıyor musunuz daha 27 Şubat’ta demeç vermiş ve Parlamento ile Bakanlar Kurulu binasını kimin işgal ettiğini bilmediğini söylemişti? Yani o onları resmen terörist olarak adlandırdı dolayısıyla Ukrayna’nın bu idari binalara operasyon düzenlemek için meşru nedenleri vardı.

Bu neden blöftü, çünkü Ukrayna yönetiminin kararsızlığı bir sonraki adımlarını atmaya izin verdi.

Daha sonra siviller Akmescit’i, Belbek havaalanını, Ukrayna’nın garnizonlarını kuşattı, onların arkasında ise zırhlı araçlarla armasız askerler vardı. Herkes bunların Rus askerleri olduğunu anlamasına rağmen biz bunu yuttuk, referandumdan sonra aynı insanların üzerinde birden Rus armaları peyda oldu.

 

QHA: O zaman Ukrayna’nın üst düzey yönetimi ile temasa geçtiniz mi?

Refat Çubarov: Hatırlamıyorum ya 26 ya da 27 Şubat’ta Kiev'de üst düzey yetkililerle temasa geçtim. Ama daha sonra, yani doğrudan işgal başlayınca, yani sadece Karadeniz Filosu’nun güya anlaşma gereği yasal şekilde Kırım’daki garnizonlarda konuşlanan Rus askerleri tarafından değil, Kefe ve Sivastopol’de (Akyar) Novorossiysk ve Anapa’dan gelen gemilerden paraşütçüler indirilmeye başladığı zaman.

O zaman Turçinov ve Yatsenyuk’u aradım, ama sıklıkla önde gelen ülkelerin büyükelçileriyle irtibata geçtim. Geçtiğimiz günlerde Biden’i uğurlarken, o zaman irtibatta olduğu için ona bir kez daha teşekkür etme fırsatım oldu. Bunun yanı sıra Almanya ve İngiltere Büyükelçileriyle görüştüm. Daha sonra referanduma kadar Kırım’da bulunan Fransa, Slovenya, Letonya ve Litvanya büyükelçileri de geldi.

Herkes herşeyi biliyordu ancak uluslararası diplomatlar bana Kırım Tatar Milli meclisi Başkanı olarak “Kırım’da şiddet ve provokasyonlardan kaçınmak için lütfen elinizden geleni yapın. Sivillerin zarar görmemesi için, onların eline savaşa başlama sebebi vermeyin.” diye rica ediyorlardı.

Onlara, daha sonra ne olacağını soruyordum. Onlar bu durumdan çıkış yolları aradıklarını, yakında da herşeyin çözüleceğini söylüyorlardı.

Benzer şeyleri Ukrayna yönetimine de söylediklerinden eminim. Çok hassas bir alan olduğunu anlıyorsunuz: bir taraftan partnerlerimiz bizi düşmanı provoke etmemeye ikna ediyordu, ama diğer taraftan bizi onları dinlemeye kim zorluyordu?

O zaman bir şeyleri değiştirebilir miydik?... Bilmiyorum.

 

QHA: Belki Rusya sadece Ukrayna’nın zayıflığından faydalandı? Çünkü o zaman cumhurbaşkanımız bile yoktu, ordu dağılmıştı ve tüm ülke Semavi Yüz’ün yasını tutuyordu...

Refat Çubarov: Belki değil, o sadece zamanını bekledi. İşte 20. yüzyılın kaba ve kanlı servisleri NKVD, KGB ve bugün de FSB’ye has Putin’in sinikliği. Bu, kurbanın tamamen güçsüz düşeceği anı bekleyen bir hayvanın davranışı. Ukrayna o an kanlar içinde yatıyordu.

Sorun şunda ki, Bağımsızlık Meydanı ve diğer şehirlerdeki kargaşa, özellikle sonuçları toplum için çok ağır oldu, yüz ölü. Bu Ukrayna toplumunu manevi olarak öyle bir ezdi ki, çünkü Ukraynalıların başına yakın tarihte böyle bir şey gelmemişti ve onlar için bu kayıp 100 milyonlar olarak hissedildi. Halk için bu şok oldu.

İçişleri Bakanlığına bağlı özel birimler bu karşı koymaya dahil oldukları için ruhtan düşmüştü. Toplum da onları suçluyor, kendileri de olanlardan sorumlu olduklarını hissediyorlardı. Ordu ise o ana kadar yağmalanmış ve satılmıştı.

Dahası burada Ukrayna’yı savunmak yerine eylemcileri öldürerek o kuvvet birimlerini yöneten Putin’in insanları vardı. Gerekli anda olanlardan sorumlu insanları, Lebedev, Klimenko ve Zaharçenko’yu çekip aldıktan sonra kurbanlarını yemeye başlarlardı.

Allaha şükür planını hayata geçiremedi. Kırım’ın işgaline rağmen birçok insanı manen ve fiziki olarak ezemedi. Bu insanlar arasında bu canavarın kurbanı olan Kırım Tatarları, Ukrainler ve Ruslar var.

Söyleşi: Elina Sulima

QHA