QHA - ÖZEL -

Tarih boyunca Sürgün, işgal ve ekonomik nedeniyle sık sık yer değiştiren Tatarların, gittikleri her ülkede yöre insanı ve yerel devlet ile uyumlu, katkı yapan ancak kimliğini de muhafaza eden bir diaspora kültürü oluşturduğunu söylemek mümkün. Tatarlar, yaşadıkları coğrafyanın saygın ve yerli vatandaşları olurken, kökleri ve vatanları ile bağlarını asla koparmayan, Sürgün sonrası Kırım'a yeniden dönüş serüvenlerinde görüldüğü üzre, imkansızlıklar içinde direnç ve azimlerini asla kaybetmeyen kıymetli bir Türk topluluğu olarak, tarihimizde eşsiz bir yere sahipler.

Bunlardan en ilginci, şüphesiz Finlandiya Tatarları'dır. Özellikle Somalili, Suriyeli, Iraklı mülteciler ve onların getirdiği sosyal-ekonomik sıkıntılar nedeniyle aşırı sağın güçlendiği, siyasetin kızıştığı Nordik Ülkeler'de, Finlandiya Tatarları saygın bir azınlık olarak farklı bir hikayenin de mümkün olabileceğini gösteren bir örnek teşkil ediyorlar. Evren Küçük'ün "Finlandiya'da Türk Tatar Toplumu" makalesinde de işlendiği üzere, Finlandiya'daki Tatarlar buraya Nijninovgorod (Grokiy) vilayetinin Sergeç ilçesindeki küçük Mişer Tatar köylerinden   gelmişlerdir. Ruslar tarafından bölgeye yerleştirilen Kazan Tatarları, genelde kürk ticareti ile uğraşmışlar ve ciddi başarı göstermişlerdir. Finlandiya'nın bağımsızlığını takip eden dönemde, Rusya içerisinde kalan Tatar bölgeleriyle iletişimi kesilen bu Tatarlar, yerli kültüre de entegre olarak, "Finlandiya Tatarları" olarak anılmaya başlamışlar.

Cumhuriyetin ilk anlarından itibaren Sadri Maksudi, Yusuf Akçura gibi önde gelen Tatar simaların da etkisiyle, Finlandiya Tatarları Türkiye'den sürekli yardım alan Finlandiya Tatarları, bugün 1000 kadar nüfuslarıyla saygın yerlerini, dil, adet ve dinlerini koruyorlar. Yalnızca, öğretmen ve kitap malzemelerinin genellikle Türkiye'den gitmesi nedeniyle, konuştukları lehçe bugün Tataristan'da konuşulan Tatarca'dan çok, Türkiye Türkçesi'ni andırıyor, Kırım'ın Yalıboyu şivesine benzer biçimde. Bu küçük ancak ilginç Türk topluluğuna dair kişisel merakım ise, yıllar önce yalnızca "teaser"ını izlediğim ve "Finlandiya - Gardaşlarımız gelmiş" ibaresini gördüğüm bir belgesel ile başladı. 

Belgeselde ibareyi görünce, "kesinlikle Finlandiya Tatarları"dır diye düşündüm, yalnızca ismen, böyle bir grup olduğunu biliyordum, Litvanya (Lipka) Tatarları gibi. Fakat o dönemde, belgeseli bulup izlemem mümkün olmadı. Yıllar sonra bir "pazarlama" makalesi yazacakken, belgesele konu olan ticaret sergisine değinmek istedim, bu vesileyle de Finlandiya Tatarlarının kardeşlik gösterisini de izleyerek merakımı gidermiş oldum.

"Karadeniz" vapuru, cumhuriyetin ilk yıllarında hem ticari ilişkileri geliştirmek, hem de Türkiye'nin yeni yüzünü dünyaya tanıtmak için Avrupa'yı dolaşması ve Türk ürünlerini tanıtması öngörülen bir gezici sergi. Akdeniz'i, Manş'ı ve Baltık'ı geçerek Finlandiya'ya, oradan Leningrad'a kadar uzanan yolculuğunda, başından yüzlerce macera ve tatlı anı geçmiş, erken dönem cumhuriyet tarihinin en ilginç motiflerinden biri. Bu vapurun hikayesini anlatan ‘’Seyr-i Türkiye: Karadeniz’’  80 yıl sonra ardından Garanti Bankası ve Netherlands Culture Fund’un sponsorluğu ve Osmanlı Bankası Müzesi’nin katkılarıyla hazırlanmış.

 

Belgeselin konusu elbette ilginç, ancak Finlandiya'da, vapur yolcularını da şaşırtan bir başka ilginçlik yaşanıyor: Karşılamaya oldukça kalabalık bir kitle geliyor ve kitleden Türkçe sesler yükseliyor! Yolcuları, Finlandiya Tatarları "gardaşlarımız gelmiş" diyerek karşılıyorlar. Uzun bir yolculuk sonunda anadilinde selam duyan vapur yolcuları, şaşkınlık ve duygusallıklarını gizleyemiyorlar.

İnsanın aklına, Kazan Türk Esirlerine Muavenet Cemiyeti, Çilabi Türk Esirlerine Yardım Komitesi gibi organizasyonlarla, Rusya'da bulunan Türk esirlere destek için örgütlenen Tatarlar geliyor. Ve bize "uzaktaki kardeşimiz"i hatırlatan Mağcan Cumabayulu gibi, ne kadar engin ve güçlü bağlarla örülmüş bir ailenin üyesi olduğumuzu hatırlatan bu güzel insanlar, Finlandiya'da yaşamaya devam ediyorlar.

M. Bahadırhan Dinçaslan
QHA Türkçe Sayfa Yayın Yönetmeni

QHA