QHA - ÖZEL -

I. Dünya Savaşı, modern savaşların hem kullanılan ekipman, hem taktik ve strateji usulleri, hem de basın, propaganda ve kitle iletişim araçlarının etkin kullanımıyla atası olmuştu. Bugün hem devletlerin resmi politikalarında hem de milliyetçi hareketlerin söylemlerinde karşımıza çıkan retoriğin hem motif ve sembollerinin, hem de usullerinin temeli bu savaş boyunca atılmıştır diyebiliriz. 

QHA olarak, Ruslara karşı savaşan Mehmetçiğe moral olsun diye yazılmış, Harp Mecmuası ve diğer mecralarda yayımlanmış bir mektubu okurlarımızla paylaşıyoruz. Çanakkale Deniz Zaferi'nin yıldönümünü geride bırakmış, Çanakkale Kara Zaferi ve takip eden Kurtuluş Savaşı'ndaki zaferlerimizi anacağımız yıldönümlerine yaklaşırken, şehitlerimizin aziz ruhuna hürmetimizi bir kez daha ifade ediyoruz. İşte o etkileyici mektup:

Şimdi Transilvanya'nın sonbahar sislerini yırtarak Bukovina civarından geçerken, Balkan treninde ne kadar hemşehrim varsa eminim ki hepsi benimle birlikte gözleriyle ufk-ı şimâlîde sizi aradı, sizi ey Galiçya'daki Türk kahramanları...

Asker bugün, her zamandan ziyâde bizim âfâk-ı ruhumuzdur. Ordumuz, hangi toprakta bulunursa bulunsun, semâ gibi hiç gözümüzden ayrılmıyor ve kânun-ı rûyete muhalif olarak bizden uzaklaştıkça gözümüzde büyüyor. Her nefer bizim nazarımızda iki kere vatandaş ve o nisbette azîzdir. Çünkü askerdir. Bâhusus, siz ey Galiçya'daki Türk kahramanları, siz iki kere askersiniz. Çünkü vatanınızı vatan-cüdâ olarak müdafaa ediyorsunuz. Millet sizden iki katlı bir fedakârlık istedi; düşmanı vatandan çıkarmak için siz vatandan çıktınız. Buna hiç kimse bir hurûç diyemez. Bu bir suûddur. Sizi göz bebeklerimiz garpta değil, şâhikalarda ve yıldızlarda aramalı. Biliriz ki, Türk için, Türkiye en güzel beşik, en rahat yatak ve en aziz mezardır. Orada doğduk, orada yaşadığımız gibi orada ölmek isteriz elbette, yüreğimiz paralanmaksızın, bu feci ve müstesna günlerde sizden ayrılmazdık. Ooh, sizi göğüslerinden yaban ellere salıvermek için kollarını çözen vâlideler, zevceler, hemşireler ve çocuklar!... Ey Galiçyadakiler, şu anda ceketlerinizi koklayınız! Eminim ki, orada hâlâ sevdiklerinizin başları ve yürekleri kokar.

Harbe giden vatandaşlarımıza dâima dikkatle bakarım. Daha İstanbul'da iken yürüyüşleri biraz hücûm hatvesiyledir. Onlarda pek kolaylıkla hissedilen bir arzu var. Muharebenin hitamından evvel mevki-i harbe yetişmek. Güya korkuyorlar ki, daha onlar cepheye varmadan mütâreke ve musâlaha birbirini takip edecek. Siz de eminim ferman-ı vazifeyi dinleyerek aynı tehâlükle huduttan çıktınız ve işte Galiçya'daki bir Karpat parçası hâlinde Rus ordusu önüne dikildiniz. Yâr ve ağyâr sizi orada müdâfaa ve hücumda görecek. Görecekler ki, siz hem kılıç ve hem kalkansınız; göğsünüz düşmanın göğsüne kale gibi dayanır ve kollarınız hasmın kollarını balta gibi keser.

Moskoflara karşı ecdadımızın başladığı destan-ı hamâseti temdit ediyorsunuz. Albayrağınız sanki eski şühedâmızın kanlı kefenidir. Siz onların meşru evladısınız. Kalbinizde onların hissiyatı ve pazularınızda onların metâneti var. Sizin göğsünüzde âteş-i hayat ile çarpan yüreğiniz onların kadit göğüslerinde, eyvah, çoktan beri durmuş yürekleri ile temastadır! Bugün onlar sizinle beraber harp edemedikleri için kim bilir ne kadar mahzundurlar. Eminim, ellerinden gelse size silah arkadaşı olmak üzere mezarlarından kemiklerini yollarlardı. Şehitler için ölüm kılıca nisbetle kın gibidir; onlar mevt içinde ilelebet keskin bir çelik salâbet ve sebatıyla eyyâm-ı intikamı beklerler.

Çok kere lisan-ı ecânibden işittim; Türk ordusunda üniforma yok diyorlar. Halbuki kahramanlık sizin tabii ve samimi üniformanızdır. Asırlardan ve asırlardan beri askerlerimizin ruhu müşterek bir gömlek gibi hep bir örnek fedakarlıkla giyinir ve süslenir. Türk ordusu harp ederken hiçbir zaman kalbinde kayd-ı hayat ve endişe-i memât bulunmadı. Türk müdür ve asker midir? Başına tâc-ı gazâ ve tâc-ı şehâdet bir gelir.

Çar, Çar! Bu fikirler ve bu hisler son Türk'ün bir tek kolu kalmayıncaya kadar böyle devam edecek. Ordumuz, bayrağımızı ecdâdımızın elinden ve hissiyatımızı ecdâdımızın gönlünden aldık ve bayrağımızla birlikte hissiyatımızı evladımıza teslim etmeden meydan-ı harbi terk etmeyecek… Türk silsilesi dediğimiz inkıtasız zinciri hiçbir silah kesemez. Çar, senin kılıcınla açılacak yara Türk sînesi için yeni bir biley taşıdır. Biz dâima ninelerimizin göğsünde birer kandan yıldız şeklinde Kozak mahmuzlarının izini bulduk. Senin vahşi askerlerin henüz dişleri çıkmamış Türk yavrularıyla bütün dişleri dökülen Türk ihtiyarlarını aynı beh(i)miyet-i hunharâne ile paraladılar. Ne çıplak başlara, ne ak saçlara, ne acze ve ıztıraba şâyân-ı hürmet şeylerin hiçbirisine Türk karşısında hürmet etmediler. Fakat, işte bugün minare-i tarihimizde ezan-ı intikam okunuyor... Çar, Çar! Sen bizden geçen asırlarda çok toprak ve çok mezar aldın; fakat, Türk'ün ruhuna dokunamadın. Onun yüreğinde seni korkutan necâbet ve şehâmetten hiçbir zerre gâib olmadı. Senin galebelerin bize rüşvetle kazanılmış davaları hatırlatıyor. Siz Ruslar çok ve pek çok fakat, o nisbette küçüksünüz Çar, senin taburların bizce kırkayak gibi bir tepmede ezilecek, birer uzun haşeredir. Bak, bugün yabancı toprakta yine Türk cephesi karşına çıktı. Türkler hudutlarının birisinde ve ortasında vatanları için dövüşmeyi ve icap ederse ölmeyi bilirler. Bizde belki fen yok, ve belki sanat yok; fakat, bî-şüphe salâh ve... Türklük vardır! Şühedamız medfenlerinde mezar taşı bile istemezler. Onların cesetleri mecrûh ve merkadleri, tabir-i lâyık ise kesik baştır..! Ölürken etraflarında silah arkadaşlarının sükût-ı ihtirâmı ve gömüldükten sonra isimsiz ve işaretsiz kabirlerinin civarında tabiatın ve insaniyetin ihtirâm-ı sükûtu onlara yeter. Vatan için öldükleri yerin toprağı onlarca yine bir vatan toprağıdır. Onları Allah'a teslim edinceye kadar saklar…

İşte ey Galiçya'daki Türk kahramanları, toprağın altında veya üstünde siz bir hazîne-i faziletsiniz. Biz sizi ehrâm-ı hamiyyetin zirvesinde görüyoruz. Yükseliniz ve yükseliniz. Osmanlı ordusu için şevâhik-i şeref nâmütenahidir...

Cenap Şahabettin

Harp Mecmuası, 13. Sayı, 1332 Teşrinievvel 

QHA