Kırım Tatar Milli Hareketinin temel prensipleri milletimizi millet yapan değerler bütünüdür. Karışık gibi görünse de aslında prensiplerimiz ve bakış açılarımız bizim milli değerlerimizdir de diyebiliriz. Bu iki önermeden yola çıkarak önce teorik sonrada pratik manada bir şeyler yapmak için oldukça geç kaldığımızı düşünüyorum. Nelerdir bu prensiplerimiz? Doğru veya yanlış sırf prensip uğruna kabul etmeli miyiz? Yoksa kısa vadeli çıkarlar ve oportünizm adına yöntem ve prensip tanımamak en iyisi midir? Aslında çok teorik gibi görünse de Milli Hareketimizin geleceği ve diaspora kültürünü oluşturma açısından son derece önemli ve tartışılması gereken konuların başında yöntem ve prensiplerimizi belirlemek geliyor. 

Önce kısa bir geçmiş analizi yapalım. İsmail Bey Gaspıralı “Dilde, fikirde, işte birlik!” diyerek Kırım Tatar milletinin geleceği açısından bir yol, yöntem önermiştir. Günün koşulları içerisinde çok zor bir işe kalkarak “Tercüman” gazetesi ve bir dizi yayın ile önce kendi halkına daha sonra tüm Türk ve Müslüman halklara hitap etmiştir. Yayınlarında sade ve anlaşılır bir dil kullanarak Türk ve Müslüman halkların modernleşmesi, çağdaşlaşması, bilim ve fenne değer veren insanlar olmalarına çalışmıştır. Usul-ü Cedit yöntemi ile kolay okuma yazma öğretmeyi hedeflemiştir. Yazdıklarının Çin'den Mısır'a kadar ve Osmanlı coğrafyasının tamamında okunması için çalışmıştır. Alem-i Nisvan adlı bir dergi ile kadınlarımıza seslenmiş, onların yetiştirecekleri çocukların “muasır medeniyet” seviyesine çıkacaklarını hayal etmiştir. Frengistan Mektupları kitabı ile Avrupa medeniyetini Türk ve Müslüman halklara anlatmaya çalışmıştır. Bahçesaray belediye başkanlığı döneminde sokakları kandillerle aydınlatarak modern şehircilik anlayışını uygulamaya sokmuştur. Bunları yüz yıldan daha eski bir dönemde okuma yazma oranının % 4-5 gibi oranlarda olduğu dönemlerde yaptığını da göz ardı etmemek gerekir. Yani milli prensiplerimizin başında akılcı, eğitime önem veren, çağdaş kültür ve değerlere önem vermek gelmektedir.

Kırım Tatar milletinin gene yüz yıl önce 1917 yılında Noman Çelebi Cihan liderliğinde topladıkları Milli Kurultayın demokratik seçimlerle oluştuğunu, ilk milli anayasayı yaptığını ve bu mecliste dört kadın milletvekili olduğunu da unutmamak gerekir. Türkiye'de kadınların seçme ve seçilme hakkını 1935 yılında aldıklarını düşünürsek Kırım Tatar halkı ve liderlerinin sosyal bakış açılarının ne kadar ileride olduklarını daha iyi anlarız. Yaptıkları her işi günün tüm olumsuz şartlarına rağmen istişare ile demokratik usullerle yapmışlardır. Milli prensiplerimiz içerisinde olgun bir demokratik kültür, katılım ve anlayış gelmektedir. Herhangi bir hareketin, siyasi oluşumun veya kültür coğrafyasının kuyrukçuluğunu yapmak bizi ana hedefimizden uzaklaştırdığı gibi enerjimizi boşa sarf etmekten başka bir işe de yaramaz.

18 Mayıs 1944 sonrası sürgüne gönderildikleri bölgelerde oluşturdukları inisiyatif grupları ile milli hareketi canlandıran milletimiz, birbirinin kuyusunu kazmak yerine işbirliği ve ortak milli hedef için çalışmışlar, bıkmadan usanmadan “Vatan'a dönüş”, “Milli otonomi”, “Anadil eğitimi” ve “Kültürel gelişim” için barışçıl bir mücadele geleneği oluşturmuşlardır. 1991 yılında Vatan'a dönüşe kadar bir kişinin bile burnu kanamadan mücadele etmişlerdir. Milli liderimiz Mustafa A. Kırımoğlu'nun, “Bir çocuğun burnu bile kanasa ben milli hedeflerimize ulaşmış saymam” sözleriyle ifade ettiği silahsız, demokratik bir mücadele anlayışı Milli Hareketimizin temel prensiplerinden olmuştur. Milli Hareketimiz içe kapalı değil, dışa dönük siyasi anlayışla Çekoslavakya'nın işgalinden, Kurill adalarının işgaline kadar tüm emperyalist işgallere karşı çıkmıştır. Bulgaristan'da Türklerin isimlerinin değiştirilmesine SSCB'nin tam baskıcı yönetimleri altındaki milletlerden tek protesto eden Kırım Tatar Milli Hareketi olmuştur. Azerbaycan'ın Ruslarca işgalinden tutun, Kafkas halklarının özgürlüğüne kadar tüm ezilen milletlerin haklarını savunan Kırım Tatar Milli Hareketi olmuştur. Üzülerek görmekteyiz ki Azerbaycan'ın Ruslarca işgaline karşı çıkan Kırım Tatarları içerisinden kendi vatanlarını işgal edenlerle işbirliği yapmaktan çekinmeyenler çıkabilmektedir. Kırım Tatar Milli Hareketinin geleneği; güçlü, baskıcı, otoriter yönetimleri menfaat uğruna desteklemek yerine her zaman haklının ve doğrunun yanında dik durmak olmuştur.

Milli ve manevi değerlere sahip Kırım Tatarları, 26.140 kilometre karelik Kırım coğrafyasında 1500 cami ve onlarca medrese ile değerlerine sonuna kadar sahip çıkmıştır. Mengli Giray Han, Bahçesaray'da yaptırdığı Zincirli Medrese'nin kapısına bir zincir gererek: “Burası bir eğitim kurumudur bu kapıdan giren han bile olsa eğilerek girmelidir!” lafını ettiği zaman tarihler 1460'lı yılları göstermekteydi. Doğu Avrupa'nın ilk yüksek eğitim kurumu sayılan bu medresede astronomiden, matematiğe kadar geniş bir yelpazede eğitim verilmekteydi. Bugünün arabesk eğitim ve kültür coğrafyasının Kırım Tatarları için son derece uzak ve anlamsız olduğunu anlamamız için bu örnek dahi yeterlidir.

Her ne kadar bu örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da anlatılmak istenen bakış açısı için bu örnekler yeterlidir. Kırım Tatarlarının bir millet olarak, yok olmadan varlığını devam ettirebilmesi, dilini, kültürünü geliştirebilmesi en önemlisi anavatanları Kırım'ı yeniden bir vatan yapabilmeleri için prensip sahibi milli hareket mensupları yetiştirmesi birinci şarttır. Vatanında hür yaşayıp, Ant Etkenmen söyleyip Gök Bayrağı dalgalandırmayı sadece rüyamızda görmek istemiyorsak “despot”, “egoist”, “bencil”, “otoriter”, “ben bilirimci” anlayışlardan uzak durup daha katılımcı, daha modern, daha demokratik prensipleri rehber edinmeliyiz. Ancak bu sayede Milli Hareketin daha sonra da Vatan Kırım'ın yolunu açabiliriz. Bu yolu açmanın en birinci maddesi de diasporaya bu kültürün aşılanması, yerleştirilmesi olmalıdır.

QHA

Yasal Uyarı