Biz yaygın medyadaki yüzleri sadece ekran yüzü olarak görürüz. Gazeteciliğin ve haberciliğin taca atıldığı bu günlerde yolumuz NTV ekibi ile Erbil ve Kerkük’e düştü. 2+1 olduk. İki Ahmet bir Güngör. Irak’ın kuzey hattında fay çatlaklarının sesini dinlemeye gittik. Elbette bu topraklarda Asya’nın bozkırlarından gelen derin tarih bizi sarıp sarmaladı. Kah bir Oğuz kervanına takıldık, kah bir akıncı beyi bizi karşıladı, kimi gök kümbetlerde kayıp izleri aradık.

Bizim meslekte gazeteci çalıştığı alanla ilgili bilgi ve bakış açısı çok önemlidir. Hele Irak’a Kerkük’e gidersen ‘’BİLECEKSİN’’ arkadaş. Ahmet Yeşiltepe bölge için ev ödevini iyi çalışmış.Türk kültürüne ve tarihine hakimiyeti geçmiş ile günümüz arasında köprü vazife gördü. Erbil sokaklarında gezerken Muzafferiddin Gökböri’yi, Oğuzların burada yaptıklarını dinledik Ahmet Yeşiltepe'den. Bize Muzaffereddin Gökbörü'nün Filistin bölgesindeki Akka Kalesi’ni zapetmesiyle Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs’ü Haçlılardan alması arasındaki derin stretejiyi bir tarih öğretmeni edasıyla anlattı. Erbil Kalesi’nde çekim için uygun ışığı arayan modern gezgin yürekli bu adam bir yandan duvarlarda kayıp Türk izlerini aramaktaydı. Erbil’de Kayseri Çarşısı’nda dolanırken Türkmence, Arapça, Kürtçe sesler birbirine karışıyordu. Akıp giden insanların arasında farklı diller konuşulsada bu toprakların yaşayanların kaderleri tekdir.

Ulu Camii (Mu­zaf­feriye- Çöl) Mi­na­re­si’ne vardığımızda hafızalarımızda kısa süre önce Musul’da yok edilen ikizi aklımıza geldi. Savaşlar canları alırken derin tarih izlerini de siliyorlar. Muzefferüddin Gök­bö­rü (Ma­vi Kurt) ta­ra­fın­dan yap­tı­rı­lan ca­mii ta­ma­men yı­kıl­ma­sı­na karşılık mi­na­re­si­nin bü­yük kıs­mı sağ­lam ola­rak gü­nü­mü­ze ka­dar ge­le­bi­len ve Er­bil’in ka­le­den son­ra en önem­li ta­ri­hi ya­pı­sı olan bu eser hak­kın­da yine Ahmet Yeşitepe bizi Erbil’den ta Buhara’ya götürüdü.
 

"Erbil'de çıktık yola, gidek Kerkük'e Kerkük'e..."
 
Erbil’i arkamızda bırakıp Kerkük’e doğru yola çıktığımızda gittiğimiz güzergah üzerinde kontrol noktalarında yüzleri yorgun askerleri ardımızda bırakıyoruz.

Altunköprü’de 4. Murat ile soluklanırken Kanuni’nin yeniçerileri önümüzde yürüyordu. Osmanlı kayıtlarında "GÖKYURT" olarak geçen Kerkük’e doğru giderken Ahmet Yeşiltepe elindeki kitapda yeni birşeyler öğrenen öğrenci edası ile bedenen bizim yanımızda iken bir Türkmen boyunun ardına çoktan takılmıştı. Bir gazeteci gerçeklerin peşinde koşarken pek anlatılmayan, söylenmeyen ve çoğu zaman söylenilmesi istenmeyen bu toprakların Türk kimliğinin peşinde yok edilmek istenen Türkmenlerin peşine düşmüştü. Kentlerin mühürleri vardır. Silinemez tapuları vardır. Kerkük girişine ne kadar devasa bir peşmerge heykeli dikilse de mezar taşları, kalesi, gök kümbet ile Oğuzlar buralarda dolanırlar. Yeşiltepe, Kerkük sokaklarında Türkçe’mizin bu topraklara has tadını aradı. Dil bir millet için tek ve yegane kalıcı köprü. Yıkık kalesine ağladı, yıkılan taşköprüde elleri nasırlı ustaların taş seslerini dinledi. Kerkük Kalesi’nde Fuzuli’nin evini aradı. Rüzgarlarla esen hoyratları dinledi. Uzandı mayınlı yollarda Tavuk’ta o tek kalan Türk izini sürdü.

Elbette omuzunda sorumluluk ile yaklaşan olası Refarandum için sokakların nabzını tutu. Erbil’de Kürtlere, Türkmenlere mikrofon uzattı. O baskılar altında sesleri çıkmayan sokaktaki insanların ne düşündüklerinin izini sürdü. Bugüne kadar Türk medyasının girmediği, girse bile görmediği Türkmen Mahellerine girdi. Çöplerin dağ olduğu, çocukların pis akan sularda oynadığı o görülmeyen karelere şahitlik etti. Musul’dan DAEŞ çetelerinden kaçarak Kerkük’e sığınan parçalanmış bu ailelerin zor yaşam şartlarını görüntüledi. Ankara’da o sık sık söylenen TÜRKMEN hassasiyetinin sinir uçlarına dokundu. Ben de yıllarca alanda çalışırım. Ne zaman alan gerçeklerini yazsam, haberleştirsem troller bana saldırır. Küfürler, tehditler art arda. Bir klimalı odalarda Ortadoğu’nun sıcak gündemini anlatmaya çalışanlar var, bir de alan gidip gerçeklere dokunanlar. Bin yıl sonra bu topraklardan bir Oğuz evladı geçti. Biz de ay yıldızlı gökbayrağımızla selamladık. İyi ki varsın Ahmet Yaşiltepe…

QHA

Yasal Uyarı