“İlhâk”, “insan hakları ihlalleri”, “tutuklama”, “gözaltına alma”, “ev aramaları”, “işyeri aramaları”, “yasaklama”, “malvarlığına el koyma”, “adam kaçırma”, “kayıp”, “öldürme” ve sair tabir ve tanımlamalar iki yılı aşkın süredir hayatımızın neredeyse bir parçası oldu.

Kırım’ın Rusya tarafından barbarca, zorbaca ve vahşice işgalinden bu yana neredeyse her gün bu tabirleri, tarifleri duyar ve kullanır olduk. Ne yazık ki, diplomatik olacağız, aman rahatsızlık vermeyelim diye pek çok yayın organında, kitle iletişim aracında bu kelimeler çokça kullanılıyor. Kayıtlara geçmesi açısından burada bir kez daha vurgulamak isterim ki;

Kırım “ilhâk” edilmemiştir. Kendi içerisinde hukukilik taşıyan “ilhâk”, bu eylemin üçüncü kişiler ya da devletler tanınması anlamını da içermektedir. Keza, sanki eylemin bir haklılık payı varmış ve toprağını kaybeden tarafından da buna bir şekilde rıza gösterilmiş anlamını da içerir.

Oysa ki Kırım, düpedüz ve adî bir şekilde, barbarca, zorbaca “işgal” edilmiştir. İlhak bir suç değildir ya da anlaşmalar ilhak öncesi eylemi suç olmaktan çıkarır. Ama “işgal” doğrudan doğruya suçtur. Birleşmiş Milletler Anlaşması’na göre, hiçbir devlet bir başka devletin toprağını işgal edemez. Uluslar arası antlaşmalarla belirlenmiş bağımsız bir devletin toprağını işgal etmek tek kelime ile “suç”tur. İşgal suçundan bahsederken “ilhak” veya kıvırma payı bırakır şekilde “işgal ve ilhak” tabirini kullanmak apaçık suç olan bir fiili tanımlamayı sulandırmaktan başka bir şey değildir.

Bu durumda, Kırım’ın işgali başlıbaşına bir suçtur. İşgalden sonra bireylere veya kurumlara karşı işlenen suçlara dahi bakılmaksızın bir ceza yargılamasını ya da cezayı gerektirir.

Bugün Kırım’da “insan hakları ihlalleri”nden söz edilmektedir ve hepimiz bundan söz etmekteyiz. Ancak, yaşanan “ihlallerin” boyutu artık ihlal sınırını aşmıştır. Kırım’da artık “insanlığa karşı suçlar” işlenmektedir. 

İşgalin ilk gününden bugüne devam edegelen “tutuklama ve gözaltına alma” eylemleri açıkça “hürriyeti bağlama” suçunu oluşturmaktadır. İşgalci bir rejimin işgal ettiği topraklarda yasal tutuklama ve gözaltı tedbirlerinden söz edilemez. Bu, bir suçtan başka suçların doğması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. İşgalci rejim, işgal suçunu örtmek için işgale direnenleri “tutuklayarak ya da gözaltına alarak” hukuksu, kanunsuz ve yetkisiz bir şekilde “hürriyeti bağlama” suçunu işlemektedir. Çünkü, uluslar arası sözleşmelere göre işgal edilen bir toprak parçasında yaşayan insanlara işgalci rejim kendi hukukunu uygulayamaz. “Ev ve işyeri aramaları” doğrudan “haneye tecavüz” suçunu oluşturmaktadır. “Adam öldürme, kaçırma, kaybetme” suçları ise bir açıklama yapmayı dahi gerektirmeden “hayat hakkı”nın açıkça ayaklar altına alınmasıdır. “Mal varlığına el koyma” doğrudan müsadere yasağını ihlaldir. Dahası, bu eylemi gerçekleştiren işgalci “gasp” suçunu işlemiştir.

“Yasaklama” ise o kadar geniş uygulama alanı bulmaktadır ki bugün Kırım’da ne düşünce ve ifade özgürlüğünden ne de gelinen noktada din ve vicdan hürriyetinden bahsetmek imkansız hale gelmiştir. 

Bütün bu yukarıda saydığımız tabirlerin yerine artık doğrudan işgal, insanlık suçu, cinayet, adam kaçırma, hürriyeti bağlama, gasp, haneye tecavüz, hayat hakkına kast ve sair kelimeleri Kırım’da bugün yaşananlar için rahatlıkla kullanabiliriz.

Fazla evelemeye gerek yok. Rusya, Birleşmiş Milletler Antlaşması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve tüm modern ceza hukuku ve ceza kanunları ilkeleri karşısında açıkça insanlık suçu işlemektedir. Bu suçu yumuşatmak, hafifletmek için uğraşan diplomasi sanatına cevabımız bu olmalıdır.

Bir de “Rusya’nın Kırım’da tarihî hakları var, boşuna ne uğraşıyorsunuz” gibilerinden cümle kuran zevzek-ül azamlara “Ya bu suçların karşılığı ne olacak?” sualini yapıştırmak gerekir.

QHA

Yasal Uyarı