Kırım’ın işgali ve Ukrayna’nın doğusunda başlayan ayrılıkçı hareketler karşısında Batı dünyası kendisinden beklendiği şekilde Rusya’ya karşı ekonomik ve siyasi yaptırımları büyük bir hızla başlattı. Siyasi alandaki yaptırımların en göze çarpanları Birleşmiş Milletler’in Kırım’ı işgaline ve devamında insan hakları ihlallerine yönelik kınama kararları ile Avrupa Parlamentosu’nda Rusya’nın temsilini engelleme kararı oldu. Akabinde gerek Birleşmiş Milletler’de gerekse Avrupa Birliği organlarında Rusya’yı kınayan, eleştiren ve tedbir alınmasına yönelik çağrılar içeren pek çok karar alındı.

Yakın zamanlarda devreye Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da girerek mesele hukuki boyuta da taşındı.

Bu siyasi ve hukuki gelişmelere karşın Rusya elbette insan hakları ve uluslararası hukuku hiçe sayan geleneksel yaklaşımını sürdürmeye devam etti.

Siyasi ve hukuki tedbirlere zerre kadar aldırış etmeyen Rusya’yı gerçekte zora sokan ise en başından beri ekonomik yaptırımlardı. Batı dünyası olarak tanımladığımız Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile bunlarla aynı değerleri paylaşan çeşitli ülkelerin Kırım’ın işgali sonrasında Rusya’ya karşı başlattığı ekonomik yaptırımlar ve özellikle işgali takip eden aylarda petrol fiyatlarında yaşanan hızlı ve büyük düşüş Rusya’ya ekonomik olarak büyük zarar verdi.

Rusya’nın Kırım’ı işgali, doğu Ukrayna’da ayrılıkçıları desteklemesi ve akabinde Suriye merkezli olarak Ortadoğu’da başlattığı operasyonlar getirdiği malî yük ve ekonomik yaptırımların etkisi ile rezervleri hızla eridi. Çalışanların ve emeklilerin maaşlarında kesintiye kadar varan tedbirler almak zorunda kalan Rus ekonomi yönetimini oldukça zora soktu.

Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak seçilmesinin ardından yaptırımların esneyeceği ve kalkacağı yönünde Moskova tarafında umut kırıntıları belirse de Amerikan Kongresi Rusya’ya karşı yaptırımları daha da katılaştıran ve çoğaltan bir karar aldı ve Trump belki de istemeye istemeye Kongre’nin kararını yürürlüğe sokmak zorunda kaldı.

ABD ve Kanada gibi ülkelerin Rusya’ya karşı yaptırımları Kırım’ın işgali sona erene dek sürdürme kararlılığı bir kez daha görülmekle birlikte bu tedbirlerin neticelerinin ne olacağı ve ileride daha etkili tedbirler ilave edilip edilmeyeceğini zaman gösterecek.

Atlas Okyanusunun batı tarafında yaptırımlar konusunda görece bir kararlılık kendini belli etmekle birlikte, doğu tarafında yani Avrupa’da ise işler biraz daha girift bir halde.

Birinci Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa kıtasında meydana gelen ve savaşlara dahi neden olan sorun ve karışıklıklara karşı sürekli olarak çekingen, kararsız ve ikircikli bir tutumla yaklaşarak sorunların bir yumak haline gelmesinde başrol oynayan Avrupa’nın başat güçleri bu meselede de aynı tutumu sergilemekteler.

Kırım’ın işgalinin hemen ardından ekonomik ve siyasi yaptırımlar konusunda bir takım kararlarla az da olsa bir umut ışığı vereceği düşünülen Avrupa’da özellikle ekonomik yaptırımlar konusunda çok da sıkı bir saf tutulmadığı yavaş yavaş skandallarla ortaya çıkıyor.

En son Siemens skandalının ardından orada burada ortaya çıkan bilgi ve haberler, alınan ekonomik yaptırım kararlarına rağmen pek çok sektörde Avrupa ve Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerin yeniden artış eğilimine geçtiği ve yaptırımların göz ardı edildiğini ortaya koyuyor.

Alman şirketlerinin başrolünü oynadığı bu “yaptırım delme” oyununda pek çok Fransız, İtalyan, Macar ve diğer Avrupa şirketlerinin Rusya ile enerjiden tarıma, turizmden makine sanayiine, otomotivden savunma sanayiine kadar alışverişe ve yatırımlara devam ettiği artık apaçık ortaya çıkıyor.

Bu yaptırımlar laubaliliğinin temelinde esasında yaptırım kararlarındaki düalist yani ikili esas yatmakta. ABD’nin ve Avrupa Birliğinin yaptırım kararı alırken Kırım’a yönelik yaptırımları ayrı, Rusya Federasyonuna yönelik yaptırımları ayrı olarak kategorize etmesi bu laubaliliğinin ana sebebi. Daha da açmak gerekirse Siemens örneği çok karakteristik. Bir elektrik santrali türbininin Kırım’a girmesi yasak ama Rusya’ya girebiliyor. Rusya’ya giren bir türbini Rusların Kırım’a göndermemesini beklemek en hafif deyimi ile aymazlık. Avrupa, yaptırımlarının gerçekten etkili olmasını istiyorsa öncelikle bu ikili kategorizasyonu ortadan kaldırmak zorunda.

Bir taraftan etrafınızdaki herkese insan hakları temelli uygarlık dersleri satarken, yaşadığı kıtada yer alan Kırım’da insan hakları konusunda kozmik bir karadeliğin oluşmasını seyreden Avrupa Birliği’nin temel aldığını iddia ettiği insanlık değerlerini ticari ve ekonomik çıkarlara kurban etmediğini ispatlaması gerekiyor. Kırım ve doğu Ukrayna, bu konuda Avrupa Birliği ve genel anlamda Batı dünyası için çok belirleyici bir sınav. Daha önce hiçbir sınavda başarılı olamayan Avrupa, ya dünyanın diğer ülkelerine dikte ettiği insanlık değerlerini gerçekten üstün tutarak bu sınavı geçecek ve samimiyetini ispatlayacak ya da bütünlemeden de kalarak kendi kapasitesini açığa çıkaracak.

Atasözünde olduğu gibi “lafla peynir gemisi yürümüyor”. Bu geminin yürümesi için de bu yaptırım laubaliliğine son vererek gerçekten yaptırım yapmak gerekiyor.

QHA

Yasal Uyarı