"Dilde, fikirde, işte birlik." Gaspıralı bugünlerde yaşasaydı şiar olarak yine bunu önerirdi ama, herhalde sosyal medyaya dair de bir çift laf ederdi diye düşünüyorum. Öyle ya, kişilerarası iletişimde artık yepyeni bir mecra var ve bu fikirlerin, haberlerin, duyguların çok daha hızlı ve etkili bir şekilde yayılmasına neden oluyor. 

Sosyal medyada bir tür "kovan bilinci"nden söz etmek mümkün. Sürü psikolojisi de diyebiliriz buna. En basit örneği twitter'da "trending topic" denen başlıklar. Dönem dönem ortaya çıkan farklı trendler de, alt mecra ayırt etmeksizin oğul vermiş arı gibi milyonlarca insanın aynı temada paylaşım yapmasına, Youtube, Instagram, Twitter ve Facebook'ta içerik üretmesine ve paylaşmasına neden oluyor. Hatırlayanlar olacaktır, "Harlem Shake" denen fenomen bir ara interneti kasıp kavurmuştu. Bu tür fenomen yahut trendlere, Dawkins'in icad ettiği "meme" sözcüğü internet ile birleştirilerek, internet meme deniyor. (Meme, mim okunur)

Geçenlerde bu tür mimlerin üretildiği yahut popüler paylaşıma servis edildiği mecralardan 9Gag'de, ilgimi çeken bir paylaşım gördüm. "Divided by distance, united by memes." diyordu paylaşım; yani "Mesafelerin ayırdığı, mimlerin birleştirdiği." Bütün dünyadan internet kullanıcılarının kendilerine has jargonları, mimleri ve alışkanlıklarıyla oluşturduğu bir "çokuluslu topluluk" olan 9Gag komünitesi, evet, bir "ortak kültür"e sahipti ve bu kültürün genlerini de, mimler oluşturuyordu. 

Tam olarak bu paylaşımı gördüğüm esnada, Türkiye'de özellikle milliyetçi gençlerin oluşturduğu topluluklarda gündem konusu Azerbaycan idi. Bir Türkiyeli ile bir Azerbaycanlı'nın (Türkiyeli tabirini ancak ve ancak bir diğer Türk ülkesiyle kıyas vs. sözkonusu ise kullanıyorum.) atışmalarından sonra, farklı görüşlerden yüzlerce genç konu hakkında fikir beyan ediyorlardı. Kimisi Azerbaycan'ı destekliyor, kimisi yangına körükle gidiyor, kimisi dalga geçiyordu. Ancak gerçek olan şu ki, bir ortak çerçeve yoktu. Teker teker ele alındığında kültürel ve hatta siyasi açıdan aynı görüşlere sahip Türkiyeli ve Azerbaycanlı gençler, böyle bir sınamada hemen, bizim Türk Milleti tanımımız ve Türk Dünyası vizyonumuz açısından menfi, "Türkiyeli versus Azerbaycanlı" temalı bir çatışmaya düşebiliyorlardı. 

Aklım soğuk savaş dönemine gitti. Türkiye'de, örneğin, bir dönem Türk milliyetçileri Sovyet sansürünü kırarak Kırımoğlu'na mektup ulaştırabiliyorlardı. Yahut Ceditçi, daha sonra İttihatçi ağın bakiyeleri, ta erken Cumhuriyet dönemine dek esir Türk yurtlarından Türkiye ve Avrupa'ya adam kaçıran bir yapı tesis edebiliyorlardı. Nedim'in Ali Şir Nevai'ye övgüde bulunduğu çağda da, Azerbaycan'da çıkan dergilerin Türkiye'yi etkilediği çağda da, bir ortaklık, bir paylaşılan "mimler" dizgesi mevcuttu. Fakat bugün bunlar yok, üstelik sosyal medya gibi muhteşem bir imkan elimizin altındayken. 

Sosyal medyayı insanı özgürleştiren, fikir hürriyetini kamil anlamda mümkın kılan bir kurtarıcı olarak gören anlayışa şüpheyle yaklaşıyorum; Spinoza'nın "fırlatılan bir taşa sorsak o da kendi isteğiyle hareket ettiğini söylerdi" vecizini hatırlıyorum. Fakat gerçekleşmekte olan, pazarlamada fordist dönemden post-fordist döneme geçiş gibi, yeni bir iletişimsel strateji çağıdır. Sosyal medya bireyi özgürleştirmekten çok, bireye daha etkili ve özelleştirilmiş şekilde ulaşabilmemizi sağlıyor. Yani yatay gibi görünen yüzünün arkasında, sosyal medyada da bir dikeylik, piramitlik mevcuttur. Doğru kaynaklara, bilgilere, verilere ve yöntemlere sahip olan, bireyi etkiliyecek, üstelik bireyin gönüllü bir propagandacı olarak markasının, ürününün, reklamının yahut kampanyasının üreticisi ve dağıtıcısı olmasını sağlayacaktır. Yani kendi haline bırakılan Türkiyeliler ve Azerbaycanlıların, yahut Kazakistanlılar ve Özbekistanlıların hemen kardeşlik hukukuna uygun davranış göstermesini beklemek abestir; bunları buna sevk edecek bir "üst akıl", bir stratejik çerçeve ve bir kurmay merkezi gereklidir. 

Millet olma hali, zaten basitçe belli mimleri paylaşmaktan ibaret. Benzer kültürel motifler, benzer tarihsel perspektif ve değerleri özümsemiş insanlar millet olurlar. Türkiye'de günümüzde millet olma hali büyük oranda yitirilmişken, Türkiye-ötesi bir Türk milleti vizyonu için (bu satırların yazarı için Türk, Türkiye'nin sınırlarına sığmaz, örneğin) bu avantaj bile olabilir. Özellikle genç kullanıcıların beğenisine hitap eden bir sosyal medya stratejisi ile, birbiriyle hiç görüşmemiş Türkiyeli ve Azerbaycanlı'nın ortaklaşan ve paylaşılan değerlere sahip olmasını, tesadüfen karşılaştıklarında gerçekleşebilecek fikir, duygu ve tutum ayrılıklarının "Türkiyeli-Azerbaycanlı çatışması"na dönüşmeyip, bir Kayserili ile bir İzmirli herhangi bir konuda uyuşmazlık yaşadığında bu nasıl kendi bağlamında değerlendiriliyorsa, öyle değerlendirilmesini sağlayabiliriz. Bu, indirger ve özetlersek, sosyal medyada bir millet yaratmak demektir ki, millet mutasavver bir olgu olduğundan bunun ortak türküler, destanlar ve mitoloji yahut tedrisatla başarılması ile sosyal medya sayesinde başarılması arasında işlevsel açıdan bir fark yoktur. 

"Türk" deyince bütün bir Türk dünyasını anlayan ve Türk dünyasının her bir bölge ve mensubuna din ve sair meselelerden ötürü menfi bakışı olmayan bir kurmay merkez, böyle bir stratejiyi çok kolay tasarlayabilir. Maddi imkanlar kısıtlı olsa bile, yaratıcı ve beğeniye uygun içerik kullanıcıya doğru yöntemlerle sunulduğunda, 9Gag'in bir tuhaf creole tarzı, melez İngilizce geliştirmesi gibi, çok özlediğimiz, hakkında onlarca makale yazılan "Ortak Türk Dünyası lehçesi" bile kendiliğinden gelişebilir. 

Yeter ki böyle bir projeden Kremlin Trolleri gibi, Türk Dünyası'nın arz ettiği değeri başka merkezlerin hesabına kullanmak isteyecek yapılar uzak tutulsun. Konvansiyonel dönemde Türk Dünyası ile bağlarını geliştirmiş Türk milliyetçilerinin organik birikimi, böyle bir açılımla birleştirilirse, Turancı troller onca ideologun yahut fatihin gerçekleştiremediğini çok kolay gerçekleştirebilirler. Üstelik, potansiyel malzeme çok; konvansiyonel dönemin kazanımı birçok değer var. Bunların işlenerek mecranın ruhu ve hedef kitlenin alışkanlıkları, hassasiyetleri ve beğenisine göre sunulması, Türk Dünyası ortak mimleri geliştirilmesi, hamaset ve ruh hastalığı çukurundan kurtularak gerçek ve faydalı bir iş yapmak isteyen Türk milliyetçisi için çok önemli bir ödev gibi duruyor. 

QHA

Yasal Uyarı