Yakın zamanda istifa eden Michael Flynn, bir süre önce siyasetin magazinel boyutunda oldukça çok konuşulan bir olayın kahramanı da olmuştu. Emekli bir Korgeneral olup Ulusal Güvenlik Danışmanlığı yapan Flynn, iddiaya göre gece 3’te Amerika’nın taze başkanı Donald Trump tarafından uyandırılmış ve Amerikan çıkarlarıyla ilgili çok önemli bir sorunun muhatabı olmuştu: Zayıf dolar politikası mı, güçlü dolar politikası mı?

Kaynak, Flynn’in “bu konuda bir ekonomisti aramasının daha iyi olacağı”nı söylediğini bildiriyor. Fakat Trump’ın henüz yüzlerce boş kadro için atama yapmamış olması, bu tarz acemilikleriyle birleşince, Amerikan politikasının belirsizliği ve bunun yaratabileceği olası tehlikeleri daha ciddi değerlendirme zorunluluğu doğuruyor. Bu belirsizlik içinde elbette Rus hegemonyası ve zulmü altında fakir, otokrat ve hatta totaliter rejimlerce yönetilen Türk dünyası ülkelerinin akıbeti de üzerinde düşünmeye değer bir konu olarak karşımıza çıkıyor.

QHA’da daha önce “Orta Asya’da tarihi bir fırsat mı doğuyor” diye sormuştum. Özetle, Rusya’nın ticaretinin gerilemesinin ve ekonomisinin zayıflamasının bu ülkelerin Rusya’ya mecburiyetlerini de zayıflattığını, Çin’in bir aktör olarak bu bölgede ciddi atılımlar yaptığını ve rekabette elinin güçlendiğini, Türkiye’nin Rusya’nın bölgedeki hakimiyetini güçlendirecek Türk Akımı gibi projelerden uzak durarak, Orta Asya ülkeleri ve kendisinin Rusya’ya bağımlılığını azaltacak alternatif projeler üzerine yoğunlaşması gerektiğini yazmıştım.

Trump’ın Çin’i Rusya’ya nazaran “öncelikli düşman” gören politikasının bu bölgedeki etkisinin ne olacağına dair kafa yorarken, beklediğim analiz sayın Mehmet Akif Okur’dan geldi. Okur, makalesinde, Pasifik’te ablukaya uğrayan Çin’in hareket alanını güçlendirmek için Avrupa’ya karadan ulaşmanın yollarını aradığını yazıyor.

Son birkaç yıldan beri konuşulan “Yeni İpek Yolu” projeleri, artık netleşmiş durumda ve Çin, birçok Avrupa ülkesinde büyük “karasal kuşak” düşünü gerçekleştirecek adımlar atıyor.

Önceki analizimde “İpek Yolu ile zenginleşen coğrafya, İpek Yolu ortadan kalkınca bugünkü zaruretlerin ağına düştü” demiştim. Çin’in bu yeni projesi, Orta Asya cumhuriyetlerinin ihtiyaç duyacağı altyapıyı sağlayacaktır. Türkiye’nin, Çin’le bir stratejik ortaklık geliştirmekten çok, bu projeyi Doğu Türkistan’ı da dahil eden bir “Özgür Orta Asya vizyonu” dahilinde stratejik olarak desteklemesi, Türk Dünyası’nın 100 yıl sonra “Türk” kalabilmesi için hayatidir. Türkiye’nin de dahil olduğu bütün Türk cumhuriyetleri, hayatta kalabilmek için “büyük oyuncular” arasında risklerini ve alternatiflerini dağıtabildikleri bir stratejiye muhtaçlar.

Trump’ın politikalarının bir diğer boyutu da, Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Bilindiği üzere Trump, Amerika’nın sahada kaynaklarını harcayan bir aktör olmasına soğuk bakıyor. Bu da “proxy” denen “vekiller” üzerinden Amerikan çıkarlarını çatışma sahalarında koruyacak bir stratejiye yakın olduğunu gösteriyor. Bunun anlamı, Irak ve Suriye’de Amerika’nın “sorunlarını” Kürtleri muhatap alarak, onları destekleyerek çözmeye çalışacağıdır. Türkiye, resmi bir devlet olan Amerika yerine, birçok sorumluluk ve kısıtlamadan da muaf, üstelik ağır silah yardımları da almaya başlamış ve “birleşik” bir Kürt cephesiyle uğraşmak zorunda kalırsa, ülkenin kısa ve uzun vadede güvenliği ciddi bir tehdit altına girecektir. Moskova’nın da Kürt terörist unsurlarını sürekli destekleyerek Türkiye üzerine aynı Amerika gibi bir tehdit unsuru olarak kullandığı ve Batı’dan daha beter bir şekilde, PKK’yı terör örgütü olarak tanımadığını hatırlamakta da fayda var.

Türkiye’nin bu süreçte Türk Dünyası zaviyesinden çıkarları Rusya’yı zayıflatan, Orta Asya’yı kalkındıran Çin’in projelerine eklemlenebilecek, Çin zulmündeki Doğu Türkistan’da Türk inisiyatifi sağlayabilecek projeler yaratmak ve Batı ile eşit, etkin ilişkiler geliştirmekten geçiyor. Amerika’nın yakın zamanlardaki Türkiye ile ortak harekat planlarına lafta kalmayan bir ağırlık verdiği sinyalleri, yabana atılmamalı. Yakın tehditlere karşı uzlaşmasız, uzak tehditlere karşı şüpheci ve alternatif üreterek yaklaşan Türkiye, üç tarafından çevrilerek çekildiği Rus tuzağından kurtulacak, Çin-Amerika çekişmesinden de hem Doğu Türkistan’a verilecek uluslararası destek, hem de Orta Asya’ya gelecek ekonomik dinamizm ile, kârlı çıkacaktır. Dünyada ABD’nin terk ettiği “messianik” rol, Rusya tarafından, üstelik açıkça Türk düşmanı bir ideolojik arkaplan ile doldurulurken, yeni ve hamasetten uzak, Türkçü, gerçekçi bir Türk dünyası vizyonu bir zorunluluk olarak hariciyemizin karşısına çıkıyor.

QHA

Yasal Uyarı