Yugoslavya coğrafyasında yaşayan Türkler/Müslümanlar bir azınlık olarak uzun yıllar hayatta kalma mücadelesi vermişler ve onca yıkıma rağmen bugüne kadar ayakta kalmayı başarabilmişlerdir. Etnik açıdan tam olarak Türklüğü ifade etmese de, bölgede yaşayan Müslümanlar Türk olarak adlandırılmakta (Hugh Poulton, The Balkans: Minorities and States in Conflict, Minority Rights Publications, Londra, 1994, s. 37.) ve Osmanlı mirasından dolayı kendilerini Türklere daha yakın hissetmekteydiler. Müslümanların bu coğrafyada en çok baskı ve zulüme uğradığı dönem II. Dünya Savaşı yılları olmuştur. Bu dönemden sonra Yugoslavya adıyla özdeşleşen Josip Broz Tito döneminde baskılar (etnik ayrımcılık, iktisadi sıkıntılar v.b.) devam etse de kısmen de olsa Tito’nun vefatına kadar olan dönemde rahat nefes alabilmişlerdir. Tito’nun vefatından kısa bir süre sonra dağılan Yugoslavya’da yaşayan Müslümanlar için savaşla geçen çok daha zor bir dönem başlamıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında bölgenin Almanlar tarafından işgal edildiği dönemde aşırı milliyetçi Sırp gerillalar (Çetnikler) [Çetnik: II. Dünya Savaşı’nda işgalci Mihver Kuvvetlerine ve Hırvatlara karşı direnmek amacıyla ortaya çıkan, ama daha çok Partizanlar  olarak bilinen Tito’ya bağlı komünist gerillalarla çarpışan radikal milliyetçi, monarşist Sırp gerillalardır. Bkz.Tim Hudah, The Serbs: History, Myth and the Destruction of Yugoslavia, Yale University Press, New Haven ve Londra 1997.]  Bosna'nın köy ve kasabalarına karşı düzenledikleri saldırılarla toplam yüz bin Müslümanı katletmişlerdir. 1941-1942 yıllarında özellikle Doğu Bosna’daki ve Sancak’taki Boşnaklar acı tecrübeler yaşamıştır.  Sırp çeteleri doğu Bosna’daki şehirleri ve köyleri basıp katliamlar yapmışlar; binlerce insanı öldürmüş veya zorla din değiştirme politikasını uygulamaya çalışmışlardır. Bu olaylar II. Dünya Savaşı sonuna kadar devam etmiştir. Bu dönemde Sırpların millî programına göre ‘Büyük Sırbistan’ı kurmak ana hedefti ve bu amaç için ilk yapılması gereken de Büyük Sırbistan’ı Türklerden temizlemekti. Hırvatların da amacı homojen etnik büyük bir Hırvatistan’ı kurmaktı. Boşnaklar iki taraftan sıkıştırılmıştı. Bu politikaların amacı sadece Boşnakları öldürmek de değil onları korkutmak ve göçe zorlamaktı. Diğer bir plân ise göç etmeyenleri ve öldürülmeyenleri zorla Hıristiyan yapmaktı. Müslümanların bir kısmı göç etmişlerse de Boşnaklar direnmeye devam etmiş ve bugüne kadar hem Bosna-Hersek’te hem de Sancak’ta var olmayı başarmışlardır. (Safet Bandzovic, Iseljavanja Bošnjaka u Tursku, Sarajevo, 2006, s. 443-466.) 

Nazi karşıtı direnişte etkin rol oynayan komünistler II. Dünya Savaşı'nın ardından ülkenin yönetimini ele geçirmişlerdir. Komünistlerin iktidarıyla birlikte Müslümanlar üzerindeki baskı politikası yeniden başlamış; İslami vakıflara el konulmuş, cami ve medreseler kapatılmış ve yoğun bir dinsizlik propagandası yürütülmüştür. (Giray Saynur Derman, “II. Dünya Savaşı’nda Yugoslavya Türkleri ve Müslümanları”, İkinci Dünya Savaşı ve Türk Dünyası, Editör: Nesrin Sarıahmetoğlu ve İlyas Kemlaoğlu, Türk Dünyası Belediyeler Birliği (TDBB) Yayınları, No: 17, İstanbul 2016, s.309-328.)

Bu süreçte Josip Broz Tito 7 Mart 1945’ten itibaren Yugoslavya’nın siyasi hayatına yön vermiş, liderliğini yapmıştır. (Josip Broz Tito, Özyönetimli Sosyalizm, Çev. İlhami Esin, Koza Yayınları, Ankara 2005, s. 47.) Tito, liderliği döneminde yüzyıllardır gelen din, mezhep, ırk farklılıkları ve etnik çatışmalar üzerinde, modern bir devlet kurma başarısını göstermiştir. (Ivo Banac, “Josip Broz Tito, President of Yugoslavia”, http://global.britannica.com/biography/Josip-Broz-Tito, Erişim Tarihi 23.05.2014.) Fakat maalesef onun döneminde Türk/Müslümanlara, kültürel, dinî, İktisadî ve siyasî baskılar yapılmıştır. Bu baskılar neticesinde on binlerce Türk Türkiye’ye göç etmiştir. (N. Bilal Şimşir, Rumeli’den Türk Göçleri-Belgeler I (1877-1878); Rumeli’den Türk Göçleri-Belgeler II (1879); Rumeli’den Türk Göçleri-Belgeler III (1880-1885); TTK Yayınları, Ankara,1989, s.57.) O’nun önderliğindeki Yugoslavya siyasî, ekonomik ve sosyal yapılanmada SSCB’yi örnek almıştır. Ancak, Yugoslavya’nın kendine özgü niteliklerini de içine alan özgün bir model oluşturulmuştur.

“İkinci Yugoslavya” olarak da adlandırılan sosyalist Yugoslavya kurulduğu dönemde, devletin yapılanmasında “milletler üstü” bir anlayışla yola çıkılmıştır. Gücünü milliyetçi olmayan yapısından alan Halk Cephesi ve Josip Broz Tito, üniter esaslara dayanmayan, federatif bir devlet kurmuştur. (Giray Saynur Derman, “Yugoslavya’nın Dağılmasından Sonra Eski Yugoslavya Coğrafyasında Yaşayan Türklerin Durumu”/ Yugoslavian Turks After Independence, 5. Türk Dünyası Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi, Türk Dünyasının Geleceği, 10-13 Haziran 2007, Celalabat-Kırgızistan, s. 291-300.) 1945 yılında ismen eşit altı cumhuriyete dayalı bir federasyon oluşturmuştur. Buna göre; yeni federal Yugoslavya; Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Karadağ ve Makedonya’dan oluşan altı cumhuriyet (Noel Malcolm, Bosna’nın Kısa Tarihi, Om Tarih, İstanbul, 1999, s. 306.), Sırplar, Boşnaklar, Hırvatlar, Slovenler ve Makedonların oluşturduğu beş millet, Müslümanlar, Katolikler ve Ortodokslardan oluşan üç farklı inanç ve sekiz etnik gruptan (Türkler, Bulgarlar, Arnavutlar, Macarlar, Çekler, Romenler, Ukraynalılar ve Çingeneler) meydana gelmiştir. (Giray Saynur Derman, “Tito Sonrası Dönemde Eski Yugoslavya Bölgesindeki Türkler ve Müslümanlar”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, X/2 (Kış 2010), s. 51-95.)

Josip Broz Tito, Almanlara karşı Yugoslav halklarını bir araya getirerek Stalin, Churchill ve Roosevelt’in de desteğini almıştır. Ancak SSCB lideri Stalin ile yolları kısa bir süre sonra ayrılmıştır. 13 Ocak 1953'te Yugoslavya Devlet Başkanı seçilmiş ve Yugoslavya'yı Sosyalist Federal Cumhuriyet hâline getirmiştir. 1962-1970 yılları arası Soğuk Savaş döneminde Bağlantısızlar hareketinin önemli temsilcisi olmuştur. 1974 yılında ömür boyu devlet başkanlığına getirilmiş ve ölümüne kadar olan dönemde “Yugoslavya” adı altında güçlü ve sağlam bir ülke sistemi kurmuştur. Bu ülkede Müslümanlar özgür bir şekilde yaşamaya devam edebilmenin planlarını yapmışlar ancak baskılar kısmen de olsa devam etmiştir. Bu dönemde milli duygular örtbas edilerek federasyon yapısıyla milliyetçiliğin önüne geçmeye çalışılmıştır. Hırvatlar Müslümanlardan daha fazla hak ve ayrıcalık istemekteydiler. II. Dünya Savaşı zamanındaki çeteler ve katliam suçları sembolik cezalarla geçiştirilmişti.
 
Ülkede hiyerarşik parti yapılanması oluşturulmuş, devlet yönetimine ilişkin her konu sıkı gözetim altına alınmış, ekonomide endüstriye önem verilmiştir. Kuruluşu, kurumsallaşması, ekonomisi ve dış politikası ile ilkinden oldukça farklı karakterde olan İkinci Yugoslavya; Josip Broz Tito, federalizm ve sosyalist ekonomi temellerinde yükselmiştir. (Tanıl Bora, Milliyetçiliğin Provokasyonu, Birikim Yayınları, İstanbul, 1995, s. 80-82) 

1946 yılında Yugoslav Anayasası’na dinî özgürlüklerle ilgili bir madde eklenmiştir. Buna göre; bütün dinlere devlet saygıyla yaklaşacaktı. Ancak bu madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. 1946 yılında şeriat mahkemeleri kaldırılmış; sonra başörtü yasağı gelmiştir. Mektepler (Kur’an kursları) yasaklanmıştır. Müslümanların ‘’Gayret’’ ve ‘’Narodna Uzdanica’’ gibi kültürel ve ilmî faaliyetler yürüten kurumları, matbaalar, yayınevleri kapatılmıştır. Sarajevo’da 1964 yılında İslâmî kitapları basmak yasaklanmıştır. Devletin uyguladığı anti-İslâm kampanyasına karşı mücadele için ‘Mladi Muslimani’ (Genç Müslümanlar) ortaya çıkmıştır. Onların bu mücadelesi de cezalandırılmadan kalmamış; (Amra Dedeic Kırbaç, “Boşnakların Türkiye’ye Göçleri”, Akademik Bakış Dergisi, Sayı: 35 Mart – Nisan 2013 Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, s. 11-12.) yüzlerce üye hapse atılmış ve 1949-1950 yıllarında mahkûm edilmişlerdir. Bazıları öldürülmüş, bazıları da çok ağır işkencelere maruz kalmışlardır. Yeni komünist rejimi, İslâm medeniyetinin eski izlerini de silmeye çalışmıştır. Camiler müzelere, depolara ve hatta ahırlara dönüştürülmüştür. “Boşnak” adı, resmî olarak yoktur. Boşnaklar, ‘tarafsız’ ya da ‘İslâm dinine mensup olan ‘Sırp’ veya ‘İslâm dinine mensup olan Hırvat’ olarak milliyetlerini belirtebilirlerdi. 1974 yılında Boşnaklara Müslüman olarak (dinî kimlik değil millî kimlik olarak) hak tanınmıştır. İktidardaki ateist parti, bir millete millî ismini kullanmasını yasaklamakta ve dinî isminin millî isim olarak kullanılmasını emretmekteydi. Komünistler, Boşnakların millî kimlikleri ve millî isimleri konusunda karar vermek konusunda Boşnaklara değil kendilerine hak tanımışlardı. Komünist rejim, bu kararları kendi ideolojik doktrinine ve siyasî çıkarlarına göre vermişti. Boşnakları kendi millî ve dinî kimliklerinden uzaklaştırmak için rejimin farklı şekillerdeki uygulamalarını görmüştük. Eğitim sisteminde (tarih kitaplarında, edebiyat kitaplarında) Boşnak dili tanınmamış; Boşnakların dinî ve kültürel faaliyetleri kısıtlanmış, Boşnakların millî meselelerini gündeme getirenler ve bu konuda rejimi eleştirilenler en ağır cezalarla cezalandırılmışlardır. (Dedeic Kırbaç, a.g.m., s.13.)

Tito kendi döneminde zor koşullarda yaşayan Müslümanlara rağmen takdir edilen bir liderdi ve Yugoslavya’yı liderliğiyle bir arada tutabilmeyi başarmıştı. 4 Mayıs 1980’de vefat eden Tito'nun, Belgrad'daki cenaze törenine 127 ülkeden yaklaşık 700 bin kişi katılmıştı. Törende 4 kral, 5 prens, 6 parlamento başkanı, 31 cumhurbaşkanı, 22 başbakan ve 47 bakan hazır bulunmuştu. Cenazede Saddam Hüseyin, Yaser Arafat, Leonid Brejnev, Margaret Thatcher ve Helmut Schmidt gibi liderler de vardı. (http://www.hurriyet.com.tr/yugoslav-lider-tito-unutulmadi-28919692)

Tito Yugoslavya'sının anayasal sistemi bütün milletlere eşitliği garanti etmişti. Yugoslavya komünistleri, sosyalizmin gelişmesiyle ve farklı milletler arasında eşitsizliklerin giderilmesiyle, milliyetçiliğin etkisiz hale getirilebileceğine inanmıştı. Komünist sistemde etnik çatışmaları engelleyen unsurlar tek partinin bulunması, dominant milletler etrafında bir federal yapının kurulmuş olması ve ekonominin merkezileştirilmiş olmasıydı. Ancak, 1990'ların başında, Tito Yugoslavya'sında sayıca baskın olan bütün milletlerin ortak özelliği, kendi milli devletlerine sahip olma ile ilgili hayallerin ortadan kaldırılamadığının anlaşılmasıdır. Komünizmin çökmesinin ardından çatışmalar engellenememiştir. (İskender Muzbeg, Hukukî Belgeler Çerçevesinde Kosova Hukukî Belgeler Çerçevesinde Kosova Türkleri, Asam Yay Türkleri, Yayınevi, Ankara 2003, s. 115.)

Sonuç olarak, genel anlamda Balkan coğrafyasında özel anlamda Yugoslavya coğrafyasında yaşanan sorunlar “milliyetçilik” kavramı etrafında şekillenmiştir. Tito döneminde milliyet esasına göre çizilemeyen sınırlar suni sınırlar olarak kalmış ve etnik çatışmalarla kanayan bir yaraya dönüşmüştür. (Giray Saynur Derman, “Balkanlarda Kimlik”, Ünite 2, Şaban Çalış ve Birgül Demirtaş (Editör), Balkanlarda Siyaset, Anadolu Üniv. Yay, Eskişehir 2012, s. 26.) Tarihsel süreçte bu bölge sadece Osmanlı hâkimiyeti döneminde görece sakin, istikrarlı bir dönem yaşamıştır. Osmanlı barışının sona ermesinin müteakip yirminci yüzyılda yaşanan sıcak ve soğuk çatışmalar Yugoslavya coğrafyasını çıkar mücadelelerinin yaşandığı bir alana çevirmiştir. Uzun yıllar birlikte yaşama noktasında problem yaşayan bölge ulusları Tito’nun girişimleriyle çeşitli birlik denemelerinde bulunmuş ancak uzun süreli kalıcı bir barış ortamı sağlanamamıştır. Tam tersine Yugoslavya’nın kurucusu Tito’nun vefatından on yıl gibi kısa bir süre sonrasında bastırılan milliyetçilik unsurları alevlenmiş ve Müslümanlar "etnik temizlik" girişimlerinin hedefi haline gelmiştir. Radikal Sırp saldırganlığı ve Müslümanlara yapılan işkenceler bu trajedilerin en büyük örneğidir. Özellikle Bosna'da yıllarca süren vahşi kıyam ve etnik soykırım sonucu insanlık suçu işlenmiş, büyük katliam yaşanmış ve Tito Yugoslavya’sından eser kalmamıştır. (Giray Saynur Derman, a.g.m., s. 327.)

QHA

Yasal Uyarı