Kırım Ahalî Cumhuriyeti’nin başmüdürü (başbakanı) Numan Çelebicihan, 23 Şubat 1918’de işgalci Bolşevikler tarafından şehit edildi. Bu ay içerisinde de şehadetinin 100. yılı münasebetiyle anma toplantıları gerçekleştirilecek. Kırım Tatar millî hareketinin Antlı Şehidi, ömr-ü hayatınca olduğu gibi şehadetinden sonra da fikirleri ve faaliyetleriyle millî hareketin yolbaşçısı olmaya devam etti ve hep devam edecek.

7 Nisan 1917 tarihinde Akmescit’te toplanan “Kırım Müslümanları Vekilleri Kongresi”nde Numan Çelebicihan, hem “Kırım Müslümanları Merkezî Komitesi”nin hem de Tavrida ve Batı Rusya Müftüsü ve Ulema İdaresi başkanlığına seçilmişti. Bu yetkiyle birlikte Ufa’da toplanan “Rusya Müslümanları Hâkim-i Şer‘iyye Meclisi”ne (müftüler toplantısına) Kırım müftüsü olarak katıldı. Ufa’daki bu toplantıda yaptığı konuşma, Bahçesaray’da Hasan Sabri Ayvaz’ın müdürlüğünde çıkan Millet gazetesinde neşredildi.

Numan Çelebicihan yaptığı konuşmada Rusya’daki Müslümanların en önemli meselesi olarak eğitim sorunundan bahsetmiş ve anadilde yüksek tahsil için bir Tatar Dârülfünunu (Tatar Üniversitesi) kurulmasının elzem olduğunu belirtmiştir. Yapılacak işlerin çokluğuna değil, ehemmiyetine ihtimam edilmesi gerektiğini söyleyen Çelebicihan, Tatar Dârülfünunu kurulması haricinde meclise iki teklif daha sundu.

Bu iki tekliften biri: Kırım, Ufa ve Kafkas mahkeme-i şer‘iyye reislerinin senede bir defa olmak üzere bir hafta süresince Rusya’daki Müslümanların umur-u fevkaladesini müşavere etmek için toplanmaları gerektiğiydi. İkincisi: Kırım, Ufa ve Kafkas mahkeme-i şer‘iyyelerinden her sene ikişer kadı seçilerek istinaf-ı şer‘iyye heyeti teşkil edilmesiydi. Bu iki teklif de aynı zamanda bir hukukçu olan Çelebicihan’ın, Rusya’daki Müslümanlar arasında İslâm hukukunun eksiksiz ve âdilâne surette uygulanması yönündeki teklifleriydi.

İslâm hukukunun işlerliği ile ilgili bu iki teklifinden sonra üçüncü teklifi, Tatar Dârülfünunu’nun mümkün olan en münasip yerde (yüksek ihtimalle Kazan) kurulması gerekliliğiydi. Bu dârülfünun (üniversite) Çelebicihan’ın ifadesiyle: “teşkilât ve idaresi tamamiyle bir dârülfünun teşkilâtı, hakikî bir medrese-i âli kalbinde olmalı” idi.

Kuruluşunda evvela şu dört fakülte olması muhakkaktı: ilm-i usûl-i tedris (pedagoji), edebiyat, hukuk ve ulûm-u diniyye (ilâhiyat). Daha sonra da riyaziyat (matematik), tabiat ve tıp fakülteleri eklenecekti. Bununla birlikte: “Senelik bütçesi 200 bin rubleyi aşmayacak bir üniversite, 30 milyon nüfuslu bir millet için ağır değil” diye belirten Çelebicihan, “Bu üniversite neden lazım?” gibi bir sorunun gelebileceğini de tahmin ederek cevabını konuşması sırasında vermiştir.

Bir milletin, millet olarak kendisini ortaya koyabilmesi için muhakkak bir medeniyete sahip olması gerektiğine işaret ederek, Rusya’daki Müslümanların da kendi medeniyetlerini ancak ve ancak eğitim ile ortaya koyabileceklerinin altını çizmiştir.

“Bugün bir Tatar için, evet bir Müslüman için Batı medeniyetini, Batı bilimini yakından tanımak ne derece gerekli ise sadece Müslüman olmak için değil, medenî bir insan olabilmek için de İslâm medeniyetini tanımak mecburiyettir. İslâm medeniyetini de, Batı medeniyetini de aynı surette okumak tetkik etmek, onlardaki inceliklere ve ulviyete nüfuz eylemek, öğrenmeyi istemek de o kadar farzdır.”

Hem Batı biliminin hem de İslâm medeniyetinin önemini Tatarlar için bu cümlelerle açıklayan Numan Çelebicihan, bu ikisinden birisinin eksik olması hâlinde bir milletin ne halde olacağını da şu sözleriyle açıklıyor:

“Bugün bu iki medeniyetin yalnız birini idrak edip diğerinden bihaber kalan bir millet değil, bir şahıs bile, bilirsiniz ki diğer medeniyete karşı ne kadar gülünç ve evet ne derece hazin bir vaziyette kalıyor. O, bu yirminci asrın mücadele meydanında yarım başlı, yarım kollu, yarım ayaklı garip bir insan şeklinde görülüyor.”

Konuşmasının büyük kısmını ayırdığı bu eğitim meselesinde Çelebicihan, “Tatar milletine ve hatta Rusya Müslümanlarının her ferdinin medenî hayattan pay sahibi olabilmek için Batı’nın fen ve ulûmunu, Doğu’nun İslâm medeniyetini” yakından öğrenmenin nefes almak kadar önemli olduğunu belirtir.

Fakat Bolşeviklerin Kırım’ı ve İdil-Ural bölgesini işgal etmeleri üzerine Çelebicihan’ın bu Tatar Dârülfünunu hayali maalesef ki gerçekleştirilemedi. Nitekim yazımı yine onun konuşmasından şu cümlelerle bitirmek istiyorum:

“Nihayet diyeceğim ki, biz 30 milyonluk Rusya Müslümanları iş yapmak, birleşmek istiyorsak gökte, su üzerinde değil; karada, yerde, iş üzerinde birleşmeliyiz ve bu ittihadımıza geniş ve mukaddes bir zemin olmak üzere de millî eğitimimizin validesi olacak bir Tatar Dârülfünunu tesisine karar vermeliyiz.”

QHA

Yasal Uyarı