Karadeniz bölgesi, genellikle altı tanesi Karadeniz’e sınırı olan ülke olmak üzere 10 ülkeyi içine almaktadır. Karadeniz’e sınırı olan ülkeler Türkiye, Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya ve Ukrayna’dır. Azerbaycan, Ermenistan, Moldova ve Yunanistan’ın ise Karadeniz bölgesinin içinde yer aldığı kabul edilmektedir.  Bu 10 ülkenin birçoğu Soğuk Savaş dönemi boyunca eski Sovyetler Birliği’nin etki alanında bulunmuştur. Karadeniz bölgesinde ülkeler; ekonomik, güvenlik, dini ve siyasi anlamda birbirinden farklıdır. Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler NATO ve AB üyesi iken Rusya gibi ülkeler otoriter rejimler altında yönetilmektedir. Karadeniz bölgesinde altı tane donmuş çatışma bulunmaktadır: Transdinyester, Abhazya, Güney Osetya, Dağlık Karabağ, Kıbrıs ve Kırım. Bunun dışında bölge ülkeleri arasında ikili toprak anlaşmazlıkları bulunmaktadır: Romanya/Ukrayna, Rusya/Ukrayna, Azerbaycan/Ermenistan, Rusya/Gürcistan, Romanya/Moldova. Bunun yanında Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Batılı laik kültür arasında da kültürler arası çatışma yaşanmaktadır. 

Bölge ülkelerinin çıkarları temelde bölgesel ve jeostratejik / jeopolitik çıkarları yanında bölgedeki ülkelerin üyesi oldukları uluslararası ve bölgesel örgütler tarafından şekillenmektedir. AB, NATO, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ), Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİÖ) gibi yapılar bölge ülkelerinin dış politikalarında belirli derecede rol oynamaktadır. Özellikle Rusya’nın baskın olduğu kuruluşlar bu ülkenin etki alanını Karadeniz bölgesinde arttırmasına yardımcı olmaktadır. Bölgesel süper güç olan üç önemli aktörün Karadeniz bölgesine yönelik temel çıkarları bulunmaktadır. 

Rusya’nın Karadeniz bölgesi ve Kırım’a yönelik temel çıkarlarından ilki, Rusya’nın güney sınır bölgesinde güvenlik açısından tampon bölge oluşturmaktır. Rusya her ne kadar Karadeniz’i sıcak sulara inmek stratejisinin bir parçası olarak görse de bunun yanında Karadeniz üzerinden gelecek güvenlik tehditlerine karşı da güvenlik duvarı oluşturmak istemektedir. Bu sebepten Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi güney sınırında savunma amaçlı yapılmış bir hamle olarak görülebilir. İkinci olarak, Rusya “Yakın Çevre Politikası” uygulayarak eski Sovyet topraklarında Rus etki alanını genişletmek istemektedir. Ayrıca eski Sovyet etki alanında bulunan toprakların AB ve NATO etki alanına girmesini engellemeye çalışmak Rusya’nın Karadeniz politikasının temel amaçlarından biri olmuştur. Üçüncü olarak, Rusya, Karadeniz’in bölgesel süper gücü olarak başta Kafkasya olmak üzere Doğu Avrupa, Hazar Havzası, Orta Asya, Ortadoğu ve Akdeniz gibi yakın bölgelerde etki alanını arttırmak için Karadeniz’i bir köprübaşı olarak görmektedir. Karadeniz’i yarı Rus gölü haline getirerek küresel güç ve liderlik konumunu arttırmak Rusya’nın bir diğer hedefidir. Dördüncü olarak, Doğu Avrupa ile başlayan Batı’nın AB ve NATO aracılığıyla yaptığı genişleme çabalarını Karadeniz bölgesinde durdurmak ve Batılı ülkeleri Karadeniz üzerinden çevrelemek istemektedir. Ayrıca Karadeniz bölgesi, Baltık bölgesine kadar uzanan geniş bir hat üzerinde bulunan Rus kırmızı çizgisi içinde tanımlanmaktadır. Son olarak, Rusya enerji kaynakları açısından Avrupa ve Batı üzerindeki monopol durumunu sürdürmek ve enerjiyi dış politika aracı olarak kullanmak istemekte ve Karadeniz bu stratejinin en önemli parçası olarak görülmektedir. Rusya’nın yukarıda belirtilen Karadeniz politikasının temelinde, Kırım’ın işgali ve ele geçirilmesi yer almaktadır. 

ABD liderliğinde Batı ülkeleri özellikle AB ve NATO üzerinden Karadeniz politikalarını oluşturmaktadır. Batılı ülkeler, stratejik olarak güney kanatlarında AB ve NATO’yu kullanarak bölgesel güvenlik ve istikrarı korumayı amaçlamaktadırlar. İkinci olarak, Rus doğal gaz ve enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmak için Orta Asya ve Kafkasya üzerinden oluşturulacak olan yeni enerji taşıma hatları açısından Karadeniz’ jeoekonomik açıdan önemlidir. Rusya dışında enerji kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen Batı’nın Karadeniz’de başta savaş gemilerini yollayarak varlık göstermesinin altında bu stratejik çıkarlar yatmaktadır. Üçüncü olarak, çok uluslu şirketlerin çıkarlarını korumak ve Karadeniz bölgesi pazarlarında yer alabilmek Batı ülkelerinin Karadeniz politikalarının bir parçasıdır. Dördüncü olarak, Suriye Krizi ile ortaya çıkan özellikle Asya ve Ortadoğu’daki politik ve askeri krizlere müdahale etmek için Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerde güvenilir askeri üslere sahip olmak Batılı ülkeler için vazgeçilmez dış politika amaçlarından biridir. Son olarak, Rusya gibi ABD’de Ortadoğu ve Orta Asya gibi bölgelerde etkisini arttırabilmek için Karadeniz’i ileri karakol olarak görmekte ve burada etkisini arttırarak dünya liderliğinde önemli konuma gelmek istemektedir.

Türkiye’yi Karadeniz’in bölgesel süper gücü olarak tanımlamak mümkündür. Türkiye’nin jeostratejik olarak Karadeniz’deki ilk amacı, bölgenin güvenli ve istikrarlı yapısının yaşanan krizlere ve donmuş çatışmalara karşın devam ettirilmesidir. Türkiye bölgesel krizlere Karadeniz dışında yer alan güçlerin özellikle Batı’nın karışmasını istememektedir. İkinci olarak, Karadeniz bölgesinde Türkiye denge politikası izleyerek bölgedeki pozisyonunu devam ettirmek ve güçlendirmek istemektedir. Bunun yanında eski Osmanlı topraklarında bulunan bölge ülkeleri üzerinde de etki alanı oluşturmayı amaçlamaktadır. Üçüncü olarak, bölgesel güvenlik ve kalkınma stratejilerinin oluşturulmasında liderlik rolü üstlenerek özellikle KEİÖ’ünü kullanarak Karadeniz bölgesindeki ülkeler arasında işbirliği, yakınlaşma, uzlaşma ve çatışmaların çözümü konusunda adımlar atılmasına çabalamaktadır. 

Kırım, bu üç bölgesel güç açısından jeostratejik, jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlar açısından çok önemlidir. Kırım’da askeri varlığını arttıran ülkenin Karadeniz’i kendi yarı gölü haline getirmesi imkânı arttıracaktır. Rusya Kırım’ı işgal ederek bu amacına bir adım daha yaklaşmıştır. Gürcistan ile 2008 yaptığı savaştan sonra Rusya’nın Kırım’ı topraklarına katmasının ardından Karadeniz’in kuzeyinde geniş bir alanı kontrolü altına aldığı söylenebilir. Ermenistan ile yapılan anlaşma ile 2044 yılına kadar Gyumri (Gümrü) üssüne Rus askerlerini yerleştirilecektir. Aynı şekilde Güney Osetya ve Abhazya’da Rus askeri üsleri 49 yıllığına yer alacak ve S-300 ve S-400 hava savunma sistemleri bu bölgelere konuşlandırılacaktır. İkinci olarak, Kırım’ın işgalinin ardından Rusya’nın enerji kaynaklarının taşınması konusundaki monopol durumu güçlenmiştir. Kırım’ın işgalinin stratejik açıdan bir diğer sonucu, Rusya’nın Batı’nın NATO ve AB’ni kullanarak yaptığı genişleme çabalarını durdurması ve hatta Kırım’ı işgal ederek Batı’yı çevreleme politikası başlatmış olmasıdır. İkinci Soğuk Savaş’ın fitili Kırım’da yakılarak Karadeniz’de başlamış, daha sonra Suriye ile Akdeniz ve Ortadoğu’ya yayılmıştır.

Kısaca, Kırım’ı işgal eden Rusya, Karadeniz’de Batı ve Türkiye karşısında daha etkin ve etkili stratejik politikalar uygulama imkânı yakalamış ve bölgesel stratejik üstünlük etmiştir. Karadeniz’in yarı Rus gölü haline getirme fırsatını yakalayan Rusya’ya karşı KEİÖ’nün, bölgesel güvenlik ve politik alanlarında daha etkin ve etkili çalışması konusunda Ukrayna ve Türkiye’nin işbirliğini çabalarını arttırması gerekir. Aynı şekilde Karadeniz ülkeleri arasında “donmuş çatışmaların” çözümü konusunda zirve toplantıları düzenlenebilir. Bölge ülkeleri arasında ayrılıkçılık, organize suçlar, uyuşturucu ve insan ticareti ile mücadele gibi konularda sınır-ötesi işbirliği arttırılabilir. Bölgesel kalkınmaya yönelik KEİÖ içinde ortak fonlar ile ortak projeler yapılabilir. Başta KEİÖ olmak üzere AGİT, Avrupa Parlamentosu, BDT, GUAM, PACE gibi bölgesel örgütlerin Parlamenter Meclisleri kullanılarak parlamenterler-arası diyalog mekanizmaları geliştirilebilir. Ayrıca KEİÖ, AGİT, BDT, KGAÖ, NATO, Avrupa Konseyi, AB gibi kuruluşlar çerçevesinde Karadeniz Bölgesi Danışma Kurulu oluşturularak bölgesel sorunların tartışılacağı platformlar oluşturulabilir. Karadeniz bölgesinde Kırım gibi donmuş çatışmaların ve diğer bölgesel sorunların çözümü konusunda Türkiye ve Ukrayna özellikle Kırım Tatarlarını ortak payda olarak alarak karşılıklı çıkarlarına uygun ortak politikalar geliştirebilir.

QHA

Yasal Uyarı