İşgalin başladığı günden bugüne Kırım’da yaşayan Kırım Tatar halkının varlığını tehdit eden uygulamalar artık yeni bir boyut kazanmış durumda.

İşgalci Rus rejiminin zorbalıklarına karşı direnen Kırım Tatarlarına karşı rejimin açtığı yüzlerce dava sözde mahkemelerde görülmekte. Tamamı uyduruk gerekçelere dayanan davaları konuları yani suçlama gerekçeleri bakımından kategorize etmek de mümkün. Çoğu basın organı bu kategorizasyon işlemini zaten yapmış ve davaları kendi verdikleri isimlerle manşetlerine taşıyorlar. Biz de aynı isimleri burada sıralayalım. “26 Şubat Davası”, “Hizb-ut Tahrir Davası”, “Yalta, Sudak, Bahçesaray Dörtlüleri Davaları”, “Millî Meclis Davaları”. Son kategoriyi de ben ekledim. Çünkü Ahtem Çiygöz ve İlmi Ömerov’un şahsında beliren bu davalarla önümüzdeki günlerde çok daha fazla karşı karşıya kalacağız.

En son söylenmesi gerekeni en başta söyleyerek konuya başlamak gerekiyor aslında. Bu davaların hepsi “sözde” ya da “uyduruk” davalardır. Hukuk sistematiği ve kuralları gereği baktığımızda bu davaların tamamı teknik anlamda yetki ve görev yönünden sakat ya da başka bir deyimle maluldür. Çünkü Kırım uluslararası hukuk ve milletlerarası antlaşmalar uyarınca resmen Ukrayna toprağıdır ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun da kınadığı üzere Rusya Federasyonu’nun işgali altındadır. Keza, Rusya Federasyonu yine altında kendi imzasının da bulunduğu uluslararası anlaşmalar uyarınca işgali altında olan bu topraklarda kendi hukukunu uygulayamaz. 

Yani, bu davaların neticesi ne çıkarsa çıksın ki zaten bu davaların neticesi şimdiden bellidir, bu sözde ve uyduruk davalara bakan sözde mahkemelerin alacağı kararlar hukuk bilimi ve hukuk dünyası açısından zaten “keenlem yekûn” yani yok hükmündedir.

Hemen yukarıda sarf ettiğimiz “neticesi şimdiden belli” ifadesi bu sözde davaların yok hükmünde olduğunun bir başka delilidir. Esasen bu davalarda mahkemeler kararlarını çoktan vermiştir. Hatta davalar açılmadan kararlar zaten bellidir. İki yıldan fazla süredir devam eden yargılama ise tamamen tiyatrodur. Kırım Tatar Millî Meclisi’nin kapatılması ile ilgili “Olmayan Mahkemenin Davası” yazılarımızda (Bölüm 1, Bölüm 2 ve Bölüm 3) bu tiyatroyu daha evvel anlatmış idik. Esasen, bu saydığımız davalarda da sözde mahkemeler ihsas-ı rey yani yargılama bitmeden karar açıklama yasağını çoktan çiğnemişlerdir. 

Kırım’daki sözde mahkemelerde çeşitli isimler altında devam eden davaların tamamı Stalin rejimini bugün yeniden yaşatmak idealini defalarca dillendiren Putin’in atasının izinden giderek Stalinist bir hukuk sistemini karanlık imparatorluğunun bir aracı olarak kullanma niyetini de açıkça ortaya koymaktadır. Toptancı, kararları önceden belli, uygar hukuk düzenlerinin ilkelerinden tamamen uzak ve kopuk, hatta bu ilkeleri reddeden bir hukuk sistemi Putin’in hayalindeki dünyaya oldukça yakışmakta.

Uyduruk bir suç oluştur, bunu terörizm, aşırıcılık, ayrılıkçılık gibi mitlerle senaryolaştır. Hemen akabinde rejimine karşı tehdit olarak gördüğün insanları, kurumları ve bu kurumların üyelerini bu senaryo kapsamında suçla, hepsini emniyet güçleri ile tutukla, sahte deliller, yalancı şahitler üret ve yargıla. Yargılama adı altındaki trajikomik sahne oyunundan sonra da cezalandır. Dün Stalinist rejim bunları yapıyordu ve bugün Putinist rejim bunları yapıyor.

Ama burada altını çizerek belirtmek gerekir ki Putinist rejim Kırım’da attığı yeni adımlarla Stalinist Hukuk sisteminin dahi ötesine geçmeye başladı. 

İşgalci ve zorba rejimin Kırım Tatarlarına karşı açtığı davalarda Kırım Tatarlarını savunan meslektaşlarımız, hukuk adamları Avukat Emil Kurbedinov’un tutuklanması, Avukat Nikolay Polozov’un gözaltına alınması Stalinist hukuk sisteminin dahi Putin’in rejiminde modası geçmiş olarak görüldüğünün bir kanıtı.

Medeni dünyanın hukuk sistemlerinde yargının üç temel erkinden biri olan savunma erki görevini yürüten avukatların hiçbir suç işlemeksizin sadece savunma görevlerini yerine getirmelerinden dolayı tutuklanmaları, gözaltına alınmaları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkını düzenleyen 6. Maddesine doğrudan bir saldırı; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 6-11 maddeleri ile düzenlenen insanların hak arama özgürlükleri, mahkemeler önünde eşitlik ilkeleri, savunma haklarına da açık bir tecavüzdür.

Elbette, Putinist rejim her iki kahraman hukuk adamı için senaryolarını oluşturmuş, uyduruk, yalan ve hile dolu suçlamaları, sahte delilleri yaratmıştır. Ancak, bütün bu yalanlara karşın biliyoruz ki gerçek apaçıktır.

Kırım Tatarlarının haklarını, hukuklarını sözde işgalci mahkemeler önünde savunma cesaretini gösteren bütün hukuk adamları Putinist rejimin açık tehdidi altındadır. Bu zorba rejim bütün hukuk adamlarına “Kırım Tatarlarını savunmak cezasız kalmaz!” tehdidini savurmuştur. 

Bu tehdit, artık Kırım’da hak arama özgürlüğünün tamamen ortadan kalktığının, mahkemeler önünde eşitlikten söz edilemeyeceğinin, adil yargılanma hakkının ve çok daha önemlisi bütün dinlerde ve hukuk sistemlerinde kutsal sayılan savunma hakkının var olmadığının bir kanıtıdır.

Ve ne acıdır ki, insanlık değerleri Kırım’da tamamen yok edilirken dünyanın bir kısmı bu vahşiliği ve zorbalığı ödüllendirir gibi işgalci Rusya’ya karşı yaptırımların kalkmasından bahsetmekte; bazı kerameti kendinden menkul güç yağdanlıkları da Kırım Tatarlarına “Kırım zaten tarihi Rus toprağı, işgali tanıyın, ne diye direniyorsunuz ki?” gibi telkinlerde bulunma gafletinde bulunmaktadır

QHA

Yasal Uyarı