ANKARA (QHA) 18 MAYIS 2018 -

Mayıs ayı, Kırım Tatarları için Tepreş, Sabantoy, Hıdrıllez gibi baharın gelişinin kutlandığı umut ve sevincin yaşandığı bir ay olması yanında 18 Mayıs 1944 günü yaşanan Sovyet Soykırımı: Kırım Tatar Sürgünü’nün de acı hatıraların anıldığı zaman dilimidir.

"Brian Williams, kitabının başlığında Sovyet Soykırımı olarak tanımlamaktadır"

74 yıl önce yaşanan bu acı olayı yıllardır Kırım Tatar Sürgünü olarak tanımlamaktayız. 18 Mayıs 1944 gece yarısı Stalin’in emri ve Beriya komutasındaki NKVD birliklerin uygulaması ile 15 dakika içinde çoğunluğu yaşlı, çocuk ve kadınlardan oluşan 423 bin Kırım Tatarı (resmi rakamlarla), Orta Asya’ya kötü şartlarda üç gün sürecek sürgüne gönderilmiştir. Bu olayı, Brian Williams kitabının başlığında Sovyet Soykırımı olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kırım Tatar Sürgünü olarak adlandırılan bu acı olayı, Sovyet Soykırımı olarak anlatı dilimize yerleştirmek gerekmektedir. Sovyet zamanında birçok halk soykırıma tabi tutulduğunu unutmadan Kırım Tatar Sürgünü’nü Sovyet Soykırımlarından biri olarak kavramlaştırmak yerinde olacaktır. Bu kavramı ilk kez kullanan kişinin Brian Williams gibi Amerikalı akademisyenin olması objektifliği de arttırmaktadır.

Her sene olduğu gibi Kırım’ın işgalinden 4 yıl sonra 2018 yılında Kırım’da yasak olan ama en azından Türkiye’de yaşayan Kırım Tatar diasporası olarak anma etkinliği düzenlediğimiz Kırım Tatar Sürgünü Matem Mitingi’ne 13 Mayıs Pazar günü Ankara’da eski adı Tandoğan yeni adı Anadolu Meydanı’nda katıldım. Türkiye’nin dört tarafından gelen Kırım Tatarlarının katılımı ile gerçekleştiren etkinlik Kırım’daki soydaşlarımızın acılarını paylaşmak ve onlara destek vermek açısından önemliydi. Miting meydanında şunu düşünmeden de edemedim. Sovyet Soykırımı olan Sürgün olayı aslında bir bakıma Kırım Tatar kimliğinin oluşumunda çok önemli yere sahipti. Türkiye’de Kırım Tatarları’nın birçoğunun hala diaspora milliyetçi olmamasının ardında yatan en önemli etkenlerden biri, Sovyet Soykırımı’na 18 Mayıs gecesi maruz kalmamaları olabilir mi sorusu kafamı kurcaladı. Aslında kafamda cevabını vermekten kaçındığım bir diğer soru ise “Acaba Kırım Tatar Sürgünü bir anlamda Kırım Tatar ulusal kimliğinin yok olmasını önleyen bir katalizör işlevi görmüş müydü?” Türkiye’de yaşayan Kırım Tatar diasporasının kimliğinin diaspora milliyetçiliğine evrilememesinin altında yatan en önemli neden belki de Kırım Tatar Sürgünü gibi travmatik olayı yaşamamaları olabilir mi? Her kötülükten bir iyilik doğar misali, Kırım’dan sürgün edilen Kırım Tatarları’nın günümüze kadar sürdürdükleri ve gelecek nesillerin de devam ettirecekleri Kırım Tatar Milli Mücadelesi’nin altında yatan en önemli etken, şüphesiz Sovyet Soykırımı: Kırım Tatar Sürgünüdür.

"Birçok etnik grubun kendileri için önemli tarihleri var"

Bu arada dünyada ve Türkiye’de gündem Filistin ve Kudüs meselesi. Barış biliminde seçilmiş travma kavramı bulunmakta. Psiko-tarih yaklaşımı özellikle Freud ve Vamık Volkan’ın ortaya attığı bu kavram grup kimliğinin oluşumunda etnik grupların geçmişte yaşadıkları seçilmiş travmaların önemli olduğunu vurgulamakta. Birçok etnik grup için seçilmiş travma olarak belirlenmiş tarihi olarak önemli olaylar vardır. Örneğin, Sırplar için 28 Haziran 1389 Kosova Savaşı, Kuzey İrlandalılar için 12 Temmuz 1690 Boyne Savaşı, Yunanlılar için 29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi, Yahudiler için Holocoust (Yahudi Soykırımı), 1890 yılında Lakota Amerikan Yerlileri’nin Wounded Knee Katliamı, 1620 Çeklerin Bla Hora Savaşı yenilgisi ile Hapsburg Hanedanı hakimiyetine geçmesi, İskoçların 1746 Culloden Savaşı’nda Stuart Hanedanı’nı İngiliz tahtına geçirememesi, Şiiler için 10 Ekim 680 Kerbela Olayı, v.b.

Filistinliler Nakba 70 kampanyası düzenleyerek haftalardır şiddetsizlik yaklaşımını kullanarak İsrail’in devletinin kuruluş günü olan her 15 Mayıs günü kendi seçilmiş travmalarını anmaktadırlar. Filistin ulusal kimliği içinde Nakba yani Felaket önemli rol oynamaktadır. Kırım Tatarları için Sürgün: Sovyet Soykırımı kendi seçilmiş travmalarını olarak ulusal kimliklerinin oluşumunda mihenk taşı olan bu olayı her sene anmaya devam etmelidir.

Burada psiko-tarih alanında önemli çalışmalar yapan kendisi psikiyatri doktoru ve Kıbrıslı Türk olan Vamık Volkan’ın “kurbanlaştırma egoizmi” kavramına değinmek gerekir. Ulus-içi ve uluslararası çatışmalarda çoğu zaman çatışmanın taraflarından biri geçmişte yaşadıkları kurbanlaştırmayı unutarak sadece kendini çatışmanın kurbanı olarak görmesi ve karşı tarafa empati göstermemesidir. En basit örnek, Yahudilerin Hitler tarafından Holocaust ile milyonlarcasının öldürülmesine karşı günümüzde Filistin’de adeta soykırım uygulayarak empatiden yoksun şekilde kurbanlaştırma egoizmine başvurmalarıdır. Aynı şekilde Ruslar Kırım’ın işgaline giden süreçte kendilerini hep kurban olarak görmüşler ve Kırım Tatarları’na karşı hiçbir empati besleyememişlerdir. Benzer şekilde Türkiye’de yaşayan Kırım Tatarları’nın da Sürgün gibi travmatik olay yaşamamaları onların kurbanlaştırma ve seçilmiş travma yoluyla diaspora kimliklerinin oluşumunda en önemli engel olmuştur. Diğer bir deyişle, 18 Mayıs Sovyet Soykırımı: Sürgün Olayı’nın her yıl anılmasında Türkiye’de yaşayan Kırım Tatarları’nın mobilize olamamasının altında yatan temel neden bu olabilir. Aynı şekilde Türkiye dış ve iç politikasında Yahudiler, Ermeniler gibi lobi faaliyetlerinin olmamasının nedeni olarak seçilmiş travmanın Türkiye’deki Kırım Tatarları tarafından yaşanmamış olması gösterilebilir. Fakat buradan şu sonucun çıkarılmaması gerekir. Etnik kimliğin oluşumunda mutlaka travmatik Sürgün benzeri olayların yaşanması gerekir. Başta Kırım Tatarları olmak üzere hiçbir ulusun Soykırım yaşamasını hiç kimse istemez.

 

QHA

Yasal Uyarı