Rus Hükümeti Yahud Kamçı Saltanatı, 1327 (1912) tarihinde İstanbul’da Bâb-ı Âli Caddesi’ndeki Matbaa-yı Cihân’da basılmıştır. Eserin müellifi Charles Seignobos o dönemde Paris-Sorbonne Üniversitesi tarih profesörüdür. Üniversitede Fransız ve Avrupa tarihi uygarlığı üzerine birçok eser kaleme almış ve dersler vermiştir. En seçkin kitabı olarak da Çağdaş Avrupa Siyasî Tarihi gösterilir. (Efe Durmuş, “Tarih Tetkiklerine Giriş, Book Review”, Tarih Okulu, Ocak-Nisan 2012, Sayı: XII, s. 305-310.)

1909 yılının sonlarında İstanbul’da Numan Çelebi Cihan, Cafer Seydahmet, Yakup Seytabdullah Kerçî, Ahmed Şükrü ve diğer birkaç Kırım Tatar talebesi tarafından Vatan Cemiyeti kurulmuştu. Vatan Cemiyeti, 1910 yılında da kendi neşriyatını yapmaya başladı. O sıralar Paris’te bulunan ve Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyan Cafer Seydahmet de adı geçen eserin mütercimliğini üstlendi. (Hakan Kırımlı, Kırım Tatarlarında Millî Kimlik ve Millî Hareketler (1905-1916), Ankara, 2010, s. 200-209.)

Rus Hükümeti Yahud Kamçı Saltanatı adlı eserin Vatan Cemiyeti tarafından yayımlanmış olması, II. Meşrutiyet’in hemen akabinde Kırım Tatar gençlerinin yalnızca millî duygular içinde değil aynı zamanda kuvvetli bir tarih şuuruyla toplandıklarını göstermesi bakımından da önemlidir. Nitekim; Halim Geray Sultan’ın Gülbün-ü Hânân adlı eseri de Abdülhâkim Hilmi’nin dilini sadeleştirme ve dipnot çalışmaları sonucunda Osman Cûdî tarafından 1911’de İstanbul’da neşredilecekti. Ayrıca cemiyet üyeleri kendilerini ve daha ziyade Kırım’da yaşayan ailelerini korumak açısından bu dönemde İstanbul’da çıkardıkları ve çıkaracakları kitaplarda müstear isimler kullanacaklardı. (Bu hususta yine Cafer Seydahmet’in müstear isimle yayımlamış olduğu bir eseri örnek gösterilebilir. Bkz. Şehab Nezihî, Yirminci Asırda Tatar Millet-i Mazlumesi, İstanbul, 1910. Eserle ilgili inceleme için bkz. Kırımlı, age, s. 205.)

 

Eserin Muhtevası

Müellif eserine  “Rus İmparatorluğu’nun Menşei” başlıklı bölümle başlamaktadır. 3 sayfalık bu bölümde doğudaki Slavların 9. asra kadar kabileler halinde ve dağınık şekilde köylerde yaşadıklarından bahsedilmektedir. Rusların Ortodoksluğu kabulü bu bölümde şu şekilde açıklanmaktadır: “Rus prensleri bir ordu teşkil ve tanzim etmek istediler ve Rum Ortodoksluğu’nu kabul ederek kendi tebaalarına isim koydurdular, vaftiz ettiler! Ve bu münasebetle 11. asra kadar Rusya, İstanbul Kilisesi’ne merbut bir Ortodoks memleketi oldu.” (Charles Seignobos, Rus Hükümeti Yahud Kamçı Saltanatı, Müt. Cafer Seydahmet Kırımer (Rusyalı H. Z.), İstanbul, 1327 (1912), s. 4.)

Rusya İmparatorluğu’nun menşeinden bahis olunan bölümden sonra “Çar” başlıklı bölüm gelmektedir. Bu bölümde Çar’ın kadir-i mutlak gücü açıklanmaktadır. Öyle ki “bütün tebaası kendilerini Çar’ın esirleri olarak tanır ve şark âdetine riayetle önünde secde ederlerdi. Memleket, bütün mevcudiyetiyle Çar’a aitti, evâmiriyle tebaasının ‘servetini’ almağa ve arzusuyla esirlerini öldürmeğe muktedirdi.” (Seignobos, s. 6.)

Çar IV. İvan’ın ölümünden sonra kesilen Rurik Hanedanı ve sonrasında Mihail Romanov’un çar seçilip ilân edilmesi de bu bölümde anlatılmaktadır. (“Onaltıncı asır nihayetinde Rurik’in ölmesiyle Çar ailesi kesintiye uğradı. Bir Lehistan prensi ile bir İsveç prensi Rusya’yı istila ederek biri Moskova’ya diğeri de Novgorod’a yerleştiler. 1216’ta Ruslar bu ecnebilere karşı isyan ederek memleketlerinden çıkardılar. İleri gelen zevâtla umum şehirlilerin vekilleri yeni bir Çar intihab etmek için birleşerek büyük bir cemiyet yaptılar ve Mihail Romanov’u Çar intihab ettiler. Bu vekiller icra-yı hükümette kendilerine bir hisse almadan bütün mevcudiyeti Çar’ın arzusuna bırakarak ayrıldılar.” Seignobos, s. 7.) Nitekim müellifin anlatımıyla Rusya’da kanun ve hüküm tamamen Çar’ın arzusuna bağlıydı ve Çar istediğini yok etmeye, “kamçı” altında can vermeye hükmedebilirdi. (Seignobos, s. 7.)

“Zadegân ve Köylüler” başlıklı bölümde Rusya’nın köylü bir devlet olduğu hatta eskiden şehirler dahi mevcut olmadığı için burjuva sınıfının Rusya’da bulunmadığı ve zadegânlar ile köylülerin toplumsal sınıfı oluşturduğu bahsedilmektedir. (“Zadegânın ne ehemmiyeti vardı? Evet, zadegân çarların karşılarında bulunarak büyüklük kazanmaya kalkmıyorlardı. Bütün şarkta olduğu gibi Rusya’da da vatan, hükümdara ait olmasından istediği kadar araziyi arzu ettiği kimseye verirdi. Köylülerin hakk-ı temlikleri olmayıp onlar ya çarın veyahut zadegânın hisselerine çalışırlardı. Ve bu uşaklar mujik, küçük adam unvanıyla en adi sınıfı teşkil ederlerdi.” Seignobos, s. 8-10.)

“16. asrın nihayetinde köylülerin İsveç tarafına muhaceret etmelerine mani olmak için efendilerini değiştirmelerini, bulundukları yerden ayrılmalarını kaldırdılar. 1597’de köylüler ebediyen zer’ ettikleri toprağa merbut ve sahiplerine esir olarak kaldılar. Bu zavallıların halleri bütün diğer memleketlerin köylülerinden pek ziyade acınmağa layıktı. Geniş Rusya’da köylüler ancak şimâl-i şarkîde zadegânların bulunmadıkları yerlerde serbest yaşayabilir ve harp ihtimali karşısında Dinyepr sevâhilinde yerleşebilirdi.” (Seignobos, s. 11.) Bu kanunlar ve köylülerin durumu dahi Çarlık Rusyası’nın kendi halkı üzerindeki baskısını ve siyasetini göstermek bakımından yeterlidir.

(Eserin muhtevasıyla ilgili yazımız devam edecektir)

QHA

Yasal Uyarı