Zaman öyle bir zaman ki gelişen, değişen teknikle birlikte dil ve kavramlar da değişiyor, metamorfoza uğruyor. Binlerce yılda anlam kazanan kelimeler, kavramlar ve onlara yüklenen duygular da birkaç yıl zarfında gerçekleşen bu değişimden nasibi alıyor.

Birileri televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyanın az bilinçli ışığının kudreti meçhul koridorlarında Rusya için “kadim dost” lafını kullanmasa belki de bu konuda hiç kaygılanmayacaktık ama bu lafı işitip, birkaç yerde de okuyunca bir irkilme hissi kaplayıverdi ruhumu.

İğneyi kendime batırıp acaba ben mi yanlış biliyorum kabilinden bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim. Öyle ya, koca koca profesörler, uzmanlar, televizyon kanallarımızın kıymet kesbedip konuşmacı olarak davet ettikleri, sosyal medyanın klavyeşörleri, milletimizi aydınlatma ile vazifeli zat-ı muhteremler “Kadim dost Rusya” gibi bir tamlamayı boşu boşuna mı kullanacaktı?

Evvela, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne bakmam icap etti. “Kadim” kelimesi, Arapça kökenli “eskimiş, başlangıcı olmayan, eski, ezeli” anlamına gelen sıfat imiş. “Dost” kelimesi ise isim olarak kullanıldığında “sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi anlaşılan kimse, düşman karşıtı”; sıfat olarak kullanıldığında ise “iyi geçinen, aralarında iyi ilişki bulunan” anlamına geliyormuş. “Kadim dost” birlikte kullanıldığında isim olurmuş ve “eski dost” anlamına gelirmiş.

Biraz içim rahatladı. Demek ki milletimizi aydınlatma ile vazifeli zat-ı muhteremler “kadim dost”un anlamını yanlış biliyor olabilirlerdi. Kendimle biraz gurur duydum. En azından bu lafın anlamını onlardan daha iyi biliyormuşum.

Sonra biraz da tarih kitabı karıştırayım dedim. Ben bu kitabı yanlış mı okudum diye elime Nicholas V. Riazanovsky ve Mark D. Steinberg tarafından kaleme alınmış İnkılap Yayınevi tarafından basılmış “Başlangıçtan Günümüze Rusya Tarihi” kitabını tekrar aldım.

Kaç gündür karıştırıyorum tekrar tekrar. Yok, yanlış okumamışım. Kitabı da hakkıyla anlamışım dedim. Kendimle bir kez daha biraz gurur duydum bu sebepten. İyi oldu.  

Ama yine üşenmedim. Bir de bizim taraftan olaya bakayım dedim. Yılmaz Öztuna’nın “Büyük Türkiye Tarihi” özettir. İlkokul beşten beri bilmem kaçıncı defadır kurcaladığım kitaba bir daha baktım. Yetinmedim, Halil İnalcık’ın birkaç kitabına göz gezdirdim.

“Kadim dost Rusya” lafı birilerinden çıktığından beri uğraş içindeyim. Lakin bu kısa zamanda baktığım kaynakların hiçbirinde Türk Dil Kurumu’nun tanımına dahil olabilecek bir ilişki süreci, yumağı, anı ya da zamanına rastlamam mümkün olmadı.

Bilakis, Türk-Rus ilişkilerinin başladığı ilk günden beri uzun tarih devirleri boyunca mecburi barış zamanları dışında öyle Türk Dil Kurumu’nun tanımladığı bir dostluk ilişkisi olmamış benim okuduğum kitaplara göre. Hatta o mecburi barış zamanlarında bile aba altından sopalar gösterilmiş, didişmeler devam etmiş. 

Ben kitapların yalancısıyım. Yani ya okuduğum tarih kitapları yalan söylüyor ya da Türk Dil Kurumu’nun “kadim dost” tanımlaması yanlış. Bu durumda hem tarih denen bilimi hem de Türk Dil Kurumu’nu bizi yanılttıkları için kınamaktan başka elimden bir şey gelmiyor elbette.

Yoksa, “kadim dost Rusya” lafının sahibi milletimizi aydınlatmakla vazifeli muhterem zevat yanlış yapabilir mi? Ne haddimize?

Hasılı kelâm, tarih boyunca bilmem kaç kere savaştığınız, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Azeri, Tatar, Kafkasyalı ve ilahiri milyonlarca Türk ve Müslümanın soyunu kırmak kastıyla katletmiş Rusya’ya “kadim dost” demek suretiyle kardeşlerinize yapılan zulme ve katliama açık ya da kapalı, hadi çok seversiniz ya zahiri ya da zımni rıza göstermek mahkemede karşılığını bulacaktır elbet. 

QHA

Yasal Uyarı