İki komşu ülke olan Rusya ile Ukrayna’yı birbirine bağlayan birçok etmen bulunmaktaydı. Bunlardan en önemlisi, Slav kimliğine dayalı benzer kültür ve dile sahip olmalarıydı. Ukraynalılar çeyrek asır süren bağımsızlık sonrası kendileri göreceli yakın gördükleri Rusya ile nasıl düşman haline gelmişlerdi? Kremlinologist olarak adlandırılan uzmanlardan bazıları Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesini tek önemli aktöre bağlıyorlar: Putin. 

Avrupa kıtasında Yugoslavya’nın dağılmasından sonra yaşanan ve melez savaş stratejisinin ilk kez uygulandığı Kırım’ın işgalinin altında yatan nedenlerden arasında jeopolitik unsurlar, ulusal çıkar, stratejik derinlik gibi faktörler belki ikinci planda yer almaktadır. Putin açısından ekonomi de o kadar önemli değildir. Kırım’ın işgali ile yabancı sermayenin Rusya’dan kaçması ya da hızla yükselecek olan enflasyon bile Putin’in kafasındaki düşünceler arasında yer almamış olabilir. Rus politikacılar, hızla düşen petrol ve doğalgaz gelirlerini ve halkın azalan alım gücünü düşünmemiş olabilirler. Putin’in en çok korktuğu durum Batı’nın ihraç ettiği demokrasi ve insan haklarının Moskova kapılarına kadar gelebileceği korkusu olabilir. 

1989 yılı Putin açısından önemli bir yıl. Kendisi o dönemde Doğu Almanya’nın önemli şehirlerinden biri olan Dresden’de KGB’nin en üst düzey yetkilisi olarak görev yapmaktaydı. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı anda kişisel olarak yaşadığı travmanın etkisinde bugün bazı dış politika adımları atıyor olabilir. Doğu Almanya’da en önemli bürokratlardan biri olarak görev yaparken birden Dresden KGB bürosunu giren Doğu Almanları karşısında görünce yaşadığı şaşkınlığı hala bugün üzerinden atamamış olabilir. Hitler’i yenen Kızıl Ordu’nun en önemli 20 askeri birliğinin Doğu Almanya’dan çekilmesini izlemiştir. Gorbaçov’un aciz kalarak askeri müdahalede bulunmadan Berlin Duvarı’nın bir gecede yıkılması sadece Putin’in değil birçok Rus vatandaşının psikolojisinde yer etmiş olabilir. Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından Polonyalılar, Çekler ve diğer Doğu Avrupa halkları birer birer demokrasiyi benimserken daha sonra 2000’li yılların ortasında Ukrayna’da yaşanan Turuncu Devrimi ve hatta 2011/12 yıllarında Moskova’daki sokak gösterileri Putin’in en çok korktuğu durumu ortaya çıkarmış olabilir. O da demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, şeffaflık gibi Batı değerlerinin Rusya’nın kılcal damarlarına kadar girmesi… Böylece 2015 yılında Uluslararası Şeffaflık ve Yolsuzluk Endeksi’nde bulunan 167 ülke arasında 119'uncu sırada bulunan Rusya ile 130'uncu sırada bulunan Ukrayna’nın bu sıralama içinde daha alt basamaklarda yer almasının yolu da açılmış olacaktır.  

Putin’e göre, Sovyetler Birliği’nin yıkılması “çağımızın en büyük jeo-politik felaketidir.” Putin Rusya’nın Başkanı olarak ilk kez göreve geldiği yıllarda bir dizi demokrasi-yanlısı “renkli devrimlerle” karşı karşıya kalmıştır. 2000 yılında Sırbistan, 2003 Gürcistan ve 2004’de Ukrayna’da yaşanan renkli devrimleri Polonyalı lider Lech Walesa’nın “şeref ve haysiyetli” olarak nitelendirmesine rağmen Putin tüm bu devrimleri Amerikan CIA’nin operasyonları olarak görmekteydi. KGB yerine kurulan FSB’nin bu devrimler sırasında varlık gösterememesi de ayrı bir sorun olarak karşısında durmaktaydı. 

Şüphesiz Putin Kırım’ı işgal ettikten sonra Ukrayna’nın yüzde 40’ını oluşturan doğu bölgesine yönelmesinin ardında Rus Çarice Katherina’nın Novorossiya (Yeni Rusya) dediği bölgeleri alma isteği bulunmaktaydı. 

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da komşu bir devletin toprağına ilk kez saldırı düzenlenmesi bizleri 19’uncu yüzyıldaki “güç her şeyi haklı çıkarır” ilkesine geri götürmekteydi. Batı’nın buna tepkisi askeri değil ekonomik oldu ve daha çok yaptırımlara dayandı. Bütün bunlara rağmen Ukrayna içinde yapılan anketler Putin’in Ukrayna’yı kaybettiğini göstermekteydi. 2014 Mayıs ayında PEW tarafından yapılan anket sonuçlarına göre Ukraynalıların yüzde 77’si ülkelerin bölünmesine karşıydılar. Donbas bölgesi dışında kalan Doğu Ukrayna’da bu oran yüzde 70 olarak verilmişti. (bkz. "Ukraine 2015: How We Approached Our Sample Design in Light of Insecurity in Eastern Ukraine", Pew Research Center, 10.6.2015)

Malezya Havayollarına ait uçağın düşürülmesinden sonra yapılan PEW anketine göre Ukraynalıların yüzde 60’ı Rusya’ya karşı negatif bakış açısına sahipti. Oysa ki 2011’de yapılan anket sonuçlarına göre Ukraynalıların yüzde 84’ü Rusya’yı pozitif olarak algılamaktaydılar. Savaş meydanlarda kazanılan zaferler yerine günümüzde insanların algılarında savaşlar kazanılmakta. Rusya Kırım’ı işgal ederek ve Ukrayna’ya askeri olarak saldırarak Ukrayna halkının büyük çoğunluğunda ve dünya kamuoyunda savaşı kaybetmiş oldu. 

Kısaca, Putin Kırım hariç Ukrayna’yı kaybetti. 2014 yılında Putin, Kırım’ı işgal ettiğinde aslında Ukrayna’yı da kaybetmiş oldu. Doğu Ukrayna’da Donbas bölgesinde donmuş çatışma yaratma dışında Novorossiya’yı yani Rusya’ya bağlayamadı. Batı’nın yaptırımları ile Rus ekonomisini çökertmek yanında NATO’yu da Rusya sınırına daha fazla yaklaştırmış oldu. Bunun yanında yakın müttefiki olan Belarus, Kazakistan ve Türkmenistan’ın Rusya’ya karşı daha şüpheci olmasına ve uzaklaşmasına yol açtı.

QHA

Yasal Uyarı