Üniversitede hazırlık bölümü öğrencisi iken kaldığım yurttaki oda arkadaşım, ağlamaktan yüzü gözü şişkin, biraz da şok olmuş bir şekilde geldi. Teyzesi kendini yakarak öldürmek istemiş, hastahaneye kaldırılmış, benim de kendisiyle hastahaneye eşlik etmemi rica edince kalktık gittik. Bu olay Malezya’da geçiyor, arkadaşım Hint asıllı Malezyalıydı. Yol boyunca neden intihar etmek istediğinden ziyade neden kendini yakmak, neden ateş ve yanmak yolunu seçmiş onu anlamaya çalıştım. "Ya hangi yolu seçecekti?" dedi bu sefer arkadaşım şaşkınlıkla. Yol boyunca sohbetimiz intihar çeşitleri üzerinde oldu ama Hint kültüründe intiharın, şimdi zaman değişimiyle kendi canlarına kıymanın çeşitleri de değiştiyse bilmeyeceğim, sadece kendi üzerlerine benzin dökerek kendilerini ateşe vermekten ibaret olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Aslında çok eskiye dayanan bir gelenektir "self-immolation" olarak bilinen kendini ateşe verme eylemi.

Öyle ki bir baş kaldırma, bir protesto vardır, yapılan haksızlığa meydan okuma vardır. İngiliz sözlüğünde 1500'lü yıllarda yer almışsa da Eski Roman dininde de görürüz bu ritueli. Eski Çin Budistlerinin ise ilk defa 384-417 yılları arasında politik sebepten dolayı kendilerini yakmaya başladığı ve asırlardır bu tür protestonun devam ettiği biliniyor. Hint kültüründe diri diri yakılmak dinlerinin ve kültürlerinin bir parçasıdır ve MÖ 3. asırda kadınların ölen kocalarıyla beraber yakıldığını bu geleneğin İngiliz İmparatorluğu’nun Hindistan’a hakim olmasına kadar devam ettiğini de biliyoruz.

Yıllar içerisinde de politik protesto olarak kişilerin kendilerini yaktıklarını haberlerde görür, duyar olmuştuk. Çok ileriye gitmemize gerek yok, bizim de bir ebedi meşalemiz var. Musa Mahmut. O bir Kırım Tatarı, Sovyetler döneminde Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu Kırım Tatarlarının vatana dönebilmeleri için Rus zindanlarında açlık grevindeyken, Musa Mahmut Kırım’a, vatanına döndü. 1975 yılında Kırım’a gelen Musa Mahmut ve eşi 1976 yılında izinsiz olarak Kırım’a döndükleri için iki yıl hapse mahkum edildi. 1978 yılında serbest kalan Musa Mahmut tekrar vatanına döndü ama Rusya, onun vatanında Kırım’da yaşamasına izin vermiyordu. 1978 senesinde Musa Mahmut’u Rus milisi tevkife gelerek Kırım’dan çıkartmak isteyince, 11 yaşındaki oğlunun ve diğer insanların gözü önünde üzerine benzin dökerek kendisini ateşe verdi. Kaldırıldığı hastahanede kurtarılamayarak beş gün sonra vefat etmiştir. İkinci Musa Mahmut olayımız ise 3 Ağustos 2018 tarihinde Vatan Karabaş isimli bir Kırım Tatarının protestosuydu. Evinin bulunduğu arazide Rus işgalciler, Kırım Gülü adı altında dokuz bin dairelik konut kompleksi yapmak için  Vatan Karabaş’ın ve diğer Kırım Tatarlarının evini yıkmaya geldiler. Onun evlerinin yıkılmasını, ailelerin sokakta kalmasını protesto ederek kendini herkesin gözü önünde ateşe vermesi Rusya ve Rus alkışçıları tarafından şov olarak nitelendirilmek istenmiştir. Öyle ya, Rus FSB’sinin vefatına sebebiyet verdiği Kırım Milli Hareketimizin öncülerinden, anamız 83 yaşındaki Veciye Kaşka’yı da terörist ilan etme arefesinde değil mi?

Kırım’da işlenen insan hakları ihlali 2014 yılından 2017 yıl sonuna kadar yüz altmış yediyi bulmuştur, kaçırılan 44 kişiden 19’u bırakılmış, 16’sı sırra kadem basmış, 6'sı öldürülmüş olarak bulunurken, 2'si hapishanenin tek kişilik hücrelerinde bulunmuştur. Rusya’nın Kırım’da tutukladığı 75 kişiden 27'si evlerine  yapılan baskın sonucu ailelerinin, çocuklarının gözleri önünde tartaklanarak, kelepçe takılarak götürülen Kırım Tatarı. Sovyetler'de 'eğer bir ceza hükmü varsa ona göre suçlu insan bulunur' derlerdi. Çarlık Rusyası ve Sovyetler geleneğini yaşatan Rusya Federasyonu’da elbette tutukladığı kişilere keyfince suç yakıştırmasını bulmakta zorlanmayacaktır.  Babasız bırakılan çocuklarımızın sayısı ise 100’u geçmiş durumdadır.

Geçenlerde arkeolog bir arkadaşımla karşılaştık kütüphanede, bir sempozyumda sunum yapmak için hazırlık yapıyordu. Vikinglere ait bulunan demir bir halkanın köleler için mi kullanıldığını yoksa günlük hayatın bir parçası mı olduğunu araştırıyordu. Dedi ki: "Bizim işimiz rakamlarla değil, bu halkanın ucunda insanlar vardı. İnsanlar ile uğraşıyoruz, nasıl bir hayatları vardı? Saygı göstermemiz gerekiyor.” 

Acı bir sızı geçti kalbimden, Kırım’daki Kırım Tatarlarına, insan haklarına saygı yoktu. Baskınları, kaçırılmaları rakamlarla veriyorduk ama bizim için de artık sayıların bir ehemmiyeti kalmadı! Protestonun her şeklini denememize rağmen Sovyet Rusya’nın çok bilinen halk sözü “Taş üstünde taş bırakmayınca barış gelecektir” derken, Rusya'nın bu bağlamda Kırım’ı Kırım Tatarsız bırakmak için yapılan protestoları şov olarak indirgemesini anlıyoruz. Ancak alkışçılarına Dede Korkut’un şu cümlelerini hatırlatmak gerekir…

“Baba malından ne fayda başta devlet olmasa
Devletsiz şerrinden Allah saklasın cümlemizi, hanım hey!…"

QHA

Yasal Uyarı