Son dönemde Rusya destekli ayrılıkçı hareketlerden kaynaklı çatışmalar, Karadeniz’in güvenliğini tehdit etmeye başlamıştır. Ukrayna ve Rusya arasındaki Kırım sorunu başlıca önemli kriz alanıdır. Sorunun kaynağını anlayabilmek için Kırım’ın tarihini analiz etmemiz gereklidir.

Kırım, 1774 yılına kadar yaklaşık 300 yıl boyunca Kıpçak soyundan gelen Giray Hanlar tarafından Osmanlı egemenliği altında özerk bir eyalet olarak yönetildi. 1774 Yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile bağımsız hale gelen Kırım Hanlığı, 1783 yılında Çariçe II. Katerina tarafından Rusya’ya ilhak edilmiştir. Böylelikle Giray Hanların yönetimine son verilmiş ve Osmanlı ile kader birliği de bozulmuştu. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra 18 Ekim 1921 tarihinde bu bölge Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adıyla Sovyet Rusya’nın bir parçası haline geldi. İlk Kırım Özerk Anayasası 10 Kasım 1921 yılında kabul edildi.

1941-1944 yılları arasında Almanya tarafından işgal edilen Kırım, bu işgalin ardından tarihin en kara sayfasını araladı. 11 Mayıs 1944 tarihinde Josef Stalin tarafından imzalanan Kırım Yarımadası’ndan Kırım Türklerinin sürgün edilmesini emreden kararla birlikte bu kararı uygulamak için NKVD birlikleri 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece Kırım’ın her yerinde harekete geçilmiştir. 18 Mayıs 1944 tarihi Kırım Türkleri için büyük felâket olmuştur. Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Kırım yarımadasının asli unsuru olan Kırım Türkleri kendi anavatanları Kırım’dan sürgün edilmişlerdir. Bu sürgünde hiçbir Kırım Türkü, Sovyet Partizanları, Kızıl Ordu askerleri, Komünist Partisi mensupları dahi istisna edilmemiş ve herkes topyekün sürülmüştür. Hayvan vagonlarında günlerce devam eden yolculuklarında yiyecek ve su verilmeyen, yolculukta ölenlerin dışarı çıkarılmasına dahi izin verilmeyen, hiçbir tıbbi yardımının olmadığı ölüm yolculuğunda havasızlık, açlık, susuzluk ve hastalıktan çoğu Kırım Türkü hayatını kaybetmiştir. Kırım Türklerini taşıyan hayvan vagonları neredeyse tamamı Orta Asya (Özbekistan), Sibirya ve Urallar’a gönderildiler. Sürgün esnasında çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan halkın yaklaşık yüzde %46’sı hayatını kaybetmiştir. Sürgün akabinde özellikle Kırım bölgesinde ve genel anlamda SSCB’de Kırım Türkçesi ile yazılan kitaplar yakılmıştır. 1944 Yılında Kırım Özerk yapısını kaybetmiş ve 30 Haziran 1945 yılında SSCB Yüksek Konseyi kararıyla Kırım Özerk Bölgesi “Kırım ili”ne dönüştürülmüş ve Oblast olarak SSCB'ye bağlanmıştır..

Kırım, 1954 yılında Ukrayna asıllı Sovyet lider Nikita Kruşçev tarafından Ukrayna ile Rusya’yı birleştiren 1654 tarihli Pereyaslav Anlaşması’nın 300. Yıldönümüne atfen Ukrayna SSC’ye hediye edilmiştir. 

Kırım Türkleri sürgün edildiği bölgelerde ‘özel yerleşim’e tabi tutulmuşlardır. Josef Stalin’in ölümünden sonra SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu 5 Eylül 1967 yılında yayınladığı bir kararname ile Kırım Türklerine haksızlık edildiğini kabul etmiş ve tüm yurttaşlar gibi Kırım Türklerinin de SSCB’nin her yerinde yaşayabileceklerini açıklamışlardır. Bu kararnamenin yayınlanmasında bile ustaca ibareler kullanılmış “Kırım Tatarları” tabiri yerine “Kırım’da eskiden yaşamış Tatar milletinden yurttaşlar” denilmiştir. Nikita Kruşçev’in “yumuşama politikası” izlemesi Kırım Türklerinin “özel yerleşim”ine 1956 yılında son verilmiştir. Fakat sürgün edilen diğer halklara tanınan öz vatanlarına geri dönme hakkı Kırım Türklerine tanınmamıştır. Kırım Türkleri vatana dönme hakkını Soğuk Savaşın sona erdiği 1989 yılında kazanabilmişlerdir.

1990 sonrasında ortaya çıkan tabloya baktığımızda; Kırım Tatarlarının durumlarında, Sovyet dönemi ile mukayese edilemeyecek nispette bir iyileşme olduğunu ifade etmek mümkündür. Ancak “Vatana dönüş” mücadelesini kazanıp da, Kırım’a dönebilen Kırım Tatarlarının sayısı halen 300.000 civarında olup, çoğunluğu Özbekistan’da olmak üzere yaklaşık henüz Kırım’a dönme imkânı bulamayan eski SSCB arazisindeki Kırım Tatarlarının sayısı çeşitli tahminlere göre 200.000 civarındadır. Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatarlarının siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel haklarının verilmesi için gerekli kanunları yeterince uygulayamamıştır. Bununla birlikte Ukrayna’daki siyasi değişim rüzgarı Batı kaynaklı renkli devrimlerin halkası turuncu devrimin yansımaları, yolsuzluk ve kargaşa dönemini de beraberinde getirmiş ve devrimin başarısız olmasıyla birlikte Rus yanlısı hükümetin başa gelmesine neden olmuştur. 

Özellikle Rus lider Vladimir Putin ile birlikte büyük hamle yapan ve yeniden süper güç olma serüveninde olan Rusya’nın, Ukrayna’nın NATO ve AB ile yakınlaşmasını engellemesi aşamasındaki büyük çabaları ve Ukrayna’da Rusya yanlısı Yanukoviç’in 2010’da seçilmesi üzerine başlayan siyasi gerilim etkisini göstermiş ve Kasım 2013’de Ukrayna’da milliyetçiler Rusya baskısından kurtulmak üzere Euromeydan olaylarını başlatmıştır. Üç ay süren mücadele sonunda Rus yanlısı Başkan Yanukoviç Ukrayna’dan kaçmıştır. Fakat bu olayların sonucu Kırım’da yaşayan Kırım Türklerini de ağır bir şekilde etkilemiştir. Rusya Federasyonu Euromeydan’dan sonra Ukraynalı milliyetçilerin Kırım’a saldıracağını bahane ederek 27 Şubat 2014’te Kırım’ı bir günde işgal etmiştir. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü kararı hiçe sayılarak uluslararası hukuka tamamen aykırı 16 Mart 2014’de yapılan referandum ile de kurulan Kırım Cumhuriyeti Rusya Federasyonu’na bağlanmıştır. Kırım nüfusunun ise %60’tan fazlası Rus olup %13’un üzerindeki Tatar Türkü yaşamaktadır. Türklerin tamamına yakını söz konusu referandumu boykot etmişti. Başta BM olmak üzere uluslararası toplum bu katılmayı halen onaylamamıştır. Ukrayna ve Rusya arasında gerginliğin adresi Kırım’da yaşanan bu kriz sonrasında ABD ve AB Rusya’ya yönelik ekonomik alanda bazı yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Rus ekonomisi bu durumdan ciddi zarar görmüş fakat Ukrayna üzerinde uyguladığı işgalci tutumundan geri adım atmamıştır. 

Rusya, her ne kadar 1994 yılında imzalanan Budapeşte Anlaşması ile teoride “Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve Kırım üzerindeki egemenliğini onaylamasına rağmen” pratikte Ukrayna’yı daima anavatanının bir toprağı olarak algılamış ve Kırım Yarımadası ile Sivastopol üzerindeki Ukrayna egemenliğini asla kabullenememiştir. Budapeşte Anlaşması’na aykırı olarak 2014’de Rusya, Kırım’ı işgal ve ilhak etmiştir. Kırım’ın ilhakı ile Rusya, Karadeniz’de stratejik üstünlüğü yeniden elde etmiş, Sivastopol’deki deniz üssünü ele geçirmiş, Akdeniz’e deniz gücü intikal ettirebilme ve Akdeniz’de daimi deniz gücü bulundurabilme yeteneğini kazanmıştır. Ayrıca, Rusya Kırım’ı ilhak etmek suretiyle hava kuvvetlerinin operasyon alanını Karadeniz’in batısına genişletmiştir. 

Kırım’ın uluslararası hukuka aykırı olarak yapılan referandum sonuçlarını Türkiye tanımamıştır. Türkiye Hükümeti Rusya Hükümeti tarafından işgal edilen Kırım’ı Ukrayna’nın toprağı olarak kabul ettiğini, Ukrayna'nın toprak bütünlüğü konusundaki görüşlerinin çok net olduğunu, Kırım’ın Türkiye için tarihi önemi olduğunu ısrarla vurgulamış ve dış politikasında da bu tutumunu sürdürmüştür. Kırım’ın Ruslar tarafından illegal olarak ilhakını hiçbir zaman tanımayacaklarını ve Kiev Hükümeti ile birlikte çalışacaklarını resmi düzeyde açıklamışlardır.

Türkiye Hükümeti için Kırım Türklerinin tarihi ata yurdu olan Kırım’daki varlıklarının devamı, kimliklerinin korunması, hak ve çıkarlarının güvence altına alınması yegane önceliktir. Bunun sağlanması için Türkiye Hükümeti Ukrayna Hükümeti ile işbirliğini sürdürecek ve Kırım Türklerinin hak ve çıkarlarını takip ederek uluslararası platformda konuyu gündeme getirecektir. Karadeniz’in güvenliği de bu krizin ivedi biçimde çözülmesine bağlıdır. Burada en önemli mesele Ukrayna ve Rusya arasındaki sorunun barışçıl yollarla ve diplomasiyle çözülmesini sağlamaktır. 

QHA

Yasal Uyarı