Dedem Bilal Menekay’ın 1943 senesinin sonunda Almanya’ya kaçışından altı ay sonra ailenin Kırım’da kalan kısmı Orta Asya’nın içlerine (Ural, Sibirya ve Özbekistan) sürgün edilmişti. Ailemiz savaş ve sürgün ile parçalara ayrılmış, dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmıştı. Birbirlerinden haber alamadan, birbirlerinin yaşayıp yaşamadıklarını bile bilmeden geçen bir ömür dolusu süre geçti aradan. Bu sürede ailemizin Sovyet Rusya’da kalan kısmı önceleri açlıkla ve hastalıklarla, sonra da baskılarla ve zulümlerle mücadele ederek yaşam savaşı verdi. Önce birbirlerini, sonra Karasupazarlıları ve sonra da tüm Kırım Tatarlarını bulup birlik oldular. Almanya’ya giden dedem ve babaannem ise, çocuklarıyla savaşın türlü zorlukları altında hayatta kalmaya, karınlarını doyurmaya, çocuklarına yeni bir vatan bulmaya ve hayat mücadelesine kaldıkları yerden yeniden başlamaya çabaladılar. Bu dramatik mücadele sırasında aramızdan zamansız göçüp gidenler çok olsa da, neticede bizlerin varlığı ve birliği mücadelenin başarı ile sonuçlandığına en güzel kanıt.

Bizler Türkiye’de doğan yeni kuşak olarak Kırım’ı hep ata yurdumuz bildik, Ant Etkenmen’i söyledik, elimizden dilimizden aklımızdan ve yüreğimizden ne gelirse Kırım için yapmak istedik. Demir perdenin ardında kalan Sovyet Rusya’da dünyaya gelen yeni kuşak bizim kadar şanslı değildi. Onlar dillerini konuşmanın, dinlerinde ibadet etmenin, vatanlarını görmenin yasak olduğu bir ortamda Sovyetlerin yoğun asimilasyon gayretlerine rağmen var olmayı sürdürmek durumunda kaldılar. Ama onlar da Ant Etkenmen’i söylediler ve Kırım Tatar kültürünün vazgeçilmezlerini korumayı şiar edindiler. "Aluşta’dan Esen Yeller" isimli romanımla hayat bulan ailemizin hikâyesi, tüm Kırım Türklerinin II. Dünya Savaşı sırası ve sonrasında yaşadıklarının bir özetidir aslında ve herkes romanın içinde kendi ailesinin hikâyesini bulduğu için bu roman çok sevildi sanırım.

Birbirinden uzak coğrafyalarda, birbirinden bihaber geçen yarım asrı aşkın sürenin sonunda ailemizin yeni kuşaklarının birbirine kavuşması ve sanki hiç ayrılmamışız gibi yeniden bir olması birbirimizi anlamasaydık mümkün olamazdı elbette. İşte tam bu noktada İsmail Bey Gaspıralı’yı ve onun “Dilde, fikirde, işte birlik” düsturunu anmadan olmaz. Aynı ailenin ayrı düşmüş fertleri olarak aynı dili konuşmuyor olsak birbirimizi nasıl anlar, nasıl bir olurduk bunca zaman sonra? Fikrimiz bir olmasa nasıl arayıp bulurduk birbirimizi bunca yıla ve yasağa rağmen?  

Gaspıralı “Til, lisan itibarıyla Şarkî Sibirya’nın Yakutları, Sibirya Türkleri, Baraba, Kazak, Kırgız, Karakalpak, Başkurt, Nogay, Kazanlı, Kırımlı, Kumuk, Uygur, Özbek, Tarançı, Sart, Azerbaycan ve Osmanlı namları ile maruf taifeler, Uruğlar hep Türk tili ile söyleşirler, hep Türktürler” diyor ve siyasi değil ama kültürel birlikteliğin altyapısının hazırlanmasını savunuyordu. Bunun için en temel öğenin dil birliği olduğunun bilinciyle Türkçe eğitim veren Usûl-i Cedîd okullarının ve modern eğitim sistemini kurması ve yaygınlaştırma çabaları çok önemli bir adımdı. Bu sistemde okutulan derslerin kitaplarının hazırlanması, basılması, öğretmenlerine eğitim verilmesi de İsmail Bey Gaspıralı tarafından bizzat yapılmıştır. Bu anlamlı ve bilinçli çaba neticesini vermiş, 1895’te bütün Rusya İmparatorluğu dâhilindeki Usûl-i Cedîd mekteplerinin sayısı yüzü geçerken, 1914 yılında bu sayı yaklaşık 5.000’i bulmuştur.

“Dilde, fikirde ve işte birlik”in bir diğer önemli adımı ise Tercüman gazetesidir. Bahçesaray’da 22 Nisan 1883’de yayın hayatına başlayan Tercüman, Kırım’da yayımlanan ilk Türkçe gazetedir, ayrıca tüm Rusya’da Türk dilinde yayımlanan üçüncü gazete olmuştur. 1912’den sonra günlük olarak yayın hayatını sürdüren Tercüman, bir dönem tüm dünyadaki Türk münevverleri tarafından takip edilen en önemli yayın organı olma kimliğine ulaşmıştır. Gaspıralı’nın yayıncılığı Tercüman ile sınırlı kalmamış, tüm Rusya Türklerinin tarihindeki ilk kadın dergisi olan Âlem-i Nisvân, Gaspıralı’nın sahipliğinde ve onun kızı Şefika Gaspıralı’nın idaresinde yayımlanmıştır. Yine Rusya İmparatorluğu’ndaki ilk Türk çocuk ve mizah dergileri de yine Gaspıralı tarafından Bahçesaray’da yayın hayatına başlamıştır.

Gaspıralı’nın birlik kavramlarının en önemlilerinden biri, dünyadaki bütün Türklerin anlayıp okuyacağı bir ortak Türk dilinin hayata geçirilmesiydi. Tercüman gazetesinin en önemli varlık sebeplerinden biri buydu. Gaspıralı, oluşması için çok gayret sarf ettiği bu ortak Türk edebî diline “Orta Dil” ismini veriyordu. İşte tüm bu nedenlerle Doç. Dr. Hakan Kırımlı’nın belirttiği gibi  Gaspıralı, Rusya İmparatorluğu’ndaki Türk/ Müslüman millî uyanış hareketinin bir numaralı öncüsü ve tartışmasız en büyük ismidir. Tercüman da onun en önemli eserlerinden biridir. 

Kırım Haber Ajansı bir zamanların Tercüman’ı olabilmek amacıyla yola çıkıp, benden de yazı istediğinde Gaspıralı’nın adına ve anısına duyduğum saygıdan dolayı bu teklife mazhar olmaktan onur duydum. Bu yazı ile sizlere merhaba demekten ve çorbada tuzumun olma ihtimalinden çok mutluyum. 

QHA

Yasal Uyarı