Kırım Tatar Millî Meclisi’nin kapatılması iddiası ile açılan ve sonucu açıldığı ilk günden belli olan dava ile ilgili olarak “Olmayan Mahkemenin Davası” başlığı ile birkaç yazımız (Yazılar için; 1, 2, 3) bu sayfalardan yayınlanmış idi. Başlangıcından sonuna öngörülmesi hiç de zor olmayan bir şekilde devam eden ve Rusya iç hukuk kurallarına göre kesinleştirilen dava ile Millî Meclisimiz “ekstremist” yani “aşırıcı” ve “ayrılıkçı”-“bölücü” örgüt olarak tanımlandı ve kapatılmasına karar verildi. Millî Meclis ile irtibatlı olan ya da olacak herkes de aşırıcı ve ayrılıkçı olarak tanımlandı veya bundan böyle işgalci barbarlar tarafından böyle tanımlanacak.

İşgalci, gasıp Rusya mahkemelerinin aldığı bu karar, işgalcilerin işbirlikçileri tarafından memnuniyetle karşılandı ise de hakkı hak, batılı batıl bilenler tarafından Millî Meclisin kapatılmasına dair dava da bu davada mahkemenin aldığı karar da zerre kadar ciddiye alınmadı. Meclise karşı alınan bu mahkeme kararı Rusya içindeki hak savunucuları tarafından dahi alaycı bir gülümseme ile karşılandı.

Yanlış hesap Bağdat’tan döner misali bu defa hesap Lahey’den (Den Haag) döndü. Ukrayna’nın Rusya’ya karşı Birleşmiş Milletler Adalet Divanı’ndan “doğu Ukrayna’daki ayrılıkçı terör faaliyetlerinin finansmanına ve Kırım’daki insan hakları ihlallerine son verilmesi” talepli davanın ilk inceleme duruşmasında Adalet Divanı “Meclis” davasını eleştirerek, Kırım Tatar halkının yegane temsil organı olan Kırım Tatar Millî Meclisi ile bağ kurması önündeki tüm engellerin kaldırılması konusunda Rusya’ya karşı önleyici tedbir kararı verdi.

Elbette hukuk ve kanun tanımaz, barbar, ilkel, ortaçağ zihniyetli bir rejimin bu karara uyması beklenmiyordu ve aynen de öyle oldu. Bir buçuk yıl kadar önce uluslararası mahkeme kararlarının uygulanmasını kendi Anayasa Mahkemesi’nin kararına bağlayan mevzuatı yürürlüğe koyarak çaldığı ve çalacağı minarelerin kılıfını hazırlayan Putin rejimi, Adalet Divanı’nın bu kararına uymadı.

Birleşmiş Milletler Adalet Divanı’nca verilen bu önleyici karar, davanın bundan böyle Kırım Tatarları için izleyeceği seyir açısından önemli bir gösterge ve tarihî bir gelişmedir. Oligarşik Feodalizm rejiminin hüküm sürdüğü Rusya’nın kararı tanımaması ise bu davada ve gelecekteki davalarda lehe bir delildir.

Bugün Kırım’daki “olmayan”, sözde mahkemelerde milletimizin yolbaşçıları ve doğrudan halkımıza karşı pek çok uydurma dava dosyası devam etmektedir. Meclis’in kapatılması davası gibi “Ahtem Çiygöz” davası ve “İlmi Umerov” davaları da Kırım Tatar yolbaşçılarının akıl dışı suçlamalarla yargılandığı dosyalar olması bakımından önemlidir.

Millî Meclisimiz Başkan vekili Ahtem Çiygöz, 26 Şubat 2014’te Kırım Parlamentosu önünde yapılan mitingi organize etmek, ayrılıkçılık ve aşırıcılık gibi suçlamalarla 3 yıldır tutuklu olarak yargılanmakta. Dünya hukuk tarihi açısından da oldukça komik ve ironik bir yere sahip olması beklenen bu davada Ahtem Çiygöz, Kırım işgal edilmeden önceki bir eylemden dolayı yargılanıyor. Yani işgalciler, daha barbarca ve ilkelce bir şekilde Kırım’ı çalmadan önce, üstelik de bu barbarlığın, işgal suçunun önlenmesi amacıyla yapılan bir eylem düzenlediği gerekçesi ile Ahtem Çiygöz’ü yargılıyorlar. 

Bu dava üzerine önümüzdeki günlerde daha uzun uzun yazar, hukuksal anlamda davanın bütün dayanaklarını çürütecek argümanları ortaya koyarız. Ancak burada kısaca bir de “İlmi Umerov” davasından bahsederek hafızaları tazeleyelim.

Kırım Tatar Millî Meclisi’nin bir diğer Başkan yardımcısı İlmi Umerov da ATR televizyonunda yapmış olduğu bir konuşmada “halkı Rusya’ya karşı isyan ve kalkışmaya davet ettiği, ayrılıkçı ve aşırıcı beyanlarda bulunduğu” gerekçesi ile bir başka olmayan mahkemede açılan bir başka sözde dosyada yargılanmakta.

Sağlık durumu oldukça sıkıntılı olan İlmi Umerov’a karşı yapılan pek çok zulümden en çok akılda kalanı geçtiğimiz yıl bir süreliğine akıl hastanesine kapatılarak çeşitli zorunlu testlere tabi tutulmasıydı. Nihayet bu ve benzeri testler bitti, dosyada sözde deliller tamamlandı ve geçtiğimiz günlerde davanın esasına geçildi.

Bu süreçte, İlmi Umerov’un avukatı Nikolay Polozov’un mahkemece dosyaya tanık olarak dahil edilmesi daha ön inceleme aşamasında kutsal olan savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının açıkça ortadan kaldırılması idi. Ama ne Rusya ne de Rusya’nın sözde yargı makamları için Socrates’in Savunması’ndan beri kutsal ve en temel hak sayılan bu iki hakkın bir önemi elbette yoktu.

Bu iki dava da tıpkı Meclis davasında olduğu gibi uluslararası hukuk anlamında gerekli yaptırıma uğrayacak ve toplum vicdanında da zerre kadar kıymeti olmayacaktır. Süreç ve sonuçları şimdiden bellidir ve her iki yolbaşçımızın da beraat etmesini elbette beklemiyoruz.

Refat Çubarov’un da gayet yerinde tespit ettiği gibi “önce asalım, sonra yargılarız” tarzını benimsemiş bir rejim için Nürnberg Mahkemeleri yoluna döşenen taşlardır bu davalar. 

Ara ara tarihe not açısından bu davaları ve diğer davaları kalemimiz yettiğince sizlere anlatacağız.

QHA

Yasal Uyarı