Kosova sorunu, 1389 yılında Kosova’nın Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle başlamıştır. Osmanlı Devleti dağılma sürecine girdiğinde, 3 Mart 1878’de Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Ayestefanos Antlaşması imzalanmıştır. Arnavutlar Kosova’da 20 Haziran 1878’de Prizren Birliği’ni kurmuşlardır. 1878’de Sırbistan, Osmanlı egemenliğinden çıktığı zaman Kosova, Osmanlı egemenliğinde kalmış, 1912 1. Balkan Savaşı’nda Sırbistan Kosova’nın kontrolünü Osmanlılardan geri almıştır. Birinci Dünya Savaşı sonunda Balkanlarda 1 Aralık 1918’de Sırp–Hırvat–Sloven Krallığı oluşturulmuştur. Krallık, sonradan Federal Yugoslavya adını almıştır. Sırp tarihçisi ve sonraki Bakan Vaso Cubriloviç, Müslüman Arnavutların zorla göç ettirilmesi için 7 Mart 1937’de Yugoslav hükümetine bir memorandum sunmuştur. 1938’de Tito Yugoslav Komünist Partisinin Genel Sekreterliğine seçilmişti ve bu tarihten sonra Kosova için önem taşıyan bir isim olmaya başlamıştır. Ancak II. Dünya Savası sırasında Yugoslavya; Almanya, İtalya, Bulgaristan ve Macaristan tarafından işgal edilmiştir. Savaş sırasında Arnavutlar Tito kuvvetleri yönetiminde örgütlenmişlerdir.

1945 ilkbaharında Tito önderliğindeki Yugoslav Partizanlarının bölgeyi ele geçirmesiyle Kosova Sırplar tarafından yeniden işgal edilmiş ve Sırbistan’ın özerk bir ili haline gelmiştir. Tito İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle Yalta Konferansı’nda Yugoslavya’nın lideri olarak tanınmıştır. 1946 yılında Yugoslav ulusları Tito liderliğinde, Federal Yugoslavya Halk Cumhuriyeti adı altında, Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Karadağ ve Bosna Hersek Cumhuriyetleri’ni tanıyan bir anayasa kabul etmişlerdir. Yugoslavya İkinci Dünya Savaşı’ndan çıktığında ekonomik olarak çok kötü durumda olduğundan ülkede Tito önderliğinde çok ciddi bir kalkınma planı oluşturulmuştur.

Tito 1963 yılında yürürlüğe giren yeni anayasayla ülkenin adını “Yugoslavya Sosyalist Federe Cumhuriyeti” olarak değiştirmiştir. 1974 Anayasası cumhuriyetlere, “Yugoslavya Federasyonunun Kurucu Unsurları” statüsünü kazandırmıştır. Kosova ve Voyvodina genişletilmiş özerk bölgelerin kurulduğunu açıklamıştır. Bu dönemde Arnavutlar ilk kez ulusal grup olarak kabul edilmişlerdi. Eğitim alanında gelişmeler sağlanmış okullarda bazı derslerin Arnavutça okutulmasına izin verilmiştir. Tito yönetiminin kontrol altında tutabildiği tüm sorunlar, 1980 yılında Tito’nun ölümüyle krize dönüşmüştür. İlk olaylar 1981 yılında Priştine Üniversitesi’nde bir üniversite eylemi ile patlak vermiştir. Priştine Üniversitesi 1970 yılında kurulmuş, zamanla Arnavut milliyetçiliğinin merkezi haline gelmiştir. Üniversitenin mezunlarının iş bulmakta büyük zorluklar çekmesi onları siyasi bir çözüm aramaya yöneltmiştir.

Kosova’da 1981 Sonbaharda açıklanan verilere göre 2000 Arnavut idari tasarrufla (yargılama olmaksızın) hapsedilmiş, yaklaşık 500 kişi çeşitli cezalara çarptırılmış, 200’e yakın işçinin işine son verilmiş, yaklaşık 3000 kişi partiden atılmıştır. 1986 yılında Sırp Bilim ve Sanatlar Akademisi siyasi içerikli bir memorandum hazırlamıştır ve bu memorandumda 1974 Anayasası ve Tito döneminde Sırbistan’a uygulanan politikalar açıkça eleştirilmiştir. 1989 yılında Sırbistan Anayasası’nda Kosova’nın otonomisine önemli kısıtlamalar getirilmiştir. 1990 yılında Sırbistan Kosova meclisini ve hükümetini feshederek Kosova’nın idaresini kendi eline almıştır. Bunun üzerine Arnavut siyasetçi ve entelektüelleri bir araya gelerek “Karanicka Anayasası”nı ilan etmişlerdir. Eylül 1990’da “Kosova Cumhuriyeti Meclisi" oluşturulmuştur ve 1991’de Priştine’de gizlice toplanarak Kosova’nın bağımsızlığı için referandum yapılmasına karar verilmiştir. 19 Mayıs 1991 de Kosova Cumhuriyeti’nin kurulduğu resmen ilan edilmiştir. İlanın hemen ardından Arnavutluk tarafından tanınmıştır. Bağımsızlık ilanından bir sene sonra başkanlık seçimi yapılmış, seçimi İbrahim Rugova kazanmıştır. İbrahim Rugova halkını sabırlı olmasını söylemiş ve ılımlı bir politika izlemiştir. Ancak 1995’te imzalanan Bosna-Hersek Savaşı’na son veren Dayton Anlaşması’nda Kosova Sorununa yer verilmemesi üzerine Kosovalı Arnavutlar hayal kırıklığına uğramışlardır.

Kosovalı Arnavutlar 1996’da Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK)’nu kurmuşlardır. Şubat-Eylül 1998 arasında Yugoslav güçleri Kosova’da ki 1335 kasabadan 311’ine saldırarak 266’sını ağır silahlarla tahrip etmiş, 217’si tamamen boşalttırmış ve beş yüz bin kişi yerinden edilmiştir. Bunlarla beraber esas anlamda soruna uluslararası boyut kazandıran gelişme, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) konuyu gündemine alması olmuştur.  Dayton Anlaşması Rugova’nın itibarını sarsarak UÇK’nin rolünü artırmıştır. Kosova Krizinde Sırbistan’a Rusya ve Çin’in vetosu nedeniyle Güvenlik Konseyi’nde askeri müdahale kararı alınamamıştır ve sonucunda müdahale NATO çerçevesinde gerçekleşmiştir. NATO 24 Mart’ta “Müttefik Güçleri Harekâtı” ismini verdiği operasyonla Belgrad ve Kosova’daki Sırp merkezlerini bombalamıştır. 77 gün süren hava operasyonu 10 Haziran 1999’da Sırpların geri çekilmeyi kabul etmesi ve NATO’nun “Kosovo Force” (KFOR) isimli kara ordusunun Kosova’ya girme emri alması üzerine sona ermiştir.

12 Haziran’da KFOR Kosova’ya girmiş ve Kosova’daki çatışmalar son ermiştir. 1999’da Sırplar ve Kosova arasında Rambouillet Anlaşması imzalanmıştır. Kosova Parlamentosu 17 Şubat 2008’de tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığını ilk tanıyan ülkeler Türkiye, ABD ve Arnavutluk olmuştur. ABD’nin Kosova’daki soruna müdahale etmesinde başlıca amaçları Avrupa’nın ABD yörüngesinden uzaklaşmasını engellemek, askeri harcamalarını meşrulaştırmak, NATO’yu kendi gücüne dönüştürmektir. Bunun yanında Miloseviç’in askeri ve stratejik gücünü de denetim altına almak istemiştir.

Rusya’nın milli çıkarları için Balkanların başka bir büyük devletin egemenliği altında olması sakıncalıdır. Rusya, Sırbistan’ı desteklemesine rağmen bu ülkenin NATO uçakları tarafından vurulmasını ve Kosova’nın bu ülkeden koparılmasını önleyememiştir. Rusya NATO’nun genişlemesinin ve kendisinin etki alanında ABD’nin etkisinin artmasını bir tehdit olarak algılamaktadır. Rusya Kosova konusunda Sırp tezini savunmaktadır.

Balkanlar AB’nin enerji yolları üzerindedir. AB Balkanlardaki bir istikrarsızlığı kendi güvenliği açısından tehdit olarak algılamakta, buradaki ülkelere Avrupa Birliğine katılma vaadini bir koz olarak kullanmaktadır. AB’nin her şeyden önce Avrupa kıtasındaki sorunlarda öncü rol oynamak istemesi, Kosova’nın bağımsızlığına destek vermesinin sebeplerinden birincisidir. AB Kosova sorununa itibar meselesi olarak yaklaşmaktadır.

Balkanlar, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olması sebebiyle Balkanlarda barış ve istikrarın korunması Türkiye için büyük bir öneme sahiptir. Türkiye, NATO’nun Kosova’ya düzenlediği müdahaleyi en aktif şekilde destekleyen ülkelerden biridir. Türk dış politikası açısından önemli konulardan bir tanesi, Kosova’da bulunan Türk azınlığın statü meselesidir. Kosova Türkleri, her iki taraftan da zaman zaman baskı görmüştür. Kosova meselesinin Türkiye’deki PKK sorunuyla benzerlik kurulması dış politikada çeşitli sıkıntılar yaratmıştır. Türkiye bu sebepten, Kosova sorunu için herhangi bir askeri müdahale talebinde bulunmamıştır.

Dünyanın etnik açıdan en karışık bölgelerinden bir tanesi Balkanlardır ve binlerce yıldır birçok istila ve göç olayı yaşamıştır. Kosova Sorunu’nun temeli, Balkanlardaki iki büyük milliyetçi projenin çatışma alanı olmasıdır. Kosova bağımsızlığıyla Balkanların ikinci Arnavut devleti olmuştur. Kosova’nın bağımsız bir devlet olması Kosova sorununu çözmemiş, aksine Balkan coğrafyasındaki etnik problemleri daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.

QHA

Yasal Uyarı