Yazımın başlığı daha çok uluslararası ilişkiler bölümü öğrencilerine yönelik. İnternette Google Amca’da araştırma yapacak olan, uluslararası ilişkiler ile ilgili ders alan ve ödevi olanların yararlanabileceği bir konuya değinmek istedim. Kırım konusunun biraz daha fazla uluslararası politika bağlamında nasıl göründüğünü genel okuyucuya sunmak diğer temel amacım. Teori konusu biraz sıkıcı gelebilir. Dış politika alanında yaşanan gelişmelerin için birden fazla teorik açıklama bulunabilir. 2014. Kırım. Rusya. Bu üç kelime, dünyada birçok sınıfta uluslararası ilişkiler teorilerin zevkle uygulanabileceği ve tartışmaların havalarda uçuşacağı bir konu. Karmaşık ve kompleks yapıya sahip Kırım Çatışması. Realizm ve neo-realizm yanında liberalizm, inşacılık ve jeo-politik teorilerin kullanılabileceği örnek olay. Konuyu derinlemesine anlamak için uluslararası ilişkiler teorilerilerine başvurulmalı. Aslında farkında olmadan birçok kez uluslararası ilişkiler teorilerini kullanarak dünyadaki çatışmaları ve krizleri açıklıyoruz. Hep kullandığımız güç, ulusal çıkar, güvenlik, jeo-strateji gibi kavramlar realizm ile ilgili. Kırım’ın Rusya tarafından illegal işgalini realizm ve neo-realizm teorileri ile açıklamaya çalışacağım.

Uluslararası ilişkilerin hâkim ve en temel teorisi, realizmdir. Soğuk Savaş dönemindeki iki kutup yani Doğu ve Batı Bloku arasındaki dış politika davranışlarını açıklamakta yararlı olmuştur. Realizmin kökenleri, antik Yunan’da Thucydides’e dayanmaktadır. Çok öz biçimde Thucydides realizmin en temel varsayımını belirtmiştir. Güçlü olan canının istediğini yapar. Zayıf olan ise bunu kabul etmek zorunda kalır. Gücün diline karşı zayıf olan, hukuk ve ahlak gibi kavramları kullanır. Zayıf taraf, müttefikler bularak gücünü arttırabilir. Realizm denince akla gelen en önemli düşünür, İngiliz Thomas Hobbes’tur. Hobbes’un realizm ile ilgili sloganı çok basittir: “İnsan insanın kurdudur” (Homo Homini Lupus). Bunun anlamı, insan doğasının doğuştan kötü olduğu ön kabulüdür. Uluslararası ilişkilerin pragmatizme dayanan güç mücadelesi olduğunu en iyi özetleyen ise Machiavelli ve Prens adlı eseridir. Makyavalizm’de “amaca ulaşmak için her yol mübahtır” Futbol benzetmesi ile “gol atmaya giden rakibine futbolcunun çelme takması”na göz yumulabilir. Uluslararası sistemde hakem olmadığı için bu faul değil doğru harekettir. Bir başka örnek, amacım için her şeyi yaparım, babamı bile tanımam. Kısaca realizmde, egemen ulus-devletler arasındaki ilişkileri anlamak için güç anahtar kavramdır. Uluslararası sistemin yapısı anarşiktir. 1648 Westphalia sisteminden beri ulus-devletler, temel aktör olup rasyonel ve kendi ulusal çıkarlarına uygun davranış sergilerler. Rasyonel hareket eden devlet gücünü maksimize etmeye çalışır. Ulus-devletler için hayatta kalmak yani devletin bekasını temel amaçtır. İngiltere Başbakanı Lord Palmerstone, 1848’de ulusal çıkarı çok açık ve net ifade etmiştir:”Bizim ezelî ve ebedî müttefiklerimiz yoktur; bizim daimî düşmanımız da yoktur. Ezelî, ebedî ve daimî olan, bizim çıkarlarımızdır ve işte bizim görevimiz bu çıkarları gözetmektir.” Bunun özeti: “İngiltere’nin edebi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır.” 

Bütün bunların Kırım açısından özeti şudur: Rusya güçlüdür. Saldırgan realist aktör saikıyla davranmıştır. Gücünü maksimize etmek ve rakiplerini bertaraf etmek için Kırım’ı işgal etmiştir. Rusya, Karadeniz, Doğu Avrupa, Kafkasya ve Balkanları kapsayan alanda bölgesel hegemon olmak istemektedir. Geçmişte Soğuk Savaş döneminde, küresel güç olan Rusya’nın bu isteğini, günümüzün değişen şartlarında ve uygun konjonktürde gerçekleştirmesi, klasik realizm açısından beklenen bir durumdur. Kırım’ın kontrolünün Rusya’ya geçmesi ve Ukrayna’nın istikrarsızlaştırılması, uluslararası arenada Rusya’nın göreceli gücünü arttırmıştır. Merkezi otoritenin olmadığı uluslararası sistemde, egemen ve bağımsız ulus-devlet olan Rusya, kendi ulusal çıkarı ve güvenliği gereği başka devletlerin dediklerini umursamadan kendince, gereken tedbirleri alma yoluna gitmiştir. NATO ve AB yakınlaşmaya çalışan Ukrayna, Rusya’nın ulusal güvenliği, Rus devletinin bekası ve Rusya’nın yakın bölgesi ve arka bahçesinde tehdit oluşturmuştur. Bu durum, domino etkisi ile eski Sovyet topraklarına yayılabilir ve Rusya bir anlamda kendini, Batı’nın “çevreleme politikası” ile karşı karşıya bulabilir. Ukrayna eski Sovyet topraklarının önemli halkalarından biridir. Bu halkanın Rusya etki alanından çıkarılması, Kremlin tarafından kabul edilemez. Ukrayna 2013-14 arası dönemde Euromaidan Devrim sürecinden geçmiştir. İç karışıklık yaşayan Ukrayna kendini savunacak durumda değildir. Politik atmosferin kaotik olduğu Ukrayna, Rusya için kolay lokmadır. Ukrayna ile Rusya arasında müttefik ilişkisi Euromaidan döneminde yoktur. Ukrayna, Rusya’nın komşusudur. Tüm faktörleri bir araya koyunca realizme göre Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi kaçınılmaz sonuçtur. Burada önemli olan bir diğer konu, Batı’nın Rusya’ya karşı neden realist politikalar izlediğidir. Özellikle Çeçenistan ve Gürcü-Rus Beş Gün Savaşı sonrası Rusya’nın revizyonist, yayılmacı ve genişlemeci politikacılarına karşı Batı’nın NATO ve AB politikaları ile tepki göstermesi realistler açısından beklenen durumdur. Kısasa kısas denilen tit-for-tat durumunda ilk hamleyi yapan Rusya olmuştur. Soğuk Savaş sonrası pek bozulmayan Uti possidetis (Neye sahipsen ona sahip kal) yani sınırların değişmezliği ilkesini Rusya, Dağlık Karabağ çatışması ile başlayan süreç ile adım adım (Güney Osetya, Abhazya, Transdinyester, Kırım) ihlal etmiştir. Güç politikasının hakim olduğu devletler arası ilişkilerde Batılı güçlerin realist ve neo-realist politikalar izlemesi ve Rusya’yı çevrelemeye çalışması kaçınılmaz olmaktadır. 

Uluslararası konjonktür, Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi için uygundur. Rusya, revizyonist, intikamcı, realist büyük güçtür. Ulusal çıkarlarını bahane ederek Ukrayna devletinin sınırlarını tekrar çizmiştir. Realist teorinin temeli olan güç dengesi politikasını izlemiştir. Tek başına hareket ederek ve oldu bitti ile uluslararası hukukun temel ilkeleri olan toprak bütünlüğü, sınırların değişmezliği, güç kullanmama, devletlerin egemenliğine saygı ve içişlerine karışmamayı hiçe saymıştır. 

Uluslararası sistem, anarşik yapıya sahiptir. Yüksek otoritenin olmadığı dünya sisteminde devletler, çıkarlarını maksimize etmeye çabalarlar. Realizme göre, devletin çıkarı eşittir güçtür. Klasik realizmden farklı olarak neo-realistlere göre devlet için önemli olan gücünü arttırmak yanında devletin güvenliğinin sağlanmasıdır. Waltz’a göre, güç kadar önemli olan kavram güvenliktir. Neo-realistler için yapısal sistematik analiz ile uluslararası ilişkiler anlaşılabilir. Devletlerin temel aktör olduğu uluslararası sistemin yapısı yani kutupluluk devletlerin dış politika davranışlarını belirler. Waltz’a göre en istikrarlı uluslararası sistem, iki-kutuplu sistemdir. Anarşik yapının hâkim olduğu uluslararası sistemde kendi kendine yardım (self-help) devletin kullanacağı en önemli dış politika aracıdır. Genel dille, her koyun kendi bacağından asılır. Güvenlik ikilemi kavramı, bir aktörün kendi güvenliğini sağlamak için uyguladığı dış politika araçlarının diğer aktörler tarafından güvensizlik kaynağı olarak algılanması sonucu karşı tedbirler ve politikalar uygulamasının sonucu genel olarak oluşan genel güvensizlik ortamıdır. Statükonun değiştiği şartlarda güvenlik ikilemi, devletleri saldırgan davranmaya itebilir. 

Neo-realistler Kırım’ın işgalini analiz ederken şöyle demişlerdir: “Bakınız. Biz haklı çıktık. Dünya politikası, güç ile yönetilmektedir. Güçlü olan devlet, gücünü arttırır ve ulusal güvenliğini de sağlar.” Batı’nın NATO genişlemesi, AB politikaları ve Ukrayna’daki demokrasi mücadelesini desteklemesini tehdit olarak gören Rusya, Kırım’ı işgal ederek bunu engellemiştir. Güçlü olduğunu göstermiştir. Kendi ulusal güvenliğini garanti altına almıştır. Rusya, uluslararası sistemi iki-kutuplu yapıya benzeterek daha fazla istikrarlı olmasını amaçlamış olabilir. ABD ve AB başını çektiği Batı Bloku’na karşı Rusya ve Çin’i içine alan Doğu Bloku. İkinci Soğuk Savaş denilen bu durum, iki kutuplu dünya düzenini kurarak, görece istikrarın ve güvenliğin sağlanmasına yol açabilir. Realpolitik bağlamda, Rusya’nın Ukrayna’daki gelişmelere sessiz kalması beklenemezdi. Fakat zayıf ve çaresiz görünmek istemeyen Putin, Kırım’ı işgali ederek Batı’ya ve dünyaya çok güçlü sinyal göndererek, realpolitik ve güç dengesi politikasının temel aktörü olduğunu göstermiştir. Kırım’ın işgali, Rusya’nın kendi kendine yardım etmesidir. Anarşik yapıda tek başına olduğunu algılayan Rusya, Batı’dan geldiğine inandığı güvenlik tehdidine karşı, “En iyi savunma saldırıdır” sloganı ile hareket etmiş olabilir. Ukrayna’da yaşanan Euromaidan olaylardan sonra bölgedeki aktörler güvenlik ikilemi yaşayarak, attıkları adımlar ve uyguladıkları politikalar ile güvensizleştirmeye yol açmıştır. Bu ortamı iç politikası açısından iyi değerlendiren Rusya, Kırım’ı işgal etmek için Rus kamuoyunu rahatça ikna etmiştir. Temelde, Rus kamuoyu realist yaklaşımının argümanları kullanılarak Kırım’ın işgal edilmesi ve Rus toprağı yapılmasına ikna edilmiştir. Uzun dönemde askerleştirilmiş ve nükleer silahların konuşlandırıldığı Kırım, Karadeniz bölgesi ve Avrupa için güvenlik tehdidi oluşturacaktır. 

Aslında Rusya buna benzer durumda nasıl davranacağını, Kırım’dan önce 2008 Gürcü-Rus Beş Gün Savaşı’nda göstermiştir. Gürcistan’ın potansiyel NATO üyesi olma ve AB yakınlaşma ihtimali, o dönemde Rusya’yı güvensizleştirmiştir. Bunun sonucunda Rusya Gürcistan yani Batı ile kendi sınırları arasında tampon bölge işlevi görecek, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanımıştır. Bu tanımanın ardından Gürcistan bir anlamda bu iki ayrılıkçı bölgeye saldırmaya Rusya tarafından zorlanmıştır. Rusya’nın buradaki amacı, statükonun korunması değil tam tersine statükonun revize edilmesidir. Putin, eline fırsat geçtiğinde, zayıf komşusu Gürcistan’a Rus ordusunu yollamıştır. Ağustos 2008’de yaşanan Beş Gün Savaşı ile Rusya Gürcistan’ı askeri ve politik anlamda yenilgiye uğratarak Kafkasya bölgesinde jeo-stratejik olarak istediği sonucu almıştır. Rus iç politikası açısından Putin’in popülaritesi artmış ve Rus halkı artık Kremlin’i büyük güçler arasında yer alabileceğine inanmıştır. 

Rusya devletinin güç kaynakları nüfusu, enerji kaynakları, silahları ve coğrafya yani jeopolitik konumu, Sovyet sonrası dönemde erozyona uğramıştır. Bu güç kaybına karşı tepki göstermek realist bakış açısıyla, Rusya’nın bölgede değişen güç dengesini yeniden dengeleme çabasına girmesi ve Kırım’ı işgal etmesidir. Realizme için sert güç yani askeri güç önemlidir. Yumuşak güç faktörü, klasik realistler açısından uluslararası ilişkilerde önemsizdir. Rusya, Batı’dan geldiğine inandığını tehdit algısını bertaraf etmek için ulusal çıkarlar çerçevesinde hareket etmiş ve Kırım yarımadasında melez savaş taktikleri kullanmıştır. Rusya’nın “hiperaktif (aşırı) güç” ve “sınırlandırılmamış güç kullanması” nedeni, NATO ve AB’nin Rusya sınırlarına doğru genişlemesi olasılığının, Moskova’da yol açtığı güvensizlik hissine karşı Kremlin yönetiminin gücünü arttırmak ve kendi ulusal güvenliği için Ukrayna’nın Batı etki alanına girmesinin önüne geçme güdüsüdür. Dünyaya kendini ilerici, modern ve demokratik göstermek isteyen Rusya, Soçi kentinde Kış Olimpiyat Oyunları için milyarlarca dolar harcarken, Putin’in birkaç gün sonra Kırım’ı işgal etmesinin mantıksal açıklaması, Rusya’nın temel ulusal çıkarı ve ulusal güvenliğinin Batı tarafından tehdit edildiği algısıdır. Ayrıca Kırım’ı ele geçirerek Moskova, Karadeniz Filosu konusunda daha rahat edecektir. Rasyonel hareket eden Rusya, askeri ve ekonomik kazanımlar elde edecektir. 

Klasik realizmde, uluslararası ilişkiler moral ve ahlaki değerlere göre işlemez. Klasik realistler için uluslararası hukukun ihlal edilmesi söz konusu değildir. Çünkü onlara göre uluslararası etik, ahlaki ve legal normlar ve kurallar yoktur. Güçlü olanın haklı olduğu bir dünyada, Kırım’ın işgali bu çerçevede ele alırlar. Unutmamak gerekir ki, Rusya revizyonist ve saldırgan realist aktör olarak hareket etmiştir. Ukrayna’nın Budapeşte Memorandumu ile nükleer silahlarından vazgeçmesi Kırım’ın kaybedilmesinin temel nedenidir. Nükleer güç olmaktan çıkan Ukrayna, Rusya açısından zayıf halka olmuştur. Küresel siyaset, sadece anarşik ortamda güç politikaları ile yürütülmez. Uluslararası hukukun temelinde yer alan bir diğer önemli uluslararası ilişkiler teorisi, liberalizm / uluslararası liberal teori Kırım’ın işgalinin açıklanmasında alternatif bakış açısı sunabilir. 

Peki bu kadar niye uzun yazdım? Öğrencilerim bilir ben ilginç ödevler veririm derslerimde. Bu yazı aslında ödevin son satırları. Öğrencilerimden bu yazının tamamını el yazısı ile yazarak bana teslim etmelerini isteyeceğim. Tam 1592 kelime… Kolay gelsin.

QHA

Yasal Uyarı