ANKARA (QHA) -

Ukrayna’da Rus yanlısı Yanukoviç iktidarının devrilmesinin ardından Rusya’nın 2014’te yarımadayı işgali sonrası Kırım hem Türkiye, hem de dünya kamuoyu için önemli bir gündem maddesi haline geldi. Peki Türkiye için hem eski imparatorluğunun bir parçası, hem de soydaşları Kırım Türklerinin olduğu Kırım’ın önemi nedir?

Kırım, Fatih Sultan Mehmet devrinde 1476 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Bu tarihten 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’na kadar yarımada Osmanlı himayesinde bulunmuştur. Rus Çariçesi II. Katerina’nın “Rusya şimdiye kadar böyle bir anlaşma yapmadı.” dediği Küçük Kaynarca Anlaşması ile Kırım Hanlığı bağımsız hale getirilmiştir. Bu bağımsızlık, Rus Çarlığı’nın Kırım’ı işgal girişimlerinin ilk adımıydı. Küçük Kaynarca Anlaşması dönemin askeri ve siyasi dengelerinde büyük bir değişim meydana getirmiş ve Osmanlı için Rus emperyalizminin de açıkça ortaya çıktığı bir anlaşma olmuştur. Kırım’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılmasıyla beraber Karadeniz Türk gölü olma vasfını yitirmiş ve dünya kamuoyu için de boğazlar meselesi başlamıştır.

Küçük Kaynarca Anlaşması’na göre Kırım, bağımsız bir devlet vasfı kazanacak ve yalnızca hilafet makamı olarak dini açıdan padişaha bağlı kalacaktı. Rusya bu anlaşmaya göre işgalci askerlerini de yarımadadan çekecekti. Rusya Çariçesi II. Katerina’nın 19 Nisan 1783 yılında verdiği emir uyarınca Kırım yarımadası Rusya’ya devredilmişti. Antlaşmanın en önemli maddelerinden biri de yarımadanın bağımsızlık ilan edemeyeceği ve üçüncü tarafa teslim edilemeyeceğiydi. Bu antlaşmaya aykırı bir adım atılması halinde Kırım’ın otomatik olarak Türklerin himayesine geri dönmesi gerekiyordu. Fakat Türk kamuoyunda bu antlaşma hiç gündeme getirilmemiştir. 1991 yılında SSCB’nin dağılması sonucunda Türkiye’nin bu anlaşmayı bahane ederek hak iddia etmesi beklenmişken böyle bir talepte bulunulmamıştır.  Türkiye hem 1991’de, hem de 2014’te Kırım’a anlaşmalardan kaynaklanan müdahale hakkını kullanmamıştır.

Kırım’da Türk varlığı Rus işgallerinin başladığı tarihlerden itibaren sistematik olarak azaltılmış ve Kırım Türkleri anavatanlarında azınlık durumuna düşürülmüşlerdir. Kırım Hanlığı devrinde yaklaşık iki milyon olan Kırım Tatar halkının nüfusu 1897’de 186 bine düşmüştür. Sürgünler 1944’te en acı noktasına ulaşmış ve Stalin’in emriyle Kırım’da yaşayan tüm Kırım Türkleri anavatanlarından sürgün edilmişlerdir. Sovyetlerin yıkılmasının ardından ise Kırım Türklerinin bir kısmı anavatanlarına geri dönmeyi başarabilmişlerdir.  Bugün hala Rusya bazı Kırım Türklerini anavatanlarına sokmamaktadır.

Peki Kırım’da Türk varlığının azalmasının ve Rus varlığının hem nüfus, hem de askeri olarak artmasının Türkiye için sonuçları neler olabilir?

Kırım’ın Rusya’ya ilhakı çoğu insanı hazırlıksız yakalamıştır. Fakat Kırım Türklerinin lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu bu konuda daha önceden uyarılarda bulunmuştur. 17 Mart 2010 tarihinde Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada Kırımoğlu, Rusya’nın yurtdışındaki Rusların çıkarlarını koruma doktrininin olası sonuçlarından bahsetmiştir. Bu uyarılar maalesef haklı çıkmıştır. Rusya, Kırım Türklerinin boykot ettiği demokratik olmayan bir referandum yapmış ve yarımadadaki etnik Rusların desteğiyle bu sahte referandumdan kendi işgali için bir meşruiyet çıkartmaya çalışmıştır.

Türkiye Kırım konusunda tavrını açıkça beyan etmiş, bu işgali tanımadığını ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunduğunu açıklamıştır. Kırım’ın Rusya’ya katılmasıyla hem Rusya kamuoyunda, hem de Ukrayna’da Türkiye’nin anlaşmalardan doğan hakkı sebebiyle duruma müdahale edebileceğine dair haberler yayımlanmıştır. Buna dayanak olarak da Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya İmparatorluğu arasında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması şartları gösterilmiştir. Türkiye ne 1991’de, ne de 2014’te anlaşmadan doğan haklarını kullanmaya yanaşmamıştır. Sovyetlerin tarih sahnesine veda ettiği 1991’de Turgut Özal daha çok Kırım Türklerinin haklarını koruma çalışmalarıyla yetinmiş, Türkiye’nin anlaşmalardan doğan Kırım üstündeki müdahale hakkını kullanmaya yanaşmamıştır.

Rusya’nın Kırım’ı işgal sürecinde Rus basınında bu konu hakkında programlar yapılmış, Küçük Kaynarca Anlaşması’na değinilmiş fakat Türkiye’nin Kıbrıs ve PKK sorunuyla uğraşırken Kırım konusunda askeri müdahale şansının az olduğu yorumları yapılmış aynı zamanda Türkiye’nin Rusya’yla mevcut enerji anlaşmaları ve turizmini tehlikeye atmak istemeyeceğine değinilmiştir.

Rus uzmanlar konuyu öncelikli olarak askeri bakış açılarından değerlendirseler de Türkiye, Kırım konusuna hiçbir zaman askeri olarak yaklaşmamış adadaki soydaşlarının güvenliğini ve kültürel haklarını diyalogla savunacağı ve problemlerin bu bakış açısıyla çözüleceği bir yolu benimsemiştir.

Kırım’ın işgali, Türkiye ve Rusya arasında Karadeniz’in güvenliğinin sağlanması anlaşmasını da maalesef tehlikeye atmaktadır. Kırım’ın işgalinden sonra NATO/ABD, Kırım’ın işgalini sebep göstererek Karadeniz’deki askeri mevcudiyetini arttırmaya çalışmaktadır. ABD’nin bölgede arttırması muhtemel askeri varlığı Karadeniz’de yeni gerilimlerin sahneye çıkmasına sebep olabilir. Rusya bu işgaliyle Türkiye’yle arasındaki güvenlik anlaşmalarına zarar vermiştir. Kırım’ın işgaliyle hem Karadeniz’de devletler arasındaki karşılıklı güven ilişkisini sarsmış hem de Amerika’ya Karadeniz’e donanma yollayacak bir bahane yaratmıştır.

Rusya’nın Kırım’da ve Karadeniz’de askeri faaliyetlerini arttırması, Türkiye açısından bir güvenlik problemi teşkil etmektedir. Son zamanlarda Suriye dolayısıyla iki ülke arasında görülen iş birliği ve Türkiye’nin Amerika’yla ilişkilerinin gerilmesi ileriki yıllarda tam tersi bir şekilde seyredebilir. Rusya’nın Karadeniz’de Türkiye’ye yönelik tehdidini arttırması, Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerinin bozulmasına yol açıp Türkiye’yi tekrar NATO ittifakına yakınlaştırması muhtemeldir.

2016 yılında Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov’un Türkiye’nin artık Karadeniz’in efendisi olmadığı ve Rus donanmasının güçlendiği demeçlerinin gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Suriye dolayısıyla iki ülke arasında başlayan yakınlaşmanın gözümüzü kör etmemesi ve Karadeniz’de ileriki yıllarda ortaya çıkacak Rus tehdidine de hazırlanmamız gerektiği gözlerden kaçırılmamalıdır.

Berkay BİGEÇ

QHA