Kullandığımız kelimeler ister istemez bizim düşünce şeklimizi belirler. Kimliğimizi, benliğimizi korur ve bu birikimleri yetişen yeni nesillere kelimelerle aktarırız. Yahudiler mesela, iki bin yıl sonra kültürlerini, kelimelerini yitirmedikleri için Filistin’e dönebildiler. Yahudilerin Ortodoksu, seküleri fark etmez, hepsi adetlerine, örflerine bağlıdır. Bunun yanı sıra kendi deyimlerini ısrarla kullanırlar. Mesela Hollywood filmlerini izlediğimizde görürüz hayırlı olsun (good luck, best wishes) demez "Mazel tov" derler. Erkek çocuklarının erişkinliğe adım atmasını simgeleyen Tevrat’ı hatim etmelerinden sonra yapılan düğün ve bu düğünlerin filmlerde gösterilmesi Yahudilerin kültürünün yaşatılmasıdır.

Biz de kendi aramızda yöremize, kendimize ait olan lehçeyi, şiveyi konuşmaz mıyız? “Bizim orada böyle derler” der, hiç olmazsa birkaç kelime katarız dostlarla olan sohbetlerimize. Dimağımız kuvvetlenir, dilimiz zenginleşir böylece. 

Bizde de durum farklı değil, evde Kırım Tatarca konuşulur. Mesela yoğurda Kırım Tatarcasında katık denir. Hiç unutamıyorum, ilkokul ikinci sınıf öğrencisiydim, Hayat Bilgisi dersinde öğretmenimiz beni tahtaya kaldırmış İstiklal Harbi konusunu anlattırıyordu. Ben de o yıllarda Anadolu’nun çok yoksul olduğunu ve öyle ki Atatürk ve silah arkadaşlarının ekmeklerinin yanında yiyecek yoğurt bulamadıklarını söyledim. Eğer yaşıyorsa Allah uzun ömürler versin, öğretmenim şaşırarak ‘kızım yoğurt nerede geçiyor’ demişti. O zaman katık kelimesinin sadece yoğurt olmadığını öğrenmiştim.
 
‘Yarın’ kelimesi ‘cavrın/cağrın’ kelimesinin değişime uğramasıyla oluşmuştur. Bir zamanlar bu kelime, sırt/arka veya kürek kemiği manasına geliyordu. Cağrım üşüdü (sırtım üşüdü) gibi. Eski Kam dininde, koyunun kürek kemiğini ateşte kızdırılarak damarların belirginleşmesi sağlanır, sonra da bu damarlara bakarak gelecek okunurdu. Zaman içinde bu adet, kürek kemiği manasına gelen ‘cavrın/cağrın’ kelimesinin gelecekle ilişkilendirilmesine ve bir sonraki gün (yarın) anlamında da kullanılmaya başlanmasına sebep olmuştur.
  
Tarih derslerinde okuduğumuz savaşa adını vermiş olan bir kelime de “sınmaktır”. Kırım Tatarcasında sınmak kırılmak demektir. 1363’te Osmanlı’nın kazandığı Sırpsındığı Savaşı’ndaki sınmak aslında Sırp’ın kırıldığı anlamındadır. 

Kırım Tatarlarında en önemli bir olgu da attır. Kırım’ın Osmanlı topraklarına katılmasını Yavuz Sultan Selim çok arzu eder.  Solakzade Tarihi, Yavuz’un “Kırım atlıları, beş-altı günlük mesafeyi bir günde alıyorlar, atlarına nal ve mıh gerekmiyor. Tehlikeli sulara geldiklerinde Osmanlı askeri gibi kayık beklemeden suya atlayıp geçiyorlar, askerleri çok az yiyecekle yetiniyorlar”  sözlerini nakletmiştir. Bu sebepten Osmanlı’da daha sonraki yıllarda postacılara Tatar demişlerdir. Unutmamak gerekir ki Osmanlı zamanında postacılık işi ata iyi binen yiğitler tarafından yapılırdı. Önemli yazışmaların, mektupların zamanında gerekli yerlere ulaşabilmesi bu atlı postacılara bağlıydı. Osmanlı postacı olarak sadece Tatarları kullanmamıştır. Etnik kökeni ne olursa olsun iyi at binen, çevik biniciler bu önemli işte istihdam edilmişti. Dolayısıyla at ile ilgili deyimler oldukça fazladır. 

Kırım Hanlığı zamanında doğan çocuk erkek ise ‘atşabar hayırlı olsun’ (atlı subay), kız çocuk ise ‘bal içer hayırlı olsun’ derlerdi. Günümüzde Kırım’da Kırım Tatarları arasında ‘çok atın tozu bol olur’ deyimi kullanılır.  Bizim Anadolu’da kullandığımız ‘tek elin nesi, iki elin sesi’ deyimine karşılık olduğuna ama atın ne kadar önemli yer tuttuğuna bir daha şahit oluruz. Her şeyin aslına döneceğini belirten sözümüz ise ‘at aylansa kazığına tav’dır. Mangal yürekli yiğit için ise ‘at başından balaban şu ciğidin cüreği’ (atın başından büyüktür şu yiğidin yüreği) deyimi kullanılmaktadır.

Kırım Tatarlarında mavi rengin de yeri ayrıdır, anlamı büyüktür. Kök yani mavi, Kırım Bayrağımızın rengi olup, 1950 yıllarına kadar Türkiye’deki Kırım Tatar çocuklarının sünnet elbisesi Kırım Tatar bayrağındaki açık mavi renkte olurdu. Eskişehir’de çok katlı apartmanların yer almadığı eski zamanlarda, tek katlı kireç evlerin dışarısı da açık mavi renge boyanırdı. Beyaz kirece biraz çivit atılarak elde edilirmiş bu renk. Kırım’da Bolşevik İhtilali öncesi kitaplar açık mavi kağıda basılırdı, bayrağımıza hürmet olarak. Arap harfleriyle Kırım Tatarcasıyla yazılmış böyle iki dergiyi inceleme bahtiyarlığına ulaştım. 93 Harbi olarak bilinen dönemde Kırım’dan Eskişehir’e göç eden bir hanım tarafından getirilmiş ve mübarek kitap gibi saklanmıştı. 

Oğuz Kağan Destanı’nda geçen “mında” kelimesi bizde bunda, burada, buraya anlamına gelir. Oğuz Kağan Destanı’nda bir tekerleme gibi olan ‘Mında kelgenler kik kok, mında uçganlar kuş kop irdi’ dizesi, buraya gelen geyikler çok, burada uçan kuşlar çok idi anlamındadır. Bir de Türkiye’de kafa karışıklığına sebep olan KARAKOL  kelimesi vardır. Buradaki KARA renk olarak düşünülüp pembe olarak değiştirilmesi talebinde bulunulmuştur. Kırım Tatarcasında, kara; siyah renkten başka bakmak, aramak anlamındadır. Mında kara! (buraya bak) der hala bizim Tatar analarımız, yani KARAKOL arama birimidir, renklerle alakası yoktur. 

Yazımı Remzi Burnaş’ın bir şiiriyle sonlandırırken özünüzge aruv karanız (kendinize iyi bakınız) dileklerimi sunarım.

 

Ana Tilim                                                            Ana dilim

Er bir halqnıñ oz tili bar                                   Her bir halkın kendi dili var

Yaresinen sırdaşqan.                                      Sevdiğiyle konuştuğu

Baldan tatlı o til oña,                                       Baldan tatlıdır o dil ona

O, bir vaqıt unutulmay.                                  O, hiç bir zaman unutulmaz

Menim tuvgan halkımnıñ da                       Benim doğduğum halkımın da

Oz tili bar yırlaşqan,                                    kendi dili var türkü söylediği

 

Biñ bir yıldız arasında                            Bin bir yıldız arasında

Bu til maña tolğun ay.                             Bu dil bana yeni ay

Bu til meni beşigimde                             Bu dil beni beşiğimde

Ayneninen ostyurgen,                            ninnilerle büyüten

Yaşlıgımdan etekley o                            Gençliğimde destek olan

Tutıp menim qolumdan                          Benim elimden tutan

QHA

Yasal Uyarı