Özbekistan'ın geleceğinin belirsizliği ve Sovyet dönemi bakiyelerinden Kerimov'un ölümü, bana Rus-Sovyet işgalinden mağdur ve mazlum olan milletlerin akıbetlerini tekrar düşündürttü... Kadirovlaşmak diyebileceğim bir tehlike var ve Post-Sovyet milletlerde bu maalesef çok yaygın ve ciddi bir tehlike. Stockholm sendromuyla da ilişkilendirebiliriz, yahut psikolojideki "bağlanma" kuramıyla. Üvey babasından dayak yiyen bir evlat, bozuk psikolojisi ve travmasının tesiriyle, yine ona bağlanıp ondan medet umabilir. Bunun davranışsal yansımaları da yaranmaya çalışma, üvey babaya toz kondurmama, hatta üvey babaya müdahale etmeye kalkana düşmanlık gösterme olarak gelişebilir.

Dünyada "Neo-Sovyetizm" de denen bir Avrasyacı tehlike var. Özetleyecek olursak, Dugin'in "mistik" altyapısını oluşturduğu Avrasyacı anlayış, Rus devlet aklının ve özellikle Putin'in elinde çok etkili bir enstrümana dönüşmüş durumda. Karakteristiklerini şöyle özetleyebiliriz: Sair ülkelerdeki hassasiyetleri, gerçek ve doğal tepkileri manipüle eden Rus "yumuşak güç" uzantıları, bu tepkilerin temsil bulduğu/bulacağı parti, oluşum ve söylemleri kendi çıkarı doğrultusunda yönetiyor. Post-Sovyet ülkelerinde Rusça'nın yaygın oluşu, komünist dönemde bu ülkelerin entelijansının yok edilip Rus kökenli yahut Ruslaştırılmış entelijans ile ikame edilmesi, ekonomik sistemin daimi olarak Rusya'ya bağımlı olunacak şekilde tanzim edilmesi (...) gibi etkenler, Rus beşinci kol faaliyetlerine avantaj sağlıyor. (Sadece yüksek kültür dairesindeki entelijans yok edilmemiş. Örneğin Ukrayna'da, halk ozanları bile, pro-Rus tavra tehlike yaratacak bir şuuru taşıyıp yaydıkları için katledilmişler. Bu vesile ile, Han Altay diye bir tablo çizdiği için katledilen Altaylı ressam Çoros Gurkin'i de analım.)

Bugün bu bahsettiğim travmanın ve sendromun en tipik örneği; Çeçenistan'ın Kadirov tiplemesi. 

Çeçenistan. Hatası, Cahar Dudayev'in (ki Estonya'da bu yüzden bir kahraman olarak saygı görür, Rus emrinde bir havacı komutanken, Estonya'yı bombalamayı reddetmiştir) "özgürlük savaşı" olarak başlattığı hareketi, "İslami"(!) direniş haline çevirmek olan ülke. Geçenlerde konuştuğum bir Çeçen genç, -sıradan Çeçen halkının bir fotoğrafı olarak kabul edilebilir ve üzerinden genelleme yapılabilirse, diyebiliriz ki Çeçen halkının Vahhabi anlayışındaki direnişçilerden çok muzdarip olduğunu ifade etti. Rus zulmü gidince, Taliban zulmüne benzer bir zulümün geleceğini düşünüyorlar. Haksız da sayılmazlar. Özgürlük hareketinin İslami motiflerle bezenmesi başka şeydi, köktencilik tavrı alınması başka şey.

Yazık ki, selefi-köktendinci zehir, Çeçenistan'a nüfuz etti. Direniş boyunca, Çeçenler ile Rusları ayıran "bir diğer motif" ve insanları şevke getirmekte bir "araç" olmaktan çıktı İslam, özellikle Doku Umarov denen adamın elinde, "Kafkas Emirliği" garabetine dönüştü. Ahmed Zakayev gibi "seküler kanat" liderleri bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama sanırım o fırsat kaçtı Çeçenistan için. (Bu seküler kanat üyeleri de müslümandırlar. Alla Dudayeva da kendilerini desteklemektedir.)
 
Ahmet Zakaev, Çeçen direnişinin "seküler" kanadının lideri. Bu yüzden yalnız: milli bir Çeçen ayaklanmasıydı Çeçenistan'ı ayağa kaldıran. Rus ile Çeçen arasındaki farklardan biri de din olduğu için, din insanları harekete geçirecek bir güzel itki olduğu için dini motiflerle de bezenmişti. 
 
Ancak önce Zelimhan Yandarbiyev, ardından Basayev; Maşadov'u da mecbur bırakarak, zerk ettiler islamcı zehri. Bir zamanlar Kafkasya'da verilen savaşlarda hıristiyan Kabardeyler, müslüman Abhazlar, Türkler, Osetler, Çeçenler, ülkücüler, islamcılar birlikte savaşırlardı. Şimdi kaç gerillası kaldı "emirlikçi"lerin?

Dahası var. Basayev ile GRU ilişkisi oldukça ilginçtir. Basayev gibi tiplerle Çeçen direnişini dünyanın gözünden düşüren Rusya, yine kurtuluş adresi olarak Kadirov'u onlara sundu. Gerisi tarihtir: Çeçenistan bugün Rusya'nın umum "hibrit savaş"ına paralı asker sağlayan, dünyanın sair terörist yapılanmalarının adam devşirme avına çıktığı, rüşvetin ve milli aşağılanmanın kol gezdiği bir garip ülke, maalesef.

Türkiye'de Çerkes diasporası içinde de Rusçu söylemleri yaygınlaştıranlar vardır. Abhazya ve Osetya'da Rus işgalini pşine çalarak kutlayanlar, Bjeduğ Prensi Pşıkoy'un ve Karadeniz'in balığını yemeyen dedelerin kemiklerini, muhtemelen art niyetleri olmasa da sızlattılar. Yahut Orta Asya cumhuriyetlerinde siyasi ve ekonomik ikbalini Rusların çıkarları ile tevhid edenlerin Türk Dünyası'nı ne hale getirdiği malumdur. Buna uymayan en kıymetli, en güzel örnek, vaktiyle Türk Dünyası'nın tamamını etkileyen düşünürleri, önderleri çıkarmakla övünesi Kırım Tatarlarıdır.

Kırım Tatarları, sadece kendi davaları için değil, bütün Türk Dünyası için büyük önem arz ediyorlar. Batı dünyasının ve değerlerinin gözünde "müspet" bir direniş sergiliyor, hem yapısal, hem mental nedenlerden ötürü, dünya kamuoyunun desteğini alabiliyorlar. Bu, mazlum ve yalnız esir Türk yurtları arasında pek sıradışı bir durumdur. Ve bu yüzden, Kırım Tatarları sadece kendi davalarını değil, bütün bir Türk milliyetçiliği ve Turancılık davasının yurtdışındaki sempati ve destek toplayan temsilcisi konumundalar. Bu konum daha geniş çaplı ve derinlemesine işlense ve buna "yatırım" yapılsa, Kürt ayrılıkçıların ve Ermeni diasporasının yurtdışı nezdinde yaptığı propaganda ve PR çalışmalarından çok daha iyisini yapabiliriz. 

Ancak hem Kırım'da, hem Türkiye'de, Kırım Tatarlarını Rusçu çizgiye çekmeye çalışanlar var. Bugün Avrupa'da çeşitli partilerin Rusya'dan yardım aldığı kanıtlandı. Bu kesimler de, Rus "know-how" transferi ve parasıyla, azınlık olsalar da, kalabalıkmışçasına gürültü çıkarıp Kırım Milli Davası'nı baltalamak peşindeler. Kırım Tatarlarının başında Kırımoğlu'nu değil, çekik gözlü bir Kadirov'u görmeyi arzu ediyorlar. 

Bu, Rus propaganda gücünün özellikle son on yılda kazandığı etki değeri göz önüne alınınca, Kırım'ın geleceği adına en büyük tehlikedir. Bu tehdide karşı farkındalık yaratmaya çalışmak, bütün Kırım Tatarları ve kuruluşlarının birincil önem verdiği bir faaliyet alanı olmalıdır.

Gelecek yazımda, Rusçu olup, "Kırım Tatarları Milli Davası"nı sahiplenmiş görünenlerin en büyük eleştiri ve safsatalarına cevaplar ve meşru Kırım Tatarı temsil organlarının politikasına dair savunmaları kaleme alacağım manifestoda görüşmek üzere.

QHA

Yasal Uyarı