Bu yazıyı Ekim ayında Ankara’daki çifte intihar saldırısından sonra kaleme almıştım. O dönemde bu yazıyı yayımlayabilirdim fakat geniş kitlelere ulaşması zordu. Birkaç gün önce Sultanahmet’te bir terör saldırısı oldu. Ankara’daki terör saldırısı kadar çok büyük değişikliklere yol açmasa bile yine de önemli bir olay. Ankara terör saldırısını birçok insan Türkiye’nin 11 Eylül’ü olarak tanımlamakta. Ben de buna katılanlardanım. Ankara ve Sultanahmet saldırılarının arkasında DAEŞ terör örgütü var. Benim analizim tamamen farklı. Zaten Sultanahmet ile ilgili olarak üç Rus vatandaşın göz altına alınması da bir anda Ekim ayında kaleme aldığım bu yazıyı sanki daha mantıklı hale getirdi. Belki biraz komplo teorisi. Fakat Suriye Krizi ile Kırım Krizi’nin aslında ne kadar iç içe olduğunu göstermekte. Türkiye açısından ben Rusya’nın Suriye’de uçak düşürme olayından sonra Türkiye’ye karşı "çifte çevreleme politikası" uygulandığını düşünüyorum. Hatta bu politika gereği Türkiye içindeki terör faaliyetleri içinde parmağı olabilir. Alman turist kafilesinin de seçilmesi de manidar. Çünkü Türkiye’ye en çok gelen turist gruplarının başında Almanlar geliyor. Zaten Rus turistler uçak düşürme olayından sonra gelmeyecekti. Şimdi de başta Alman turistler olmak üzere Avrupalı turistlerin kaybı Türkiye’deki turizm sektörü açısından hiç iyi olmayacaktır.

Aslında Prof. Dr. Mahir KAYNAK çok iyi özetliyor: ''Bir olay olduğu zaman çok kısa mantıklı düşüneceksiniz, kimin işine yarar? Kimin işine yaradığını bilirseniz kimin yaptığını aynı adreste bulabilirsiniz.'' Bu alıntı Ankara tren garında Facebook’ta yapılan paylaşımlardan birinden. Bunu aslında böyle büyük olaylardan sonra herkes kullanmakta. Terör olaylarının bir şekilde siyasi kazanım sağlayacağı çıkarımından yola çıkarak… Herkes patlama sonrası bilindik örgütlere yada devletleri hedef gösterir. Genellikle bu politik görüşlere göre şekillenir. Sosyalist birisi, Batı emperyalizmin temsilcisi Amerika’yı süper güç olarak suçlar. Muhafazakar birisi, İsrail ve masonlar gibi gizli güçlerden dem vurur. Eğer olayın arkasında dış mihrak aranıyorsa. Bazıları ise Ortadoğu’daki taşeron terör örgütlerinin olayın arkasında olacağını inanır. Taşeron oldukları için olayın arkasındaki dış güç de değişebilir. Genellikle Batı ülkeleri ve İsrail bu işte başı çekerler. İç işleri açısından bakılırsa bu olayın yaklaşan seçimlerde kime fayda sağlayacağı düşünülebilir. Vamık Volkan tarafından ortaya atılan mağduriyet egoizmi kavramına göre herkes bu terör olayından mağdur olduğunu çıkarır. Herkes barışçıldır. Terörü lanetler.

Ben farklı bir analiz yapmak istiyorum. Çifte bombalama olayının ardından yaklaşık 3,5 saat sonra ilk açıklama Putin’den geldi. Hatta Cumhurbaşkanı’nı telgraf yoluyla taziyelerini bildiren dünya lideri haber ajanslarına göre, Rusya Devlet Başkanı Putin. (http://www.medyahaber.com/ankara-daki-teror-saldirisi-icin-ilk-putin-aradi_d143195.html ). Televizyonlarda da bu haberi duyunca patlamadan hemen sonra aklıma hemen Müga Anlı’nın programı geldi. Orada da bazen cinayeti işleyen en yakın arkadaş olabilmekte hatta katil, öldürdüğü kişinin cenazesinde en fazla ağlayan, en fazla lanet okuyan, cenaze namazında en önde yer alan kişi olabiliyor. Peki Ankara Garı’ndaki çifte intihar saldırısının ardından Rusya’nın taşeronu olan bir Ortadoğu terör örgütü olabilir mi? Benim yanıtım evet. Çünkü son bir haftada Rusya’nın, Suriye’de hava harekatına başlamasının ardından Türkiye-Rusya ilişkileri oldukça gerildi. Bu gerilme daha düne kadar NATO toplantısına da yansıdı. Her ne kadar Rusya yetkilileri yatıştırıcı açıklamalar yapsa da Türk-Rus stratejik ortaklığı ciddi yara almış gözüküyor.

Rusya’nın bunu yapabileceğine dair şüphe uyandıracak verilerimiz var. Birincisi, Putin İkinci Çeçen Savaşı’ndan önce iktidara geldiği ilk günlerde Moskova’nın değişik semtlerindeki apartmanlarda peş peşe “terörist bombalama” olayları yaşandı. Rus yetkilileri ve basını hemen bu olayları Çeçen “teröristlere” yıktılar. Ardından Rus kamuoyunun Çeçenistan konusundaki algısının hızlı şekilde kaymaya uğradığına şahit olduk. Kısa süre sonra, Putin Rus ordusunu Çeçenistan’a göndererek çok sert askeri tedbirler uygulayarak ve insan haklarını hiçe sayarak Çeçenistan’dan günümüze dek gelen süreci başlattı. İkinci olarak, dış politika analizindeki teorilere göre, dış politikada sıkışan devletler iç işlerinde büyük olayların ardındaki güç olabilir. Rusya, Türkiye kamuoyunda oluşan Suriye sonrası Rus karşıtı tabloyu değiştirmek için Türkiye’nin yumuşak karnı olan “Kürt sorunu” kaşımayı tercih etmiş olabilir. Başka bir deyişle, Rusya, Türk kamuoyunun dikkatini dış politikadan iç politikaya dönmesini istemiş olabilir. Rusya’nın Suriye’yi bombalaması yada Türk hava sahasını ihlal haberleri hemen hemen hiç yer almayabilir. Üçüncü olarak, Rusya, Suriye’de YPG dışında birçok örgütü bombaladı. Türkiye’deki seçimleri etkileyerek 7 Haziran seçimleri öncesi Diyarbakır’da yaşanan bombalama olayına benzer eylemi yapmış olabilir. Rusların Kürtleri desteklemesi mümkün çünkü Kırım işgal etmesinden sonra kuzeyden çevrelediği Türkiye’yi bir yandan Esad’ı destekleyerek güneyden kuşatmayı isterken Irak ve Suriye’deki PKK destekleyerek Türkiye’yi güneyden daha fazla çevrelemeye ve sıkıştırmaya çalışıyor olabilir. Zaten Ermenistan ile yaptığı ittifak ile İran’la olan sıcak ilişkileri sayesinde Türkiye’yi doğudan da çevrelemiş durumdadır. Türkiye açısından büyük devlet tehdidi olarak Batı güçleri yani Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa ve onların müttefiki İsrail dışında belki de en büyük tehdit kaynağı Rusya’dır. Türkiye’yi enerji bağımlılığını iyi kullanarak hareket alanını daraltan Rusya, Yakın Çevre politikasını uygulayarak tarihte ele geçirdiği Erzurum, Kars ve Ardahan’ın ötesine geçerek kendine yakın devlet olarak Suriye’nin ortadan kalkması durumunda Kürdistan’ın kurulmasını sağlayarak her zaman bilinen Boğazlar üzerinden sıcak denizlere inme stratejisi yerine, Kafkaslar üzerinden Abhazya, Güney Osetya üzerinden Türkiye’nin doğu vilayetlerinden aşağı doğru inerek Hatay’a dolayısıyla Akdeniz’e ulaşabilir. Zayıflamış bir Türkiye Rusya’nın bu amacına hizmet edeceği gün gibi ortadadır.

Kırım’ın işgalinden sonra Rusya’nın, Suriye’de askeri gücünü ve kaslarını göstermesi sürpriz değildir. Hazar Denizi’nden Suriye’deki hedeflere füze yollayan Rusya ileriki günlerde Akdeniz’deki filosundan da füze gönderme hayali kurmaktadır. Kırım’ın işgaline karşı durmayan Türkiye, Suriye’de Rusya’ya karşı durmasının etkisi zayıflamıştır. Kırım gibi stratejik öneme sahip yarımadayı Rusya’nın uluslararası hukuku hiçe sayarak işgal etmesine adeta göz yuman ve sessiz kalan Ankara’nın, Moskova’nın Suriye hamlesine vereceği karşı hamleler artık çok geç kalınmış olan stratejik hataların taktiksel manevralarla düzeltilmesine çalışmaktır.

QHA

Yasal Uyarı