II. Meşrutiyet’in ilânından sonra Ekim 1908’de İdil-Ural bölgesinden gelen talebeler tarafından kurulan Rusyalı İslâm Talebe Cemiyeti’nin bir üyesi ve Sibirya’nın Kızılcar şehrinde büyük bir çiftlik sahibi Tatar bir ailenin oğlu olan Âlimcan el-İdrisî’nin, İsmail Bey Gaspıralı ile olan hatırası o dönemdeki bazı genç talebelerin yaşadığı kafa karışıklıklarını açık bir şekilde göstermektedir. Bununla birlikte aşağıda transkripsiyonu yer alan hatıradan anladığımız kadarıyla bu gençler üzerinde “muhterem babamız” dedikleri İsmail Bey Gaspıralı’nın etkisi bizim kelimelerle tarif edebileceğimizin de üzerindedir.

Kaynak: Âlimcan el-İdrisî, “İsmail Bey Hakkında Küçük Bir Hatıra”, Türk Yurdu, C: VII, Sayı: 14 (74), 25 Kanunuevvel 1330, s. 2439-2440.

            “Ben bu birkaç satırla merhum İsmail Bey babamızın şan ve şeref ile memlû[1] olan tercüme-i hâlini yazacak değilim, zira merhumu daha yakından tanıyanlar tarafından hakkında birçok makaleler yazıldı ve bundan sonra inşallah birçok kitaplar da yazılır.

            Ben burada merhumun misafireten bulunduğu yerlerde bile işlediği binlerce hayırlı işlerden bir tanesini yazarak mübeccel[2] namını hayırla anmak istiyorum.

            1912 senesi Kanunusani’nin 22. günü akşamı idi. O vakitler parlak bir hayata mâlik bulunan Rusyalı İslâm Talebe Cemiyeti kulübünde merhumun şerefine bir gece tertip olunmuştu. Davet ettiğimiz saat ve dakikada Akçuraoğlu Yusuf Bey ile beraber teşrif buyurdular.

            O zamanlar cemiyetimizde hiç yoktan bir Türklük ve Tatarlık meselesi çıkarılmış, böyle bir cemiyetin İstanbul’da bulunmasını çok gören arkadaşlarımızdan bir kısmı mahzâ[3] cemiyeti dağıtmak maksadıyla olacak, bu meseleyi ortaya atmışlar, kemâl-i şiddet ve inatla Rusyalı Türklerin “Tatar” namında büsbütün ayrı bir millete mensup olduklarını, ulu Türk milletiyle hiçbir alâkaları olmadığını dava edip duruyorlardı.

            İşte o sıralarda bizi bu mühlik[4] beladan, menhus[5] ihtilâftan kurtarmak için de merhum babamız imdadımıza yetişti.

            Her ne kadar mesele bâhir[6], Tatarların da Başkırt, Mişer, Kırgız, Özbek kabileleri gibi ulu Türk milletinin bir olduğu pek zâhir[7] ise de bizim aramızda bunun aksini iddia edenler, yarı yarıya denilecek derecede çok olduklarından cerihemizi[8] büyük babamız ile ağabeyimize açıp gösterip müesser[9] bir merhem ile tedavisini onlardan istirham eyledik. Her ikisi bizim davamızı kemâl-i teessür ve hayret ile dinledikten sonra merhum ayağa kalkarak Türk-Tatar arasında hiçbir ayrılık ve gayrılık olmadığını, her iki, hatta bir kabile aynı babanın evlâtları olduğunu, Rusya’daki Türklere Tatar lakabının mücerred tefrik[10] ve kolayca hasım edebilmek için Ruslar tarafından verilmiş olduğu en müşevveş[11] akılların bile kabul edebileceği bir tarzda tarihi deliller ve birçok misaller ile izah ve ispat etti. Merhumu müteakip Yusuf Bey de ayağa kalkarak yine birçok misaller, Rus müverrihlerinin kendi eserlerinden gösterdiği birçok deliller ile babamızın izahını teyit ve tebid[12] etti.

            İşte şu suretle bizim için hakikaten mühlik olan bu beladan merhum babamızın pek müessir bir hitabesi sayesinde kurtulmuş olduk. Ondan sonra bizim aramızda artık Türklük-Tatarlık meselesi kalmadı. Bir daha ebediyen kalkmamak üzere kapandı. Bedîhiyyâtı[13] bile inkâr eden iki üç manidâr arkadaşımız müstesna olduğu halde babamızla ağabeyimizin tarihî ve ilmî delillere müstenid[14] olan hitabeleri hepimizin üzerine âni bir surette hüsn-ü teessür icra etti.

            Ulu Türk milletinin Rusya’da mutavattın[15] olan kısmını muhakkak bir ölümden kurtarıp onların kurumuş ve çürümüş damarlarına hayat kanları akıtarak bir daha ölmeyecek derecede hazırlayıp mübareze-i hayat[16] meydanına atan büyük ruhlu muhterem babamız, bizi de hakikaten mühlik olan bir verta-i izmihlâlden[17] kurtarıp sâha-yı selâmete çıkarmıştı.

            Cenâb-ı Mevlâ ulu Türk milletinin büyük babası olan merhumun ruhunu şâd, kabrini âbâd eylesin.

            Âlimcan el-İdrisî”

 


[1] Dolu

[2] Muhterem

[3] Ancak, tek, yalnız

[4] Helâk eden

[5] Uğursuz

[6] Açık, belli

[7] Belli, görünen

[8] Yara

[9] Tesir eden

[10] Birbirinden ayırmak

[11] Karmakarışık, anlamsız

[12] Ebedileştirme

[13] Delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler

[14] İstinâden, dayanan; bir delili, şahidi olan

[15] Yerleşmiş

[16] Hayat kavgası

[17] Yok olma uçurumu

QHA

Yasal Uyarı