Kırım’ın işgalinin sebebiyet verdiği siyasî, hukukî ve insanî felaketleri bu sayfalarda anlattık ve ömrümüz yettiğince anlatmaya, yazmaya devam edeceğiz. Bu yazıda, bugüne kadar hep satır aralarında, yoğun gündemin karanlık gölgesinde kalan bir konuya not düşmek gerektiğini düşünüyorum. Vakit buldukça gelecekte de bu konuyu gündeme getirmek ya da yazıyı okuyanlardan hiç olmazsa birilerinin bu konuyu önemseyerek daha sık gündeme getirmelerini de temenni ediyorum.

Kırım, iklimi ve coğrafî koşullarının bir hediyesi olarak dünyanın cennet köşelerinden biri. Doğası zengin, havası güzel, toprağı verimli bir coğrafyada yer alıyor. Ancak ne var ki madalyonun bir de diğer yüzü var. İklim ve coğrafya bu zenginliği ve güzelliği sağlasa da Kırım’ın gerçekte kendine yetebilecek su kaynakları maalesef bulunmamakta. İnsanlar için kullanılabilir nitelikte ve tarımsal üretim için gerekli su kaynakları ne yazık ki yarımada için tamamen yetersiz.

İşgalden önce Kırım’da insanların kullanımı ve tarımsal ihtiyaçlar için gerekli olan suyun %85’i Ukrayna anakarasındaki zengin su kaynaklarından, Özi (Dinyepr) nehrinden gelmekteydi. Ne var ki işgalci Rusya, uluslararası hukuku, altına imza attığı anlaşmaları tanımadığı gibi Kırım’ın böylesine hayatî bir gerçeğini de yayılmacı emellerine kurban ederek Kırım’ı işgal etti. Ukrayna’dan Kırım’a gelen su miktarı da azalınca bugün için Kırım’ın zaten az olan yeraltı su kaynakları işgalci yönetim tarafından günü kurtarma gailesi ile vahşice ve hesapsızca kullanılmaya başlandı.

İşgalin ardından 3 yılın geçmesi ile yeraltı su kaynaklarının vahşice ve bilinçsizce kullanımı Kırım’ın verimli topraklarında tuzlanmanın başlamasına sebep oldu. İç Anadolu’da yaşayanların yakın zamanlarda yaşadığı ve çok acı tecrübe ettikleri toprağın tuzlanması olayı bir süre sonra “toprak kanseri” de denilen toprağın hastalanması ve yetiştirilen ürünlerin de sağlıksız olmasına yol açan bir çevre felaketi. Üstelik sadece toprağa ve ürünlere sirayet etmekle kalmıyor, bu ürünlerle beslenen insan, hayvan ve diğer canlılar açısından da hastalık risklerini arttırıyor. Dahası, Konya Ovası’nda sıkça rastlanan obruk oluşumu gibi yeryüzü oluşumları nedeni ile ekilebilir tarımsal arazilerin de kaybına yol açıyor. Bu da gelecekte ekilebilir daha az arazi ve daha az ürün anlamına geliyor.

 İşgalin sebebiyet verdiği en önemli çevresel felaket bu.

Yine uzmanların dikkat çektiği bir başka çevresel tehdit de Rusya’nın işgalden sonra başlattığı Kerç Boğazı Köprüsü inşaatı. Rusya hukuken kendi toprağı olmayan Kırım ile kendi toprağı arasında Kerç Boğazı’nın iki ayrı devlete ait yakasını birbirine bağlamakla yine uluslararası hukuku ve antlaşmaları çiğniyor. Bu işin hukuki ve siyasi yönü.

Ancak, Karadeniz çevresindeki bütün ülkeleri etkileyen bir başka yönü daha var ki bu da köprünün büyük bir çevre felaketine de sebebiyet verecek olması. Köprü inşaatının yol açacağı ekolojik sorunlar hakkında ortada ciddî bir bilimsel rapor bulunmamakla birlikte deniz üzerinde onlarca ayağı olan bir köprünün çevresel felakete yol açmayacağı düşünülemez.

İşgalden yıllar önce Ukrayna ve Rusya buna benzer bazı projeleri gündeme getirdiğinde çeşitli defalar bu konuyu dile getirmiştik. Bu projeler bugün rafa kalksa da çevresel açıdan o gün belirttiğimiz tehdit bugün gerçekleşiyor.

En bilineninden hareket edersek, Kerç Boğazının kuzeyinde yer alan Azak Denizi bugün Karadeniz’de yaşayan pek çok balık türünün yumurtlama ve üreme alanı. Hamsi, Mersin balığı ve Kalkan balığı gibi Karadeniz’in ünlü balık türlerinden pek çoğu üreme dönemlerinde yumurtalarını Azak Denizi’ne bırakır, burada yumurtadan çıkan balıklar Kerç Boğazı’ndan geçerek Karadeniz’e açılırlar. Oysa ki bugün inşa edilmekte olan köprü bu balıkların üreme alanlarını yok etmekte ve Karadeniz’e geçiş yollarını engellemektedir.

Bütün bu çevresel tehditler açıkken Greenpeace gibi uluslararası çevreci örgütlerin ya da Karadeniz çevresinde yer alan ülkelerde yaşayan çevrecilerin Rusya’nın sebep olduğu çevre felaketlerine ses çıkarmaması dikkat çekicidir.

Sofralarımıza gelen hamsinin kilosu neden bu kadar pahalı diye sorgulamaya başladığımız gün Kerç Boğazı Köprüsü aklımıza gelir umarım… Tabii gelirse!

QHA

Yasal Uyarı