Kırım Tatarları 18 Mayıs 1944 sürgünü sonrası Orta Asya’nın değişik coğrafyalarına sürgün edildiler. Bu sürgün esnasında nüfuslarının yarıya yakınını kaybettiler. Bu süreç bir millet olarak Kırım Tatarlarının topyekûn yok edilmesi düşüncesi üzerine inşa edilmişti. Kalan bir miktar Kırım Tatarı da bulundukları yerlerde asimile olur gider diye düşünülmüştü. Bu kurgu sanıldığının aksine yok oluşa değil yeniden bir bütün olarak doğuşa vesile oldu. Sürgün bölgelerinde bir araya gelen inisiyatif grupları Kırım Tatarlarını organize ederek “Vatana dönüşü” organize ettiler. Binlerce mektup yazıldı binlerce dilekçe yetkili makamlara verildi. Gösteriler ve baskı diktatörlüğünün şiddetine rağmen her yol denenerek Kırım Tatarları var olduklarını, yok olmadıklarını gösterdiler.

Bu süreçte totaliter rejim bu direnci kırmak için akla hayale gelmeyen oyunlar ve komplolar kurdu. Kırım Tatar liderler hapishanelere atıldı. Etkili liderler sürgün bölgelerinden Sibirya’ya çalışma kamplarına gönderildiler. Baskı ve terörün yanı sıra havuç verdikleri zamanlar da oldu. Bu havuçların en büyüğü ise Kırım Tatarlarına suni bir toprak ve devlet vaadiydi. Baharistan’ın Karşı oblastı çöllerinde isterlerse bir Kırım Tatar devleti kurulabileceği teklif edildi. Kırım Tatarları içerisinde hiç kimse bu teklife kanmadı, her biri “Kırım Tatarlarının tek vatanı var orası da Kırım’dır” demeye devam etti.

Tarihte bizim milletimiz Altın Orda gibi büyük bir imparatorluğun bakiyesi olarak topraksız ve devletsiz kalmıştır. Yüzyıllarca Kırım Hanlığı ile devleti olmuş büyük bir medeniyetin bugün bu duruma düşmesi eninde sonunda son bulmalıdır. Ayrıntılı incelendiğinde pek çok faktörün bizim durumumuzla paralel olmadığını görsek dahi Ermenistan ve İsrail devletlerinin kuruluşlarını çok iyi analiz etmeliyiz. İsrail devleti dünya üzerindeki güçlü ekonomik ve siyasi lobileri kontrol edebilmesi sayesinde kurulabilmiştir. Tabii ki her devletin kuruluşunda çok değişken faktörler rol oynamıştır. Bizim için her faktörü bire bir taklit etmek anlamında olmasa da stratejimizi belirlerken bu faktörleri göz ardı etmemek doğru sonuçlar için elzemdir. 

Örneğin: “Tarihi Ermenistan’ın bir kısmı olan bugünkü Ermenistan İran (Kaçar Hanedanı)’ın Revan Hanlığı (Erivan Hanlığı)ndan ibaretti. 1827′de Paskeviç yönetimindeki Rus ordusunca fethedilmiş, Kaçarlar 22 Şubat 1828 tarihli Türkmençay Antlaşması ile 4. Maddesi gereğince Revan Hanlığı üzerindeki hak isteminden vazgeçmiştir. 21 Mart 1828′de reorganize edilen idari birime Ermeni Oblastı (Армянская область / Armyanskaya Oblast) adı verilmiştir. Oblastın o tarihte %18 dolayında olan Ermeni nüfusu, Rus yönetimince davet edilen İran Ermenilerinin göçü sonucunda 20. yüzyıl başında %48 düzeyini bulmuştur. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğundan mülteci olarak gelen Ermenilerle birlikte bu sayı %70′lere ulaşmıştır. 1850′da Erivan Guberniyası (Эриванская губернія / Erivanskaya Guberinya) kurulmuştur, Guberniya 27.830 kilometre karelik bir alanı vardı. 1897′de yapılan nüfus sayımına göre Erivan Guberniyası’nın nüfusu 829.556 kişi olup toplam nüfusun % 56′sı Ermeni, % 37,5′i Tatar, % 5,5′i Kürt, % 0,6′sı Rus etnik gruplardan ibaretti.

Bir başka örnek: “O yıllarda Kudüs’ün de içinde olduğu Filistin bölgesi Osmanlı Devleti’nin sınırları içindeydi. Herzl 1896-1902 arasında Filistin’de Yahudilere bir yurt vermesi için Abdülhamit’le kurulan temaslardan sonuç alamadı. Britanya’nın yarı sömürgesi olan Mısır’a bağlı Sina Yarımadası (El Ariş) için İngilizlerle görüşmeler yapıldı ama Fransa’nın karşı çıkması üzerine Britanya Herzl’e Batı Afrika’daki kolonisi Uganda’ya (bugünkü Kenya) yerleşmelerini önermek zorunda kaldı. Uganda’ya gönderilen heyet bölgenin vahşi hayvanlar, öldürücü böcekler ve pek dost görünmeyen Massailer’le meskûn olduğunu rapor edince bu seçenek de elendi.

1904’te Herzl’in ölümünden sonra bazı Siyonistler nerede olursa olsun bir İsrail devletinin kurulması için kolları sıvadılar, bu bağlamda Arjantin, Kanada hatta Texas gibi seçenekler üzerinde duruldu ama en akıllıca girişimi Herzl’in yerini alan Haim Weizman yaptı ve Britanyalı kanaat önderlerine Siyonizm davasını anlatmaya koyuldu. Bu çabalarının meyvesini de 13 yıl sonra topladı. Bu tarihlerde, değişik kaynaklara göre, bölgede 550-700 bin Müslüman’a karşılık, 40 ila 80 bin Yahudi yaşıyordu. Siyonistlerin bütün çabası, Büyük Devletlerin Filistin’e göçe izin vermesi ve desteklemesiydi. Ancak durum Nazizmin ve faşizmin ayak seslerinin yükseldiği 1930’lardan itibaren özellikle Polonya’da ve Almanya'da yükselen anti semitizmle birlikte radikal biçimde değişti. 1931 yılında Yahudiler bölge nüfusunun yüzde 17’sini oluştururken, bu oran 1935’te yüzde 27’ye çıktı."

Kırım Tatar Milli Hareketi köklü bir geçmişe ve mücadele kültürüne sahip bir harekettir ve Kırım Tatar Milli Hareketi eninde sonunda kendisi için en doğru kararları vererek amacına ulaşacaktır. Bizim milli mücadele tarihimiz barışçıl, hukuk ve insan haklarını göz ardı etmeyen bir kültüre sahiptir. Eğer güçlü ülkelerin siyasi ve ekonomik güçlerine etki edebiliyorsanız sonuca gitmeniz çok daha kolaydır. Diasporası güçlü bir Kırım Tatar Milli Hareketi her zaman çok daha kolay amacına ulaşacaktır.  Yok olmayacağız, prensiplerimizi bozmadan her yolu deneyeceğiz ve onlar yaptı ise biz de yapacağız

QHA

Yasal Uyarı