“Neden Rusya ile anlaşma yoluna gitmiyorsunuz?”

Kırım’ın 2014’te işgal edilmesinden beridir kimi zaman fısıldanan, kimi zaman alenen öne sürülen bu soruyu genelde iki kesim sormakta. Ya konuya tamamen yabancı olan, uluslararası ilişkiler ve güncel politikayla alakalı hususiyetlere tam vâkıf olamayan, “Ha Rusya ha Ukrayna ne fark eder?” diyenler ya da “Rusya’yla anlaşılmalıdır! Rusya bu neticede!” diyen, Avrasyacı görüşlere yakın ancak böyle olmasa bile çoğu zaman her otoriteye, güce yanaşmakta sakınca görmeyen kimseler. Zaten genelde bu sorunun notası hep “Adamla dünyaya kafa tutuyor!” makamından çaldığından Avrasya’nın A’sını bilmeyen biri bile kolaylıkla Putin övme yarışına girebiliyor.

İlk grup Rusya’nın insan hakları ihlallerini, baskıları, işgalden önce dahi Kırım Tatarlarını yarımadadan kaçırmaya yönelik çabaları bilmediğinden bu kesimde bir sıkıntı yok. Asıl sorun bunları bildikleri halde “boyun eğin”, “bunlarla başa çıkılmaz” neviden dehâ(!) kokan çıkarımlarında bulunan ikinci grupta. Çünkü bu gruptaki bilgisizliğin derecesi daha vahim. Aksi gibi ortaya koydukları çıkarımın içi kof bir önermeden başka bir şey olmadığını anlamalarına imkân yok zira Rusya’da son birkaç yıldır hâkim olan mantığı kavrayabilmiş değiller.

Elbette Rusya ta knezlik senelerinden beri belli bir hedef etrafında politika tatbik ediyor (bkz. “Pax Russica Nasıl Rafa Kalkacak?”) ancak Rusya’nın pervasız, ekonomik kriz ve siyasi çalkantı uçurumuna yuvarlanan hali Moskova’nın son birkaç yıldır takip ve tatbik ettiği “maffios zihniyetten” kaynaklanıyor. Daimi bir hırs ve düşmanlarını saf dışı bırakma güdüsüyle kendini meşrulaştıran, adalet tesis ettiğini söyleyen ancak asıl gerekçelerinin haraç mıntıkalarının tehdit edildiğini düşünen bir mafya gibi düşünün.

Maffios kavramı sanıldığı gibi salt organize suçla alakalı bir kavram değil. Biri mafya der demez aklınızda hemen gözlüklü, takım elbiseli karanlık adamlar imajı uyanır. Murat Çulcu külliyatına aşina olanlar ise mafya denildiği zaman “merkezi otoritenin karşısındaki yerel otorite”nin yani örfi otoritenin, yani bir oligarkın, ailenin, şahsın otoritesidir, hukukudur, raconudur, sözüdür. Rusya’nın son birkaç yıldır izlediği politikalar bilindiği gibi haklı bir korku ve endişe kaynağı. Kimileri için hayranlık uyandırıcı(!) ve övünç vesilesi(!) olarak görülmesi bu açıdan şaşırtıcı değil. Nitekim Kemal Tahir’in eşkıyalık yergisi “Rahmet Yolları Kesti” romanının başında, Andre Maurois’in “İngiltere Tarihi” adlı eserinden yaptığı alıntı meşhurdur: “Ahlak düzeni sağlam olmayan ve soyguncularıyla başa çıkamayan bir toplum –Ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.”

Bu açıdan bakıldığında yukarıda bahsettiğim övünç ve hayranlığın arka planı anlaşılmaktadır zannederim. Nitekim bu övünç ve gurur(!) Rusya’da daha da ileri boyutlardadır ve haberlerden aşina olduğumuz “Rus saldırganlığı” buradan neşet etmektedir. Maffios bir mefhum (aile, oligark yahut bir şahıs etrafında bir araya gelme) söz konusu olduğunda, işin içine silah ve birliktelik girer, “müsellah toplum” söz konusudur. Silahı yaşayışının ve icraatlarının içinde tutan bu yapı, insanları dönüştürmede ve güdülemede “maffios ahlak”a dayanır. Maffios ahlak, kan bağı ya da ahitleşmeye dayalı bir dayanışmadır ancak örfi-yerel olmasının dışında, artı o zümreyi yönlendiren ve şekil veren bir mekanizmadır da.

Ahlak burada herkes için değil namı olan, racon bilen, gücü taşıyabilen kimseler için geçerlidir. Bu noktadan itibaren “maffios fayda” bağlamında icraat gösterir. Gücünü, konumunu, işlevini yitirenler için işlemez. Çift karakterlidir ve iyi-kötü kavramlarından uzaktır. Ahlakı uygulayanlar için muhataplarının iyiliklerinin, varlıklarının önemi, kullanılıncaya yahut işleri bitinceye kadardır. Daha sonra tasfiye kaçınılmazdır. Bu tasfiye en adi metotlarla, aleni şekilde gerçekleşebilir. Zira “maffios zihniyet” yahut “ahlak” şu döngüde işler: “köprüyü geçene kadar” ayıya dayı demek, köprü geçildikten sonra ayıyı halletmek, yeri geldiğinde ayının halledilmesinde yardımcı olsun diye hasmı hısım bellemek, onun da işi bitince devreden çıkarmak. Bu döngü ta ki o ahlakı taşıyanın da başkasının “maffios ahlak” döngüsüne maruz kalıncaya dek sürer.

Mafya tarihi bu döngünün sayısız örnekleriyle doludur, filmlere ve romanlara konu olmuştur. Bu sadece mafya için geçerli değildir, maffios havzada görülen farklı suç altkültürlerinde de söz konusudur. Mesela yeniçeri zorbalarının önce kapukulu zorbalarıyla sonra kendi aralarında “kapışmaları” meşhurdur. Eşkıyaların ancak kendilerine benzeyen başka eşkıya çetelerinden korkması ve çoğunlukla kendi gibi olanlardan ölüm bulmaları sözlü kültürde dahi yer etmiştir.

Bu döngüye dahil olmanın, biat etmenin, Moskova’nın belirli planlarına hizmet etmenin bedeli açıkça ortadayken, haraç vermenin, biat etmenin ölümden farksız olduğu ortadayken, gözü kapalı Rusya’ya yanaşmaktan bahsedenleri yukarıda adını verdiğim Kemal Tahir’in “Rahmet Yolları Kesti” romanından bir alıntıyla baş başa bırakıyorum: “Adam kurt gibi kovalana kovalana kıyıcı olur. Kıyıcı adamdan da bir vakit hayır gelmez…”

QHA

Yasal Uyarı