Ermenistan’ın Kırım ile ne alakası var diyebilirsiniz. Günümüzde karşılıklı bağımlılık o kadar çok arttı ki bir ülkede yaşanan krizler diğer ülkeleri etkiliyor. Bu yüzden şu günlerde Ermenistan ve Azerbaycan arasında yaşanan kısa süreli sınır savaşının Rusya’nın “Yakın Çevre” Politikası ile Avrupa Birliği’nin “Doğu Ortaklığı” politikaları ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Ermenistan, Karadeniz, Kafkasya ve Rusya’nın Arka Bahçe politikalarının en önemli piyonlarından biridir. Bu yüzden Kırım’daki gelişmeleri anlamak için Ermenistan’a daha yakından bakmak gerekir. 

Ermenistan’ın Kırım ‘a bakış açısını şu iki olay ortaya koyar sanırım. İlk olay, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Kırım için işgalinden sonra yapılan oylamadır. Soğuk Savaş döneminde BM Güvenlik Konseyi birçok uluslar arası kriz ve çatışma durumunda veto hakkının kullanılması sebebi ile kilitlenmiştir. Bunun üzerine BM Genel Kurulu “Barış için Birleşme” adlı 03 Kasım 1950 tarihli (377A) kararını almıştır. Bu karar kısaca, BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin veto hakkını kullanması sebebiyle, BM asli görevi ve sorumluluğu olan uluslararası barış ve güvenliğinin sürdürülmesini tehlikeye girmesi halinde Genel Kurul’un gerekli tedbirleri alması için karar alması gerektiğini belirtmektedir. Genel Kurul bu durumda iki durumda acil olarak toplanabilir. Birincisi, BM Güvenlik Konseyi’nin yedi üyesinin olumlu oy kullanmasıdır. İkinci durum, 193 üyesi bulunan BM Genel Kurul’unun çoğunluğu tarafından acil toplantı çağrılmasıdır. Genel Kurul, Kırım’ın işgalinin ardından bu “Barış için Birleşme” kararı gereği yetkisini kullanarak olağanüstü toplanmıştır. 27 Mart 2014 tarihli toplantıda alınan karar, Ukrayna’nın Toprak Bütünlüğü” başlıklı ve Kırım’ın yasadışı ilhakı ile ilgilidir. Genel Kurul’daki oylamada 100 üye olumlu, 59 üye çekimser ve 11 üye olumsuz yönde oy kullanmıştır. Olumsuz oy kullanan üyeler arasında Ermenistan’da bulunmaktadır. 

İkinci olay, AB “Doğu Ortaklığı”, Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesine verdiği yanıt, Mayıs 2015’te Riga’da yaptığı toplantıda belirlenmiştir. Beklendiği üzere bu toplantıda Kırım’ın Rusya tarafından işgal ve ilhakını kınayan karar tasarısını Ermenistan ve Belarus imzalamayı reddetmiştir. (Grigas, 2016, s. 236). Aslında bu toplantı bu iki ülkenin Rusya ile ilişkilerini riske etmek istemediğini ve AB ile yakınlaşmayı bir süreliğine buzdolabına kaldırmayı istediklerini göstermiştir. Ermenistan, Güney Kafkasya’da Rusya’nın en önemli müttefiki iken Belarus, Rusya açısından Avrupa’daki son kalesi ve Slav kardeşliğinin simgesidir. 

Ermenistan’ın Batı ile ilişkilerinde en önemli unsur, AB bu bölgede uyguladığı “Doğu Ortaklığı” politikasıdır. Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan 2008 Altı Gün Savaşı sonrası AB bölgede daha proaktif dış politika izlemeye karar vermiştir. Haziran 2010’da üç Güney Kafkasya devleti ile AB arasında “Doğu Ortaklığı” ve “ayrıcalıklı ortaklık” görüşmelerini başlatmıştır. Polonya ve İsveç tarafından önerilen “Doğu Ortaklığı” üç Güney Kafkasya devleti (Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan) yanında Ukrayna, Belarus ve Moldova’yı içermektedir. Burada amaç, bu altı ülkeye AB Acquis özellikle ticaret, adalet ve içişleri konusunda benimsemeye yönelik adımlar atmalarını sağlamaktadır. Ermenistan özellikle 2013 yılında AB ile “ayrıcalıklı ortaklık” anlaşması imzalamaya yaklaştığında Moskova Erivan üzerinde büyük diplomatik baskı kurmuş ve medya aracılığıyla psikolojik savaş başlatmıştır. Rus medyası bir yandan Ermenistan’ın iç politikasında çok önemli yere sahip olan Dağlık Karabağ’ı kullanarak AB ile yapılacak bir anlaşmanın “Dağlık Karabağ’ı satmak” anlamına geldiğine vurgu yapmaktaydı. Temmuz 2013’te emekli Rus büyükelçi Kovalenko’nun açıklamaları Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlılığını göstermektedir: “Ermenistan Rusya ile birlikte yaşayabilir ya da hiç yaşayamaz yok olur.” 
Ermenistan’ın Rusya ile Batı ile ilişkisi ilginç özellikler göstermektedir. Bir yandan Güney Kafkasya’da Rusya’nın en önemli müttefiki ve stratejik ortağı olan Ermenistan öte yandan özellikle Avrupa Birliği (AB) üzerinden Batı ile iyi ilişkiler geliştirmenin yollarını aramaktadır. Ermenistan, Rusya’nın Belarus ile birlikte en sadık müttefiklerinden biridir. Ermenistan, Avrasya Ekonomik Birliği’nin diğer Rusya’nın yakın müttefikleri olan Belarus, Kazakistan, ve Kırgızistan ile üye olmuştur. Ermenistan’da hala Rusça önemli bir dildir. Ukrayna ile Kırım’da Rusya’nın en önemli sürtüşme konusu olan Akyar (Sevastapol) gibi üsler Ermenistan’da bulunmaktadır. Kısaca, Rusya’nın Kırım’da olduğu gibi başka bir devletin topraklarını işgal etmesine gerek yoktur; çünkü Rusya Ermenistan ve Belarus’un dış politikasında çok büyük etkiye sahiptir. 

Ermenistan ile Rusya arasında 1997’de imzalanan anlaşmaya göre, Rusya Federasyonu yirmi beş yıllık süreliğine Ermenistan’da askeri üslere bulundurma hakkı elde etmiştir. Buna karşılık, Rusya Ermenistan’ın uluslararası güvenliğini garantörü olacaktır. 2001 yılında iki ülke on yıllığına ekonomik işbirliği anlaşması imzalamıştır. Eylül 2003’te imzalanan anlaşmaya göre ise Ermenistan’ın tek nükleer santrali olan denetimi Rusya’ya verilmiştir 2011 yılının Nisan ayında Ermenistan Parlamentosu tarafından onaylanan anlaşmaya göre, Rusya sayıları dört bin ve beş bin arasında değişen askerlerinin bulunduğu Ermenistan’daki Rus üslerinde 2044 yılına kadar kalabilecektir. Bunun yanında Rusya Ermenistan’ın güvenliği garanti almanın dışında önemli nokta, bu üsleri gerekirse Rusya Ermenistan dışında yapılacak operasyonlarda kullanabilecektir.

Kısaca, Rusya “çifte çevreleme” (double containment) politikası uygulayarak Türkiye’yi bir yandan Kırım üzerinden diğer yandan Suriye üzerinden çevrelediği tezini ortaya atmak gerekir. Bu çifte çevrelemenin önemli bir ayağı, Rusya-Ermenistan ittifakı ve bunun başta İran olmak üzere Irak gibi ülkeleri de bu çevreleme politikasıdır.

11 Eylül sonrası dünyada küresel terörizmle mücadele söylemi ile Rusya ile ABD yakınlaşması ve bunun sonucunda Kafkasya ve Karadeniz coğrafyasında özellikle Ermenistan bağlamında Rusya’nın etkisinin artırması sonucu Kırım’ın ilhakına giden süreç daha iyi anlaşılabilir. Bu bağlamda, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmayı ve Ermenistan ile Türkiye arasındaki yakınlaşma çabalarını yakından takip etmek gerekir. Kelebek etkisi teorisine göre, dünyanın herhangi bir yerindeki kelebeğin kanadının hareket etmesi dünyanın başka bir yerinde kasırgaya yol açabilir. Bu yüzden özellikle Rusya’nın içinde olduğu Suriye ve Dağlık Karabağ çatışmalarındaki gelişmeleri yakından takip etmek ve bunun Kırım ve Kırım Tatarlarına olası etkilerini analiz etmek gerekir. Dağlık Karabağ’da yaşanacak bir savaş Kırım’ı nasıl etkiler? Ermenistan’ın Rusya’ya daha da yakınlaşması ile Kırım’daki Rus askeri varlığının Ermenistan’daki beş bine yakın Rus askerinin konuşlanması nasıl değerlendirilmelidir? 

 

QHA

Yasal Uyarı