(Yazının birinci bölümü için bkz. Diaspora'yı Anlamak)

Diasporaların oluşum süreçleri pek çok sebep ve etkene dayanır. Kimi diasporalar daha çok sosyo-ekonomik nedenlere dayalı olarak oluşur. Bu nedene dayanarak oluşan diasporaların oluşumu çoğunlukla onu oluşturan kişi ya da kişi gruplarının kendi iradi davranış ve kararı ile gerçekleşmiştir. Amerika ve Avrupa kıtasına daha müreffeh bir hayat, iş ve güzel bir gelecek kurma ümidiyle göç ederek yerleşen diasporalarda olduğu gibi. Bu diasporalara Amerika’daki Çin, İtalyan, Ukrain, İrlandalı ve sair halklardan oluşan grupları örnek verebiliriz. Avrupa’ya çalışmak için giderek yerleşen Türk işçileri de geçen zaman içinde Avrupa’da ve hatta dünyanın diğer ülkelerinde geniş bir Türk diasporası oluşturmuştur. Sosyo-ekonomik nedenlerle oluşan bu diasporalar sıkça rastlanan diaspora türüdür.

Ancak, Kırım Tatar diasporası dünya üzerinde örneğine daha az rastlanan diasporalardandır. Kafkas halkları, Doğu Türkistan diasporalarında olduğu gibi Kırım Tatar diasporası da sosyo-ekonomik sebeplerle yani iradi bir karar ve davranışla değil tam aksine yabancı bir gücün zorlaması ile oluşmuş bir diasporadır.

Rusya, Kırım’ı işgal ettiği andan itibaren Kırım’ı Tatarsızlaştırma ve tamamen Ruslaştırma politikasını da başlatmıştır. Onsekizinci yüzyılın imkânları çerçevesinde bu politika Kırım Tatarlarının mal ve mülklerine el koyma, din değiştirmeye zorlama, eğitim imkanlarını ortadan kaldırma, köleleştirme, toplum önderlerini yok etme ve sair yöntemlerle yürütülmüştür. Bu uygulamalar kısa sürede amacına ulaşmış, Rus devlet terörü Kırım Tatarlarının artık Kırım’da dinî ve millî inançlarını yaşayamayacakları düşüncesini insanlara kabul ettirmiştir. 

İşgali takip eden ilk elli yıllık dönemde küçük sayılar ve gruplar halinde başlayan Kırım Tatarlarının zoraki göçleri, Kırım Savaşı’nın (1853-1856) akabinde Rus rejiminin Kırım’da varlığını sağlamlaştırmak gayesiyle Kırım Tatarlarına uyguladığı baskıları arttırması ile kitlesel hale dönüşmeye başlamıştır.

Rus rejimi ilk kez Kırım Tatarlarının sürgünü konusunu o tarihlerde gündeme getirmiş ise de yeterli teknik altyapının olmaması Kırım Tatarlarının Kırım’dan topyekün sürgünü projesini 80 yıl kadar ertelemiştir.

93 Harbi olarak bilinen 1876-77 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Osmanlı Devletinin aldığı ağır mağlubiyet Kırım Tatarlarının umutlarını neredeyse tamamen söndürmüş ve Kırım dışına göçlerinin son büyük dalgalarının oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Bu son büyük göç dalgası ile Kırım dışına çıkan Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğu zaten o tarihe kadar Rus politikaları ile topraksızlaştırılmış, yoksullaştırılmış, eğitimsiz bırakılmış, evsizleştirilmiş, zorla Ruslaştırma, din değiştirme, askere alınma uygulamalarına maruz bırakılmış Kırım Tatarlarıydı.

1783’den sonra başlayan bu göçler adı konulmamış ve 18 Mayıs 1944 Büyük Sürgününün öncesindeki sürgünlerdi. Ve esasında bu sürgünlerde Kırım’dan sürülen Kırım Tatarlarının ne sayısı ne de bu sürgünlerde hayatını kaybedenlerin miktarı hesaplanamadığı gibi pek de gündeme getirilmedi.

Adına hâlâ sürgün denilememiş bu zoraki göçlerde çeşitli tahminlere göre 1 milyondan fazla Kırım Tatarı kara ve deniz yolu ile evlerini, akrabalarını, komşularını ve çok daha önemlisi vatanlarını bırakarak Kırım dışına çıkmak zorunda kaldı. Pek çoğu yanlarına ancak yolculuk boyunca idare edebilecekleri, taşıyabilecekleri, arabalarının taşıyabileceği ya da tıka basa bindikleri gemilerin kabul edebileceği miktarda eşya ve varlıklarını alabildiler.

Binlercesi çıktıkları göç yolculuğunda yaşlılıktan, hastalıktan, yorgunluk ve yetersiz beslenmekten ya da Karadeniz’de batan gemilerde hayatını kaybetti. 

Rahmetli Dr. Ahmed İhsan Kırımlı’nın kendi dedelerinin göç hikayesinde şöyle bir anekdot vardır. Bütün aile göç yolculuğu için hazır olduğunda dedeleri çocuklarını ve torunlarını bir araya toplar ve onlara der ki: “Evlatlarım. Ben vatanda kalacağım. Mezarım bu köyde olacak ve o mezarın üzerinde çiçekler çıkacak. Ve bir gün neslimden torunlarım mezarımın üstünde çıkan o çiçekleri koklamak için geri dönecek!”

O yıllarda Kırım’ı bırakıp gitmek zorunda kalanlar yanlarına bir de “vatana dönebilme” umudunu almıştı.

Göç menziline ulaştıklarında olanlar mı? O hikâyelere de bir sonraki yazıda değinelim.

QHA

Yasal Uyarı