Bugün 26 Kasım 2017. Yüzyıl önce bugün 26 Kasım 1917 idi. [Yeni takvime göre 9 Aralık'a tekabül etse de bu günü çağrıştırması açısından 26 Kasım ibaresi kullanılmıştır] Ne olmuştu tam o tarihte, bakalım mı birlikte?

Sizleri zamanda kısa yolculuğa davet ediyorum. Bundan tam 100 yıl öncesine ve biraz daha kuzeyimizdeki bir coğrafyaya, ata toprağım Kırım’a benimle birlikte gelmenizi istiyorum. Çünkü sizi çok önemli bir kadınla tanıştıracağım. Kırım’da başlayıp tüm Rusya’ya yayılan Türk Kadın hareketinin lideri Şefika Gaspıralı bu kadın. İsmail Gaspıralı’nın kızı Şefika Hanım. İki yıldır hayatını araştırdığım ve adına kitap yazdığım kişi. 

Bir koltuğa kaç karpuz sığar? Şefika Hanım sadece bir kadın hareketi lideri değil dünyada basılan ilk kadın dergisinin editörü, ünlü Tercüman gazetesinin yazarlarından, anaokulu eğitimcisi, Kırım Demokratik Cumhuriyetinin milletvekili ve Meclis Başkanlık Divanının beş üyesinden biri, aynı zamanda Azerbaycan Cumhuriyetinin Başbakanlarından Nesip Yusufbeyli’nin eşi ve iki çocuğunun annesi. 

Şefika Hanımın başını çektiği Türk Kadın hareketi o denli başarılı ki neticesinde kendisi ve dört kadın yol arkadaşı bundan tam 100 yıl önce 26 Kasım 1917’de çiçeği burnunda Kırım Cumhuriyetinde milletvekili seçiliyorlar. Dikkatinizi çekerim; yıl 1917. O yıllarda kadınların seçilme hakkı sadece Finlandiya ve Kırım’da var. Bugünün pek medeni geçinen ülkelerinin hiç birinde bu yokken Türk kadınları erkekleri ile omuz omuza mecliste. 

Bağımsızlık ve aydınlanma mücadelesiyle, savaşla, hasretle, aşkla, ihanetle yaşanmış, kâğıtla kalemi silah seçmiş inanılmaz bir hayat öyküsü var Şefika Hanımın. Şimdiye dek çoktan romanlaştırılıp, filme çekilmiş olması gereken, kadın hakları için mücadele veren herkesin okumuş ve feyz almış olması gereken. Eminim kendisi o pek medeni ülkelerde yaşamış biri olsaydı çoktan okumuş ve izlemiştik bu hayat öyküsünü. Oysa Türkiye’de Şefika Hanımı bilen, duyan o kadar az insan var ki. İnsanın yüreği burkuluyor. Biz Türkler çok mu alçakgönüllüyüz? Övünmek ayıp olduğundan mıdır bu denli övünç kaynağı şahsiyetleri hak ettikleri kıymeti vererek gözler önüne çıkarmıyoruz? Yoksa “Söz uçar yazı kalır”a mı gelip bağlanıyor her şey? Yazmayı mı sevmiyoruz biz? Bu yüzden mi unutulup gidiyor veya gidecek değerlerimiz? Olmasın öyle! Öyle olmasın diye, çorbaya bir çimdik tuz atabileyim diye romanını ben yazmış olmak istedim Şefika Hanımın. Ne çileli bir hayatta neler başarılabilirmiş herkese duyurabileyim diye. Küçücük mevzulardan depresyona girip hayata küsen günümüz aydınlarına antidepresan dışında bir şey reçete edebileyim diye.  

Biz romancılar uzun lafı severiz ama şimdi daha fazla uzatmadan sözümün özüne geleyim. Demem o ki; biz bu Cumhuriyetin yetiştirdiği aklı başında, ilim irfan sahibi geçinen insanlar ve bu insanların yarısını oluşturan kadınlar olarak ülkemize olan borcumuzu, aydın nesiller yetiştirerek ödemek zorundayız. Bunu nasıl yapacağımızı da kendimiz bulmak durumundayız. Ebeveyn olarak, öğretmen olarak, eğitimci olarak, yazar olarak, tarihçi olarak, sanatçı olarak adın siz koyun. Ama bilin ki en çok adam olarak ve adam gibi adamlar yetiştirerek...

QHA

Yasal Uyarı