Bir Ramazan ayı bitip o beklenen bayramlara kavuşmak üzereyiz. Gelin kafamızı kaldırıp etrafımıza bakalım. Peygamber efendimizin ilk namaz kıldığı Mescid-i Aksa esir bir kent.Arap Ligi Kudüs’ü kurtarmanın derdinde değil birbirlerine girmiş durumdalar. 1949 yılından bu yana Çin Halk Cumhuriyeti sınırları altında kalan Doğu Türkistan’daki 30 milyon kardeşimizin dindaşımızın soydaşımızın dini ve milli kimliklerinin korunması noktasında hür dünyadaki bizlerin maddi ve manevi desteklerine ihtiyaçları var. Tarihi Türk-İslam yurdunda soydaşlarımızın “onurlu yaşam için” verdikleri var olma mücadelesi karşısında medeni dünyanın özellikle Türk-İslam dünyasının  BM, Uluslaraarası teşkilatlar hatta Pekin yönetimi nezdinde kayıtsız ve sessiz kalması kabul edilir bir durum değildir. Unutulmamalıdır ki, Ata topraklarındaki 35 milyon Müslüman Türkün insani değerler çerçevesinde yaşam sürmeleri, bölgenin de istikrara kavuşmasına neden olacaktır. Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerde, Ankara’nın kardeş Türk Cumhuriyetleri ile ortak politika geliştirerek, ortak hareket etmeleri Türk dünyasının milli çıkarları gereği olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

 

Afganistan

“Güney Türkistan” olarak adlandırdığımız Afganistan’da yaşayan Özbek, Türkmen soydaşların yıllardır çözülemeyen sağlık, eğitim ve güvenlik alanındaki sıkıntıların çözüme kavuşturulması önemlidir. Somali’yi anlıyorum, Afrika’daki sıkıntıları da kabulleniyorum. Ancak inanın Afganistan’da soydaşlarımızın yaşadıklarının Afrika’dan bir farkları yok... Onların da doktora, onların da su kuyularına, onların da okula, onların da insanca yaşamaya hakları olduklarını ve en önemlisi de onların bizden olduklarını, kardeşlik hukukumuz olduğunu hatırlatmak istiyor ve hayırsever dostları, kuruluşları Afganistan’daki soydaşlarımızın dertlerine derman olmaya davet ediyoruz.

 

Karabağ

Ermeniler tarafından işgal altında tutulan ve AB’nin, BM’in dahi işgali tescillediği Karabağ’dan sürülen yüzbinlerce “kaçkın”, on binlerce soydaşımız ata topraklarına, doğup büyüdükleri evlerine dönecekleri günü bekliyorlar. Ermenilerin Karabağ’da, Hocalı’da yaptıkları insanlık dışı zulüm unutulmamalı ve haksız Karabağ işgali karşısında tepkiler hiç dinmemelidir. Bu noktada bağımsız Türk Devletlerinin, Özerk Türk Cumhuriyetleri yönetimlerinin uluslararası siyasi platformlarda Azerbaycan’a destek olmaları ve Ermenistan’ı her alanda yalnız bırakmaları önem arz etmektedir.

 

Vatan Kırım

Sıkıntı içindeki bir diğer coğrafyamız da  daha önce Ukrayna sınırları içinde kalan, son 3 yıldır da Rusya Federasyonu’nun egemenliği altına alınan “Kırım Özerk Bölgesi”dir. 1944 yılından bu yana Türk oldukları için, Türkiye yanında yer aldıkları için sürgün hayatı yaşamaya mecbur bırakılan on binlerce Kırım Tatarının hak ve hukuklarının korunması noktasında Türk Cumhuriyetleri’nin diplomatik olarak sahip çıkmaları, özellikle Rusya Federasyonu içindeki Başkurt ve Tatar Cumhuriyetleri yönetimlerinin, Moskova nezdinde girişimde bulunmaları hepimizin ortak beklentisidir.

 

Türkmenler

Suriye ve Irak’ta yaşayan Türkmen kardeşlerimizdir. Bin yıldır bu topraklarda yaşayan yaklaşık 5 milyon Türkmen kardeşimizin milli kimliklerini koruma noktasında verdikleri insani mücadeleye destek olunması milli ve vicdani bir borçtur. Süleyman Şah kabri vasiyeti üzeri, olması gereken yere tekrar taşınması arzumuzdur. Kerkük Kalesi ve diğer Osmanlı yadigarlarının TİKA tarafından aslına uygun restore edilerek kazandırılması beklentimizdir. Telafer ve Musul’dan; Bayır-Bucak ve Halep’ten evlerini terk etmeye mecbur bırakılan Türkmenlerin topraklarına geri dönüşleri sağlanmalı, kaybettikleri hak ve hukukların telafi edilmesi için Ankara, diplomasiyi zorlayarak hukuki girişimlerde bulunulmalıdır. Türkmeneli ve Bayır-Bucak bölgelerinde yaşayan soydaşlarımızın her türlü hak ve hukukunun Ankara’nın garantisi altında olduğu gerçeği, milli politikamızın olmazsa olmaz unsuru olarak deklere edilmelidir. PKK ve PYD nasıl dış güçler tarafından destekleniyor ve silahlandırılıyor ise, bölgedeki Türkmenlere de Ankara tarafından her türlü destek verilerek örgütlenmeleri sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, sınırımızın öte yakasındaki Türkmenler, güneydoğu Anadolu’nun sigortasıdır. Kerkük “Urfa” demektir. “Halep”, Antep demektir.

 

Yavru vatan Kıbrıs

1974 yılından bu yana küresel sorun olarak gündemde yer alan Kıbrıs meselesinde Türk tarafının mağduriyeti, haklı talepleri hukuki gerekçeleriyle birlikte Türk Devlet ve Topluluklarına aktarılmalı; Türk Devlet ve Topluluklarının kardeş Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ticari, kültürel ve sportif alanlarda işbirliği içinde olmaları teşvik edilmelidir. Bir kaya parçası olsa dahi Ege Denizi’nde burnumuzun dibindeki adalardan vazgeçmemiz mümkün değildir.

 

Kafkaslar

Nogayların yüzyıllardır olduğu gibi, Dağıstan topraklarında barış ve huzur içinde yaşamlarını sürdürmeleri, bu kardeşlerimizin hak ve hukuklarının teminat altına sağlanması temel arzumuzdur... Terekeme-Karapapaklar, Ahıska Türkleri, İran’daki Kaşgaylar ve Sahra Türkmenleri ile Güney Azerbaycan’daki soydaşlarımızla her alanda ilişkilerin kurulması teşvik edilmelidir... Balkanlarda; Saraybosna’da, Makedonya’da, Kosova’da, Bulgaristan ve Romanya’da yaşayan soydaşlarımız ve bu topraklardaki tarihi mekanlarımız Osmanlı’nın emaneti olarak korunmaya devam edilmelidir.

Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan kardeş Türk Cumhuriyetleri ile her alanda ilişkilerin geliştirilmesi hem “kardeşlik hukukumuz”, hem de “milli menfaatlerimiz” gereğidir... Özbekistan ile geçmişten bu yana var olan pürüzlerin giderilmesi arzumuzdur... Kazakistan’ın “Merkezi Asya Birliği” projesine destek verilmelidir...

Kardeşler arasında uzun süreli “küslük” olmaz, olmamalıdır... Kardeşler arasında “rekabet” olur, ancak “ihanet” olmaz, olmamalıdır... Kardeşler arasında elbette “denetim” olur, ancak “vize” olmaz, olmamalıdır. Hayırlı bayramlar

QHA

Yasal Uyarı