Her iki Roma’nın zamanında, bir dönemler bozkırdan gelebilecek olası tehditleri bertaraf etmek için, genellikle bir başka bozkır unsuruyla ittifak yapılırdı. Benzeri duruma Kırım Hanlığı hasebiyle Osmanlı tarihinden de aşinayızdır. Ancak Osmanlı örneğinin kendine özgü bir dinamiği vardır. Burada bozkırdan gelme iki benzer unsur, şimalden inen bir tehlikeye karşı -bir anlamda Türk varlığının korunması yönünde-, hayatta kalma hedefi çerçevesinde birbirine tutunmuştur. 

Osmanlı ve Kırım arasındaki “Bozkır Dengesi” alelade bir ittifaktan da öteydi. Çoğu zaman Kırım Hanlığı’nın dikkat çektiği ve Osmanlı’nın çöküşündeki rolü tartışılmaz olan Rusya’nın oluşturduğu tehdidi gündeme getirdiği, kuzey cephesinin hayatiyetini vurguladığı bir can damarıydı.

Kırım Hanlığı’nın işgale uğramasından çok sonra bile bu denge farklı uzantılarda yaşadı, Türkiye’deki milli mücadelede, Cumhuriyetin inşasında hep rol oynadı. Bugün “bozkır dengesi” son yıllardaki gelişmelere binaen biraz daha uluslararası hale geldi. Bozkırın en ön safında, şimalden gelen tehlikeye büyük oranda ilk elde maruz kalan Kırım Tatarları,  yine bu tehlikeye dikkat çekmede, insanları uyarmada en önde.

Son birkaç haftadır Kırım Tatar diasporasının, hülasa Kırım Tatarlarının uluslararası politikadaki rolüne değinen açıklamalar, “laf ola beri gele” kavlinden beyanatlar değildir. Gerçekçi bir durum tespitidir ki bugün Avrupa siyasetinde de, ABD siyasetinde de, Türk siyasetinde de, bilhassa Ukrayna siyasetinde muhatap kabul edilmesi, Rusya’nın bile korkutma ve manipülasyonla etkilemeye çalışması bu rolün ehemmiyetini göstermektedir.

Bozkır dengesinde hala değişen bir şey olmasa da, kâh Rusya’nın propaganda faaliyetleri nedeniyle, kâh reel politik hususların kısa vadeli değerlendirilmesi nedeniyle zaman zaman zayıflayabiliyor. Kırım Tatarları protestolarla, bildirilerle, broşürlerle, sosyal medya ile her alanda bu korkunç yükü omuzlarken, ya bir politikacının ya da gazetecinin ilgisizliğiyle, hiç olmadı Kırım’ın işgalini oldu bittiye getirme tavrıyla karşılaşabiliyor.

Kırım Tatarlarının mücadeleleri hayatlarıyla bağlı olduğundan mücadeleleri ilelebet sürecektir. Kırım Tatarları işgalden önce de Kırım’daki Rus çetelerinin hedefi olduğundan neredeyse yüz yıllardır süregelen bir baskı mekanizmasında hedef konumundadırlar. Bununla birlikte “bozkır dengesi”nin diğer ucunda duranların, şimaldeki tehlikenin kendini unutturmasının yol açabileceği tehlikelere karşı koyabilmesi ne şekilde mümkün olacaktır meçhul. Kırım meselesinin oynadığı kilit rolün herhangi bir şekilde gözden çıkarılması bozkır dengesinin neden var olduğunu tekrar hatırlatacaktır belki ama çok geç olması tehlikesi hep yerini koruyacaktır.

Bugün Rus işgali altındaki Kırım’a ses vermeyen, “Ukrayna yahut Rusya ne fark eder” diyen, kısa vadeli politikalar açmazında hareket etmeyi yeğleyenler, kuzeydeki tehlikenin uzun vadeli planlarındaki hedefler olduklarını unutmamalıdırlar. Belki sınırlardan içeriye tek bir mermi atmayacaklardır, ama her türlü terör şebekesine, oluşumuna imkân verecekleri (Avrupa’dan Ortadoğu’ya radikal silahlı unsurlarla olan irtibatları dikkate alınmalıdır) açıktır. Tedbir, yangın çıkmadan önce alınmalıdır. Yangın sırasında alınacak tedbirde rüzgârın ve yangının merhametine kalınacağı muhakkaktır

QHA

Yasal Uyarı