Başbakan Binali Yıldırım bir konuşmasında ikinci kez “Tatarı gitti, beteri geldi” gibi bir ifade kullanarak darbeci fetöcüler hakkındaki fikirlerini bir örneklemeyle anlatmaya çalıştı. Birçok Kırım Tatarı galeyana gelerek bu konuşmayı protesto etmeye çalıştı. Oku hedefe değil de sağa sola rast gele atan bu şahıslar tabii ki sonuçtan bir fayda elde edemediler. Sayın Binali Yıldırım birkaç kez daha bu sözü kullanırsa muhtemelen 'titreyip' kendimize döneceğimizi tahmin ediyorum. Bir kısım içlerinde 'Kırım Tatarı' olduğunu tahmin ettiğimiz kişiler ise kast edilenin Moğollar olduğu onun için alınmamamız gerektiğini ifade ettiler. Kısaca bu karmaşık süreçte benim takıldığım bazı noktalar oldu.

1-Bu süreçten yararlanmaya çalışan bazı gruplar hemen Kırım Tatar STK'larını pasiflik ve iş bilmezlikle suçladılar. Başbakana iki satır yazıp olayı protesto etmek yerine “niye yapmıyorlar”, “zaten sizden bir numara olmaz” mantalitesi ile kendi kurumlarını suçlama yolunu seçtiler. Amacın üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olduğunu zaten bildiğimiz gruplar bizi gene yanıltmadılar. Arkasında kimin veya kimlerin olduğu bilinmeyen esrarengiz şahıs veya gruplar başbakanın bu sözünden prim yapma yolunu seçtiler. Kırım Tatarların gerçek gündemi yerine olayları sulandırarak hedefi şaşırtmaya çalışmanın kime yarayacağını iyi düşünmek gerekir. Kırım'ın Rus işgalinden sonra kaybolan gençlerinden, kapatılan meclisinden (KTMM), sürgüne gönderilen liderlerinden, el konulan binalarından, yasaklanan dini ve milli değerlerinden zerre kadar bahsetmeyen ve bu olaylardan haberi olmayanların protestoları timsah gözyaşı değilse nedir acaba?

2-Kamuoyu yaratmak ve sözü protesto etmenin en etkin yolu muhatabına ulaşmak olmasına rağmen gene kapalı devre sanal medya ile birbirimizle tartıştık durduk. Protestonun muhatabı olan kurum ve kişilerin ise muhtemelen ruhu bile duymadı. Sanal medyada konuşulup başlayan ve sanal medyada sonlanan protestoları sadece zaten durumu bilen bizler okuduk. Bu konuda sadece Eskişehir Kırım Derneğinin BİMER'e yazdığı mektup istisna tutulabilir. Kırım Tatar medya ve gündeminden bihaber kişilerin tepkileri de her zamanki gibi saman alevi mertebesinde gelip geçti.

3-Benim en garibime giden konulardan bir tanesi ise milli kimlik üzerine hiç kafa yormayan ve her fırsatta milliyetini reddeden kişilerinde sırf siyasi amaçlarla sözün muhatabını eleştirmeleri oldu. Yaşadığımız referandum sürecine paralel durumdan siyasi fayda elde etmeye çalışılması meselemize yarardan çok zarar getirecektir. En azından meselemizi sulandıracaktır. İyi niyetle yapıldığını düşünürsek bu arkadaşlarımızı 18 Mayıs mitinglerinde, Kırım'ın işgal yıldönümünü protesto mitinglerinde de görmeyi arzu ederiz.

4-Daha önce defalarca Viyana kuşatmasında hainlik yapan Tatarlar sebebiyle Osmanlının zayıfladığını zarar gördüğünü ifade edenlere karşı hiç bir elle tutulur sonuç elde edilememesine kafa takmayıp başbakanın sözünden alınmanın samimiyetini sorgulamakta fayda var. Hatta Türk dünyasının 'büyük' şairlerinden birisinin “Kırım Tatarları Viyana'da yaptıkları ihanetin bedelini 18 Mayıs 1944 tarihinde sürgüne gönderilerek ilahi olarak ödediler” demesine rağmen şairle sarmaş dolaş resim çektirmekten imtina etmediler. Her sene eylül aylarında yazacak konu bulamayan üçüncü sınıf köşe yazarlarının gündemi olan “Viyana ihaneti” meselesinden sonra boşa kürek çekeceğimiz ikinci bir gündemimiz de bu söz olacak gibi görünüyor. 

5-Organize olmayı bilmiyoruz. Her dernek, her STK ve her bireyimiz inançlı ve samimi olsa bile egosunu yenemiyor. Her zaman kendisinin ön planda olması gerektiğini düşünüyor. Prensiplerimizi ortak bir ideale çevirip maddi ve manevi varlığımızı güçlendirmek yerine aramızda kör döğüşüne çevirmeyi çok iyi becerebiliyoruz.
 
Bu şartlarda sonuç ortada. Hiçbir başladığımız işi bitiremiyor ve sonuç alamıyoruz

QHA

Yasal Uyarı