İngilizler “wig scratcher” yani peruk kaşıyıcısı demişlerdir ama düpedüz bitlerini kaşımak için kullandıkları için ben “bit kaşıma tarağı” diyeceğim. Kahvaltı çatalına benzeyen ama sapı oldukça uzun olan bu taraklar genellikle ya altından ya da fildişinden yapılırdı. 18. yüzyıl İngiltere’sinde yılda bir kez banyo yapılırdı. Asiller ise yılda iki kez yıkanırdı. Sebebini şöyle açıklıyorlar; üzerlerindeki kir, tenleriyle çevrede olan salgın hastalığa karşı bir tabaka görevi yapıyormuş ve böylece salgın hastalıklardan özellikle vebadan koruyormuş. Bu dönemde imparatorluğun asilzadeleri de erkek kadın farketmeksizin her gün peruk takarlardı ve hatta peruklarını  haftalarca hiç başlarından çıkartmayanlar da olurdu. Hal böyle olunca, bitlenmeleri kaçınılmaz olurdu ve bu bir ayıp değildi. Bizim eski İngiliz filmlerinden aşina olduğumuz kılık kıyafetler ve balolar, Jane Austen’ın da çok sevdiği uzun kış akşamlarında arkadaşlarıyla evlerde toplanarak değişik oyunlar oynayarak zaman geçirmek pek bir moda idi. Bu moda içerisinde centilmen erkeklerin de, kibar hanımefendilerin de ellerinde bu uzun saplı bit kaşıyıcı taraklarıyla yemek esnasında, balo esnasında, sohbet esnasında peruklarının içlerini ense kökünden kaşımaları olağandı. Eğer yolunuz İngiltere’ye düşerse, Bath şehrine giderek Number One The Royal Crescent müze evini ziyaret edip ‘The Lady's Bedroom’da bu bit kaşıma taraklarını görebilirsiniz.

İngilizler’in bir deyimleri vardır, “Leğendeki suyla birlikte bebeği de atma”. Mecazi olarak ne anlatılmak isteniyor diye boşuna beynimi zorlamışım. Mecazisi, gizli mesajı yokmuş meğer.  Eskiden leğene suyu doldururlarmış, önce ebeveynler bu suya girip çıkar sonra sırayla çocuklar aynı suyun içinde yıkanır, en son ise bebek yıkanır ve bu banyo suyu sokaktaki kanalizasyona akıtılırmış. Su oldukça kirli olmalı ki bazen içinde bebek olduğunu fark etmeden leğendeki suyu atıyorlarmış. Ben bunun birkaç yüzyıl öncesine ait bir uygulama olduğunu düşünürken, geçenlerde bir İngiliz arkadaşım kendi çocukluğunda da böyle banyo yaptıklarını söylemez mi? Hani bizim çocukluğumuzda sokaklarda top oynardık der gibi!

Şimdi bize gelelim. Kıpçak  Türkleri’ne  Avrupalılar  “Kuman”  derlerdi. Nitekim Avrupalıların yazdığı  Codex Comanicus, Kıpçak Türkçesi sözlüğüdür; Kıpçak   Türkçesi’ndeki kelimelerin 13. yüzyılda Avrupa’da ilim dili olarak kullanılan  Latince karşılıkları verilmiştir. Yeni baskılarında İngilizce vb. modern dillerdeki karşılıkları da eklenmiştir. Peki, Avrupa halkları, Kıpçaklara niçin Kuman adını vermişler, bu Türk kavmine ne sebeple Kuman demişlerdir?

Bilindiği gibi, Kırım Tatar lehçesinde “ibrik” yerine “kuman” kelimesi kullanılır. Yani kartbabalarımız, 13. yüzyılda ve daha da önceleri kişisel temizlikleri için suyu yanlarında taşırlardı. Yer değiştirmeleri gerektiğinde, yola çıktıklarında da suyu taşıdıkları kumanı, atlarının boynuna asarak her zaman yanlarında bulundurmuşlardır.

Biz tarih boyunca, gittiğimiz topraklara temizliği götürmüş, hamamlar, çeşmeler, kervansaraylar ve daha nice eserler bırakmışızdır. Maalesef, Türkiye dışındaki eserlerimiz yerle bir edilirken, Türkiye'deki kendi tarihimize bile doğru dürüst sahip çıkamıyoruz. Restorasyon çalışmaları yeterli olmadığı gibi elimizdeki üç-beş parçayı bile doğru dürüst sergileyemiyoruz. İstanbul’daki İslami Eserler Müzesine gittik birkaç ay önce. Tabağa benzer bir şeyler koyulmuş camekanın ardına, açıklayıcı ibare ise “reçellik”. Kalbim inceden bir sızladı. İngilizler tarihlerine öylesine sahip çıkmışlar ki, bit kaşıma tarağını bile övünerek sergiliyor, fildişinin, altının hangi koloniden geldiğini, kaç ayar altından olduğunu bile açıklıyorlar. İstanbul'daki eserlerimiz ise tek kelimeyle açıklanması yetmezmiş gibi bir çoğundan bu tek kelimeler de esirgenmiş. Etiketleri hazırlayan müzecilerimiz galiba AVM’lerde çok gezip, tabak çanakları çok inceliyor olmalı ki tarihi bir parçayı, kaçıncı yüzyıldan kalmış olursa olsun, bugünün gözüyle bakarak tek kelimeyle etiketlendiriveriyorlar. 

Kendi tarihimize sahip çıkmaz, tarih bilincimizi oluşturmazsak, korkarım ki daha otuz yıl öncesinde tüm aile aynı suyun içinde sırayla banyo yapan bu sözde medeni insanların karşısındaki duruşumuzu yitireceğiz! Aynen kadim dost, kadim düşman algımızı yitirdiğimiz gibi.

QHA

Yasal Uyarı